Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ölüm, Şaron ve kaos

ÖLÜM geliyorum demez!<br><br>Veya, canlıyı aniden ve fiilen somut hayattan soyutlayan hastalık da geliyorum demez.

Bunu Müslüman kültürümüzde "takdir-i iláhi" diye sıfatlandırıyoruz.

Üstelik, adı üzerinde "fáni", yukarıdaki kural her insanoğlu için geçerlidir.

Zaten, hep o "varoluş - yokoluş" sorusunu sorduğu için insan, "insan" değil midir?

Dolayısıyla, belki maddi ve sosyal ayrıcalıklar sayesinde en zirve bir tıptan yaralanıp ölümü nispeten geciktirebilmek hariç, kimsenin "istisna"sı yoktur ve olmayacaktır.

Ve yine dolayısıyla, devlet adamından siyasi lidere ve ustád ressamdan dáhi filozofa, bu ebedi kaide tabii ki "kamusal kimlik" edinmiş olan bütün şahsiyetler için de geçerlidir.

* * *

TAMAM da, bu tür "kamusal kişilikler"in; hele hele, o an yönetici konumda bulunanların ani ölümü veya, yine aniden "tıbbi ölümü"; sıradan fánilerinkine benzemez.

Kuşku mu var, tabii ki ölümde eşittirler! Musalla taşında kimin ayrıcalığı ola.

Ancak, onlar hayattayken eşit olmamış oldukları için, ölümleri kendileri açısından değil, sonradan o hayatı sürdürmeye devam edecek olanlar açısından "eşit" sayılamazlar.

Nitekim, diyelim ki Sarı çizmeli Mehmet Ağa Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

"Er kişi niyetine" ve "el Fatiha", yakınları hariç, "genel hayat" bundan etkilenmez.

Amin de, o "kamusal kimlikli" diğerlerine gelince iş değişiverir.

* * *

NİTEKİM, kısacık bir 20. Yüzyıl turu yaparsak, zaten frengili Lenin’e inme inmiş ve de sonra Kremlin Sarayı’na mumyalanmıştır ki, "acaba daha yaşasaydı Stalin’i devre dışı bırakır ve dolayısıyla Rusyalar’ın kaderi değişir miydi" sorusu beyinlerden çıkmamıştır.

Veya, Büyük Mustafa Kemal vefat etmiştir ki, "sağ kalmış olsaydı ’Milli Şef’ İnönü yerine Celal Bayar’ın başbakanlığı sürer; çok partili rejim daha erken başlar ve Türkiye 2. Savaş’a müttefik kampta katılır mıydı" muamması yine tüm geçerliliğini korumuştur.

Yahut, aynı 2. Savaş nihayetinde ABD Başkanı Franklin Roosevelt birden öbür tarafa göçmüştür ki, "eğer yaşamış olsaydı, yerine gelen Harry Trumann gibi Japonya’ya karşı atom bombası kullanır mıydı? Kullanmasaydı, insanlık nükleer çağa girmekten kurtulur muydu" bilmecesi hálá ve hálá gündemden düşmemiştir.

Örnek ve soruları uzatabiliriz ama, "kamusal ölümler"in ardından verilecek cevaplar çok muğlak ve çok göreceli hipotezler olarak kalmaya mahkûmdur. Mutlak yanıt yoktur.

Muğlaklık ve görecelilik taşımayan tek kesin şey, yönetimdeki o "kamusal kimliğin" ölüm anında da sürüyor olmasından ötürü, böylesine ani "yokoluşlar"ın tarihi etkilediğidir.

O tarih ki, zaten asla ve asla iradeci şekilde yönlendirilemeyecek bir "kaos"tur!

Ve, bu tür ölümler de söz konusu kaosu dahi karmaşık kılan, birer tuz ve biberdir.

* * *

İŞTE, mucize gerçekleşmediği takdirde, İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un "tıbbi ölümü", zaten kaosun içinde bile bir kaos olan Ortadoğu’ya o tuzu ve o biberi ekmiş oldu.

Çünkü, severdim veya sevmezdim başka mesele ama, Kudüs liderinin bölgedeki tek istikrar unsurunu oluşturduğu ve derhal ismi dolaşan spekülatif varislere rağmen ne Yahudi Devleti’nin, ne Filistin Otoritesi’nin bir "Şaron sonrası"na hazır olduğu kuşku götürmüyor.

Bilhassa da, o "gider eteri, gelir beteri" sözünü unutan o Filistinlilerin hemen şimdi düğün bayram yapmaya kalkışması, heyhat, olgunluktan yoksun hazin bir görünüm sunuyor.

Oysa, buradaki "kamusal ölüm" geride kalan fanileri çok büyük ölçüde etkileyecek.

"Eğer yaşasaydı?" faraziyeleri kıymet-i harbiye taşımayacak ve kaos yenilenecek.

Tıpkı, hayatı izleyen ölüm ve ölümü izleyen hayat gibi, sonsuz ve sonsuz yenilenecek.

Umalım ki, bu yenilenme sırasında kaosa tuz biber yerine, şeker badem eken de olsun.

X