"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Ölümün penceresinden

“...Sonra annesi onu yurttan alıp eve götürdü...”

Eve?
Hangi eve?
Geçen hafta bir üçüncü sayfa haberi işte böyle bitiyordu.
Haberin üzerinde bir fotoğraf.../images/100/0x0/55eb413ff018fbb8f8b550f4
Bir kız çocuğu apartmanın en üst kat penceresinden sarkmış titreyerek bekliyordu.
Ölümün penceresinden bakmak işte böyle bir şeydi.
Korkunun eşiğine, hayatın pervazına ve şiddetin kıyısına sıkışıp kalmak böyle bir şey.
Nasıl mı?
Hayat anlatıyor bize nasıl olduğunu.
Sakarya’nın bir mahallesinde 14 yaşında bir kız çocuğu dakikalarca orada asılı kalmıştı.
Komşular arayınca polis geldi. Sonra itfaiye aracıyla kurtarıldı kız.
Polis sordu:
- Ne yapıyorsun kızım orada derdin ne?
Kız cevap verdi:
- Üvey babamdan kaçıyordum. Kapıyı arkamdan kilitleyip dışarıdan sarktım.
Bir tarafta dayak, şiddet, işkence, taciz...
Diğer tarafta ölüme asılıp kalmak.
Polisteki kayıtlara göre üvey baba madde bağımlısı. Sürekli dövüyor. Saldırgan...
Kızın ifadesi üzerine devlet araya giriyor. Ve kız bir yurda yerleştiriliyor.
Peki sonra ne oluyor?
Geldik mi yazının başına.
Haber şöyle bitiyor:
“...Sonra annesi onu yurttan alıp eve götürdü...”
Eve mi?
Hangi eve?
Dayaktan kaçarken penceresinden ölüme sarktığı ev.
Haber böyle bitiyor ama B.G.’nin hayatı şimdi nasıl devam ediyor bilmiyorum.
Eğer korktuğum gibiyse nasıl rahat uyuyacağız.
Yüzlerce “çocuk gelin” geceleri yorgan altlarında gizli gizli ağlarken...
Her gün bir taciz, bir şiddet daha yaşanırken...
Kars’ta karısını kemer tokasıyla döven adam elini kolunu sallayarak dolaşırken...
Tarla sahibinin tecavüz ettiği 13 yaşındaki kızı zehirli pideyle öldüren annenin kadınlığı töre mengenesinde ezilirken...
Nasıl uyuyabiliyorsak...
Yine öyle mi olacak yani?
Umarım korktuğum olmaz.
Sakarya’da bir apartmanın üst katından sarkıp...
Ölümün penceresinden bakan o küçük kızdan kötü bir haber almayız.
Alırsak üzülürüm, alırsak kırılırım. Göz göre göre, bile bile ağlarım...

Uçaktaki o yolcu

BARCELONA uçağında olanları yazdım.
Bir Azerbaycanlı “mühim kişi”nin hostesleri tehdit ettiğini aktardım.
Arkadaki bir yolcuyu zorla busines class’a geçirmek istiyordu.
Hostesler inanılmaz bir sinir savaşı yaşadılar.
Ama hiçbir şekilde nezaketlerini bozmadılar. 
Önce isim vermedim. O kişi çıkar özür diler diye bekledim.
Sonra o kişinin yolcu listesindeki koltuk numarasına göre kim olduğunu sorguladım.
Bendeki bilgi Mikayel Cabbarov olarak gözüküyordu.
Ancak Cabbarov “Ben değildim. Başkasıydı. Zaten olayı yazan Fatih Çekirge’nin o konuşmaları duyması imkânsızdır” dedi.
Oysa ben olanı biteni gözlerimle gördüm. Mikayel Cabbarov’un da o “sinirli diyalog” içinde olduğunu biliyorum.
Ve olay zaten inişten sonra THY’nin kabin amirliği tarafından rapor edilmiş durumda. Ayrıca benim duymama gerek bile yok. Çünkü artık resmi rapor var. 
Şimdi gelelim o kişiye...
Oradaki tüm yolcuların isim listesi ve koltuk numaraları da elimde.
Çoğu Azerbaycanlı.
Ama ben burada o isimleri yayınlayarak bir “haksız teşhir” yaratmak istemiyorum.
O “mühim kişi” kendisini açıklasın.
Yoksa zaten rapor var.
Neyse ki gazetecilik dünyanın her yerinde yine gazeteciliktir. Oradaki meslektaşlar arıyor soruyor.
Biraz bekleyip elimdeki listeyi onlarla paylaşırım.
Ben tanımazsam meslektaşlarım tanır.
O kişi de zaten ortaya çıkar.
Tabii burada asıl önemlisi, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun” zihniyetinin ortaya çıkmasıdır.

X