Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ölüm hapishanesinde tutukluyuz

Pamuk ipliğine bağlı yaşıyoruz hayatlarımızı. Ölüm hepimizin kapısında…

Her gün trafikte geçirdiğimiz saatleri bir düşünün. Son 30 yılda ülkemizde 160 binin üzerinde insan trafik kazasından hayatını kaybetti. Bu sayı sadece 2012 için 4 binler civarındaydı...

Evde, mutfakta, banyoda geçirdiğimiz zamanı düşünün. Türkiye'de yılda 6,5 milyon kişinin ev kazasına uğradığını ve bu kazalarda yaklaşık 4 bin kişinin hayatını kaybettiğini biliyor muydunuz?

Türkiye’de yaşanan terör olaylarını düşünün bir de. PKK ile mücadelede son 30 yılda 36 bin’e yakın insanın hayatını kaybettiğini anımsayın...

Trafikte solladığı aracın şoförü tarafından vurulanları, kocası tarafından öldürülenleri, kan davasına kurban gidenleri ve maganda kurşunuyla yaşamını yitirenleri de düşünün. Hatırlayın onları da…

Şimdi bir de Ahmet’i, Ethem’i, Medeni’yi, Abdullah’ı, Ali İsmail’i düşünün. Gencecik bedenlerini getirin gözlerinizin önüne ve sorun kendinize “Neden öldü bu gençler” diye…

Ölmek, öldürülmek veya bir kazaya kurban gitmek an meselesi ülkemizde. Dedim ya ölüm zannettiğimizden de yakın hepimize…


Ölüm hapishanesinde tutukluyuz


Kimseyi bunalıma sokmak için yazmıyorum bu satırları. Tek istediğim, bir an için bile olsa ölümün nefesini ensenizde hissetmenizi sağlamak. Çünkü ateş düştüğü yeri yakıyor. Ölen sizin ailenizden sizin canınızdan bir can değilse, üzüntünüz maksimum birkaç dakika sürüyor. Sonra hayatta değer verdiğiniz kaygılandığınız ve meşgul olduğunuz ne varsa ona dönmüş buluyorsunuz kendinizi. Bunda şaşıracak bir şey yok aslında. Böyle olmasa kimse devam edemez hayatına. Yakınlarda okuduğum bir makalede bahsedildiği gibi bir tür sosyal bunaklık aslında bu. Ethem ölüyor birkaç küfür savuruyor hayatlarımıza dönüyoruz. Ahmet ölüyor aynı. Medeni ölüyor yine aynı.


Ölüm koymuyor artık bize. Ölümle baş etme yolumuz unutmak aslında. Unutuyoruz, kim ölmüş, neden ölmüş, nasıl ölmüş. Unuttuğumuz sadece ölümün yarattığı acı olsa sorun değil. Öleni düşünmek artık daha az acısa, daha az burksa içimizi anlaşılabilir ama unutmak? İşte bunu anlamak güç. Biz öleni de unutuyoruz, öldüreni de bu ülkede...


Herkesin ölümle baş ediş şekli benzerdir aslında. En zor zamanlar ilk zamanlar sanır insan. Kabul edememe, şok ve şaşkınlık ile başlar her şey. İsyan, kızgınlık, suçluluk, depresyon gibi süreçlerin ardından yüzleşme ve kabullenme yavaş yavaş gelir. Bizdeyse en son yaşanacak duygu en başta geliyor artık. Anında kabulleniyoruz ölümü. Peki ama neden? Neden alıştık ölüme bu kadar? Neden kabullenmesi bu kadar kolay oldu ölümleri…


Çünkü ölüm sürekli hayatımızda. Yo kaldırdığımız cenazelerden bahsetmiyorum burada. Çünkü sadece canlılar ölmez bu hayatta. Bazen ilişkiler, duygular ve hatta evlilikler de ölebilir. Ama bir canlının ölmesinin aksine ilişkiler öldüğünde hemen farkına varamayabilir insan. Bazen aylarca bazense yıllarca aynı yatağı paylaşabilir çoktan ölmüş bir ilişkiyle mesela. İçten içe bilse de taraflar, ilişkide ölüm; körlük ve hatta basiretsizlik yaratabilir. Bazen de insanın etrafında o kadar çok ölüm olur ki alışır insan ölümlere. Bugün uzaktaki bir şehirde genç bir çocuk ölmüştür, yarın yan sokaktaki yaşlı amca… Bir bakarsın evliliğin de ölmüş, adalete olan inancın da. Çok geçmeden çürümüşlük hapseder seni dünyanın en iğrenç hapishanesine. Çünkü sen ölenleri ve ölümleri görmezden gelirken aslında özgürlüğün de ölmüştür… Artık sen de sıradan bir mahpussundur, ölüm mahpushanesinde… Yaşarken ölmek de böyle başlar işte. Görmezden geldikçe, sustukça ve savaşmadıkça önce alışırsın ölümlere sonra ölürsün de gömenin olmaz.


Sadece Ahmet’in, Ethem’in ya da Ali İsmail’in ölümü için değil çevrende ölen herkes ve her duygu için ve sonunda yaşarken ölmemek için, bugün kendine bir iyilik yap ve ölümle hakkını vere vere baş et! Sondan başlama, kabullenerek çıkma karşısına ölümün. Önce şaşır! Sonra sinirlen, isyan et, suçu kendinde ara ve en son kabullen. Bunu ölenler için değil kendin için yap…




https://twitter.com/Sabanur



Yazarın son yazıları




#09 Eylül 2013İlişkilerde olimpiyat şampiyonuyuz!(Kesin Bilgi!)
#05 Eylül 2013Boşuna direnme seninle evleneceğim!
#02 Eylül 2013Aşkınız kaç karat?
#29 Ağustos 2013 Finansal aldatma da aldatmadır!
#26 Ağustos 2013 Dünyanın en güçlü silahı, bir kadının kahkahası
#19 Ağustos 2013 Erkekler neden güçlü kadın sevmez



YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>

X