Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ölüm ve sürgün manzaraları

<B>‘Ölüm ve Sürgün’ </B>(İnkılap Kitabevi), benim sık sık başvuru kaynağım olan çok önemli bir kitabın adı. Justin McCarthy’nin bu çok değerli kitabının alt başlığı <B>‘Osmanlı Müslümanlarına karşı yürütülen ulus olarak temizleme işlemi, 1821-1922’</B>dir.

‘Ölüm ve Sürgün Manzaraları’ bugünkü yazımın da adı. Adını verdiğim kitaptan yazımın ana fikri için bazı alıntılar yapacağım.

* * *

1800’lerde, Arnavutluk’tan, Bosna’dan Karadeniz’e kadar bütün Güney-Doğu Avrupa’da (Yugoslavya, Yunanistan, Bulgaristan), Güney Rusya’nın bazı bölgelerinde ve Kuzey Kafkasya’da çoğunluğu Türk olmak üzere milyonlarca Müslüman yaşamaktaydı.

Bu bölgelerde 19. yüzyılda ortaya çıkan bağımsızlık ayaklanmalarında çoğu Türk olan milyonlarca Müslüman öldü, öldürüldü; milyonlarcası da bugünkü Türkiye’yi oluşturan ülkeye sığınmak zorunda kaldı.

‘1821 ile 1922 arasında, beş milyondan fazla Müslüman, ülkelerinden sürülmüş, atılmışlardı. Beş buçuk milyon Müslüman, kimi savaşlarda öldürülerek, diğerleri sığıntı durumunda iken açlıktan ve hastalıklardan canını yitirerek ölmüşlerdi.’ (S.1)

* * *

‘Gerçekte, tek yanlı tarih anlatımını yeni bakış açısıyla incelemek ve eskiden kalma eksikli bilgiyi değiştirmek, tarihçinin öz görevidir; kaldı ki, tarihin pek az alanında, yeni bakış açısıyla inceleme yapmak, Osmanlı halklarının tarihi alanında olduğu ölçüde gereklilik taşımaktadır. Yeni bakış açısıyla gözden geçirmenin sonucu olarak ortaya çıkan tarih, tedirgin edici tarihtir; çünkü o, Türkleri kurbanlar arasında göstermekle öyküyü anlatıyor; oysa Türklere uygun görülmesi ádet olmuş rol böyle değildir. Bu öykü, 19. yüzyıl ırkçılığının öteki uydurmalarıyla birlikte artık süpürülüp atılmasının gerektiği zaman çoktan gelmiş geçmişken hálá Amerika’da ve Avrupa’da tarih kitaplarında süregitmiş yaklaşımda yapıldığı üzere, Türk’ü, geleneksel olarak hayal edilen, asla kurban durumunda olmaksızın hep asan kesen kimliğiyle ortaya çıkarmıyor.’ (S. 2-3)

* * *

‘Zağra Müftüsünün Hatıraları’ adlı bir kitap var. Bu kitabı okuduğunuzu sanmıyorum. Zağra Müftüsü Hüseyin Raci Efendi’nin anıları... Bir zamanlar Tercüman Gazetesi ‘1001 Temel Eser’ dizisinde yayınlamıştı. Kitabın yeni basımının yapıldığını duydum.

Bulgaristan’da bir kent olan Zağra’nın müftüsü Hüseyin Raci Efendi, anılarında, ‘93 Harbi’ (1877-1878) sırasında Rumeli Müslümanlarının uğradığı zulümleri, düştüğü perişanlığı ve çektiği acıları bir tanık olarak dile getirmektedir. Bu türden yayınlanıp unutulmuş kaç kitap vardır kim bilir? (Bu kitaba ilerde geri döneceğim.)

* * *

Son zamanlarda, yazarlar ve sinemacılar arasında, ‘Kendi toprağında(n) sürgün Rum (Ermeni)’, ‘Adı değiştirilen Ermeni (Rum)’ öyküleri çok moda oldu. Kimi haksever (!) gazeteciler de Türkiye’nin herhangi bir yerindeki mülkün ilk sahibinin kim olduğunu soruyorlar. Bu yazıyı ‘merhamet’ konusunda sıkıntı çekerlerse, kendilerine yardımcı olmak amacı ile yazdım. Kim bilir, tam 100 yıl boyunca Avrupa’da öldürülen, Anadolu’ya sürülen, milyarlarca dolarlık mülk ve serveti o topraklarda bırakanlar da belki merhamete layıktır?
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI