« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Olmak veya olmamak, işte sorun

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
Geçen haftaki ‘‘yılda 30 bin dolar kazanmak’’ başlıklı yazımızda, 16 yaşına kadar Türk Tenisçilerinin dünyadaki yaşıtlarıyla bol ölçüştüğünü bu yaş gruplarında Uluslararası turnuvalarda birincilikler alabildiğini, 16 Yaş Erkek Milli Takımımızın 2001 Avrupa yedincisi olduğunu belirterek, bundan sonra aranın birden açıldığını, bizim çok gerilerde kaldığımızı vurgulamıştık. Oysa, bir Türk çocuğunun profesyonel tenisçiliği seçtiği takdirde, yeteneğine göre yılda en azından otuz bin dolar civarında bir para kazanabileceğini, Dünya sıralamasında da 300'lerde olabileceğini yazmıştık. Yerimizin kısıtlı olanakları içinde tenisimizin bu ana sorununun daha iyi anlaşılması için bu yazımızda özetle de olsa bazı noktalara değinmek istiyoruz. Bilmem dikkat ettiniz mi? Rolland Garros, Wimbledon gibi dev turnuvaların TV'de yayın esnasında yıldız tenisçilerin babalarını veya annelerini sık sık ekranda görüyorsunuz. Sahadaki çocuklarından daha heyecanlıdırlar. Çünkü, onlar için ortadaki bir tenis maçı değil, ellerine geçecek paranın ne kadar olacağının belirlenmesidir.ALTIN YUMURTLAYAN TAVUKÇocuklarını çok küçük yaştan itibaren altın yumurtlayan tavuklar olarak yetiştirmek için herşeyi yapmış olan bu ana babaların sayısı esasında TV'de gözüken bir kaçı ile sınırlı olmayıp, binlercedir. Ancak bütün emeklere, özverilere rağmen, milyonlarca dolar kazanmak hayalini çok az aile gerçekleştirebiliyor. İşte Türk tenisçileri ile yabancılar arasındaki 16 Yaş sonrası uçurumu bu noktada başlıyor. Dünyada binlerce genç ve ailesi, tenisi büyük para ve şöhret getiren 21. asrın en gözde mesleklerinden biri olarak görüp, profesyenel olmak için çalışıyorlar. Türkiye'de ise aynı kafa yapısında bir aileye veya gence rastlamak mümkün değildir. Rastlansa bile aynı inançta olmaları bence büyük tartışma konusudur. Oysa sistem çok net ortada. Eğer bir genç (kız-erkek) tenisi meslek olarak seçecekse, bavulunu sırtlayıp yılda 52 hafta (ülkemizde her yıl bu tip turnuvalardan ortalama on tane organize edilmektedir.) mevcut olan 10.000 dolarlık turnuvalarda oynamak için, ülke ülke dolaşıp kendine bir tenis kariyeri yapmaya çalışacak. Bunun içinde ilk destek ailesidir. Bizim ailelerin hedefi ise, kulüplerin çocuğu yetiştirmesi, iyi bir derece elde edip, Amerika'da eğitim bursu koparmaya odaklanmış bulunuyor. Özetle; ‘‘profosyenel olmak veya olmamak işte sorun...’’DAVİS KUPASI’NDA BU DEFA DÜŞTÜKÜç yıl önce grup birincisi olarak çıktığımız Davis-Kupası Avrupa/Afrika 3. Grubuna geçtiğimiz hafta eleme maçında Moldovya'ya 3-2 yenilerek, yeniden düştük.Güçlü tenis ülkelerinin yer aldığı Euro/Africa Zone 2'de iki yıl düşmemek için direndik. Yugoslavya ve Litvanya'yı yenerek kurtulduk. Ama bu defa kıl payı ile son maçı kaybedip yine avlandık. Esasında Moldovya yeneceğimiz bir takımdı. Efe Üstündağ'ın sakatlığı büyük bir etken olarak bu sonucu hazırladı... Ancak bu düşüşün üzerinde durulması gereken çok önemli bir yanı var. Yaşı otuzu aşmış (Erhan Oral ve Mustafa Azkara) iki yarı profosyenel tenisçiyle yine de iyi direniyoruz.GEÇ KALINDIMilli takımın kabuk değiştirme dönemi için gençleri hazırlamakta hayli geç kalındığını düşünüyorum. 2002 yılında Afrika çukurundan tekrar çıkma mücadelesine girmeden önce Davis Cup takımımızı gençleştirmemiz gerekiyor. Yeni kurulacak olan takımın denenmesi en geç bu Aralık ay'ında yapılacak olan Avrupa Erkek Takım Şampiyonası'nda olmalıdır. Başka ülkeler Milli Takım kadrosunu seçerken çok basit bir formül kullanıyorlar. Federasyon Dünya sıralamasındaki en iyi oyuncularını davet edip müsabakada oynatıyor.TÜrkiye Davis Cup takımına ait istatistiki bilgiler* 1946 yılında tenis tarihimizin ilk Davis Cup maçında Çekoslavakya'ya hükmen mağlup olduk.* İlk galibiyetimizi 1986 yılında Lüksemburg'u İzmir'de 3-2 yenerek aldık.* Türkiye'nin toplam 27 galibiyeti ve 50 yenilgisi var.
Bunları da Beğenebilirsiniz