« Hürriyet.com.tr

Ölümsüzlüğün fotoğrafı

Hürriyet Haber
X
YABANCI kentlerin en çok sevdiğim yanı, aylaklıktır.Çünkü aylaklık, insanın, içindeki káşif ruhunu en çok tatmin eden hürriyetidir.O hürriyet, bazen insanı aklından bile geçirmediği sürprizlere götürür.Görünmeyen bir parmak, kafanızın en derin bilinçaltındaki tetiğe basar.Hop, kendinizi bir anda unuttuğunuz, daha doğrusu unuttuğunuzu sandığınız bir hatıranın önünde bulursunuz.İşte o an, hayatınızın aslında monogam bir süreç olduğunu, birçok insana, birçok eşyaya, mekána, duyguya ne büyük sadakatle bağlı kaldığınızı, lügatinizde ihanet maddesinin bulunmadığını keşfedersiniz.Aylaklık, insanın kendine ait en büyük hakikatleri keşfettiği yalnız anların kanaviçesidir.* * *Geçen ay, işte böyle aylak bir anımda, Berlin’in uzun caddelerinden ‘Kantstrasse’de yürüyordum.O afişi gördüğümde, görünmez parmak ruhumdaki en hafif tetiğe bastı.Nereden geldiğini bilmediğim bir emirle, yolun ortasındaki direklere asılmış pankartları izlemeye başladım.Yolculuk beni caddenin 49 numaralı binasının önüne getirip bıraktı.Binanın ana kapısından girip, arkadaki avluya çıktım.Avlunun ucunda ‘Camera Work’ yazan kapının önünde durdum.Burası sanat galerisiydi ve içerde James Dean’in fotoğraflarından oluşan bir sergi vardı.* * *İki insan var ki, ne zaman portrelerini görsem içimden şu soru gelir:‘Acaba ölümsüzlüğün fotoğrafı bu mudur?’Biri Arthur Rimbaud, öteki James Dean...Ama itiraf edeyim, bu afişte gördüğüm fotoğraf, bugüne kadar gördüklerimin hepsini kenara itip geçti.Yıllardır kendi kendime sorduğum soru cevabını buldu:Evet ölümsüzlüğün gerçek fotoğrafı budur.Ölümsüzlüğün kostümü de budur.Dekoru da, bakışı da.Ve ruhu da...* * *Hayatımın son 15 yılında, zaman zaman belli insanlara dönüyorum.Sanki gaipten gelmiş bir yıldönümleri listesi önümde duruyor.Zamanı geldiğinde, miadı dolduğunda beni uyarıyor. Elim kaleme gidiyor.Kendimi, İzmir’de akşamları babamla birlikte matbaadan eve dönerken buluyorum.Mezarlıkbaşı’ndan Basmahane’ye doğru yürürken, küçük meyhanelere uğruyoruz.Babam ayakta küçük bir tek atıyor.Bense sadece mezeleri tırtıklıyorum.Bazen kendimi, kayabalıkları gibi ölü taklidi yaparken buluyorum.Sonra ilahi bir sinyal geliyor ve canlanıyorum.Ve sorular başlıyor.* * *James Dean, benim için niye bu kadar önemliydi?İsyanlarımızın ilk idolü müydü?Yoksa sadece çok genç öldüğü için mi?Genç ölebilmek, bu kadar büyük bir kahramanlık mıdır?Cevapsız sorular bitiyor, fotoğrafı karşıma alıp bakıyorum.Sanki bugünkü gibi karşımda duruyor.Hepimiz öleceğiz, gideceğiz, o yine böyle kalacak.Rimbaud gibi yıllara, kasırgalara, tsunamilere dayanacak.Bu fotoğraf tek başına, ilahi gücün en katı kanununu bile çiğneyecek.Ceza da almayacak.Ne müebbet hapislere çarptırılacak, ne idamlara...Her şeye meydan okuyacak.* * *Kantstrasse’den uzaklaşırken kafam hálá karışık.Demek ki insan ne kadar genç ölürse, ölümsüzlüğe o kadar yaklaşıyormuş.Ve bu hakikati keşfetmek için ille de yaşlanmak gerekiyormuş.

Kaynak:

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Bütçe dostu kayak merkezleri
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Buz üstünde yoga
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Cennetin yansıması: Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
İçine giren canlıyı taşa dönüştüren korkunç göl
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
İki yıl önce ortaya çıkmıştı! Yeni adayı bekleyen büyük tehlike...