"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

’Olmak isteyenlere’ model Hande Yener

Bir sesi güzeldi. İki ne istediğini biliyordu. Üç Hande Yener oldu. Bütün "olmak isteyenlere" örnek oldu. Sakin bir kadın, duru bir kadın, akıllı bir kadın. Ağzından çıkanı kulakları duyuyor. Bende bıraktığı izlenimlerden biri de, yaşından daha olgun.

Kuvvetli bir kontrol mekanizması var. Ve disiplinliiiii. Önce, hedefi belirliyor. Sonra, hedefe ulaşmak için eşek gibi çalışıyor. Derviş sabrı ve titizliğiyle. Tekkeye eğri odun getirmemecesine. 6 yıl, albüm yapabilmek için uğraşıyor. Albümlerini yaptıktan sonra da, "Yalanın Batsın", "Sen Yoluna Ben Yoluma", "Küs", "Şansın Bol Olsun", "Kırmızı" gibi hit şarkılarıyla hayatımıza giriyor. Eller havaya şarkılar alanında sıkı bir yer edindikten ve Hande Yener adıyla marka olduktan sonra, şimdi yeni bir tarza doğru yol alıyor. Bu son albümü Kelepçe, diğer albümlerinden çok farklı. Bu röportajda, hayata Mudo’da tezgahtarlıkla başlayan bir genç kadının, Madonna’nın baş dansçısına klip çektirme konumuna nasıl yükseldiğini okuyacaksanız...

Sizin hikayeniz nasıl başladı?/images/100/0x0/55eabf20f018fbb8f89414fc

- Evliydim, bir tane çocuğum vardı, bir mağazada çalışıyordum, işimi de seviyordum ama "Ben bu değilim. Benim müzik yapmam gerekiyor, şarkı söylemeliyim" diyordum...

"Tezgahtar" lafını kullanmak rahatsız mı ediyor sizi?

- Yok canım. Mudo’da tezgahtarlık yapıyordum. Çok da iyi bir tezgahtardım ben.

Bazıları "satış elemanıyım" demeyi, "tezgahtarım" demeye tercih eder...

- Yok benim öyle komplekslerim. Bir mağazada müdür olsaydım, bu kadar çok şey öğrenemezdim. Sosyalleşmemi, kendimi ilerletmemi, insanlarla bire bir diyalog kurabilmemi sağladı tezgahtarlık. Bir de tabii moda zevkimi ilerlettim. Ve sonra Mudo’dan, Ali Alta Moda’ya geçtim.

Neden?

- Çünkü ben hedefleri olan, planlı bir tipim...

Ali Alta Moda’ya geçmek, o hedefin bir parçasıydı yani...

- Tabii, tabii. Ali Alta’ya geçersem daha çok ünlüyle karşılaşabilirim diye düşündüm.

Sebep?

- E yeni açılmıştı, havalı bir mağazaydı, ünlülerin uğrama ihtimali oldukça yüksekti.

Uğrayınca ne olacak?

- 6 aydır sürekli arayıp, "Hande ben, vokal için arıyorum" diye not bıraktığım ama asla ulaşamadığım kadına, belki ulaşabilirim diye geçirdim aklımdan. Hani aracı olurlar filan. Planım buydu. Uygulamaya geçtim. Ben şuna inanırım, bir şeyi gerçekten çok istersen, o isteğini evrene atarsın ve o sana geri döner, yani gerçekleşir. Bir şeyi gerçekten çok istersen Coelho’nun Simyacı’sındaki gibi bütün evren yardım eder. Bana da etti.

Nasıl yani?

- Bir gün dükkana Hülya Avşar geldi.

Siz onun mu peşindeydiniz?

- Hayır canım. Benim hayalim Sezen Aksu’ya vokalist olmaktı. 6 ay boyunca aradım durdum, nafile ulaşamıyorum. Mağazadaki kızlar da bana acıyor, sesimi de beğeniyorlar, ne kadar kıvrandığımı da görüyorlar. Hülya Avşar dükkana gelince, "Bizim Hande de çok güzel şarkı söyler" demişler. Beni çağırdı. 21 yaşındayım. Yalnızlık Senfonisi’ni söylemeye başladım. O günlerde pek meşhur. Dinledi beni ve "Tamam, ben seni arayacağım" dedi. Gerçekten de ertesi gün sabah 9’da aradı, "İşin tamam, ara Sezen’i" dedi, "Sana randevu verecek..."

Vayyyy. Sizin hayatınızı değiştiren insan Hülya Avşar olmuş.

- Evet. Çok çok değiştiren hem de. O pek kabul etmez, "Ben ne yaptım canım, sadece randevu aldım" der ama onun hakkını ödeyemem, gerçekten. Ve hiç unutmuyorum, 4’te gittim Sezen Aksu’ya. Nasıl heyecanlıyım. Orada da şarkı söyledim tabii. Daha doğrusu söyleyemedim, sözlerini unuttum. Ama aramızda güzel bir elektrik oluştu, beni arayacağını söyledi. 10 gün sonra da aradı. Ve ben mağazayı bıraktım. Ama kimseyle kötü ayrılmadım. Patronum bile "Yolun açık olsun" dedi, herkes hayallerimin peşinden gitmemi destekliyordu. Birdenbire Sezen Aksu’nun vokalisti olmuştum...

Pardon, eşiniz ne diyor bütün bunlara?

- İyi bir evliliğim vardı. Bir şey demiyordu. Beni izliyordu sadece. İki sene boyunca Sezen Aksu’nun hem asistanlığını yaptım hem de vokalisti oldum.

Demek o kadar iyiydiniz ki, sizi hemen kabul etti...

- Tabii şöyle bir şey de var, ben 6 aydır onu hemen her gün arıyordum zaten: "Hande, vokal için." O notlar meğer her gün ona gidermiş. Ama tanımadığı için, çeşitli taleplerle arayan herhangi biri olarak değerlendirirmiş. Ama üstüne bir de Hülya Avşar "Ya böyle bir kız var" deyince galiba ne kadar istediğimi anladı. Ve benden kurtulmak istedi, şans verdi...

"Bir Şey Olmanın Yolları" diye bir kitap yazsanız...

- 1- Otuz şeyi birden istemeyeceksin, hedefe kilitleneceksin 2- Söylememe gerek var mı, tabii önce ne istediğini bileceksin. 3- Israrcı olacaksın, ne olursa olsun yolundan dönmeyeceksin 4. Havaya girip, kendini bir şey zannedip, sana verilen şansı tepmeyeceksin, en iyi şekilde değerlendireceksin. Ben mesela, Sezen gibi biriyle 2 sene çalıştım, 10 gün içinde bir takım hareketlerimden hoşlanmayıp beni yollayabilirdi ama ben o dönemini çok iyi değerlendirdim.

Ne yaptınız, harikalar mı yarattınız?

- Aklı başında davrandım. Beni hiç tanımıyor, etmiyor, ortamına sokmuş, vokalisti yapmış. Bence büyük bir şıklık. Bu, benim hayat boyu elime geçecek bir fırsat mı? Değil. Demek ki salakça hatalar yapmamak, kıymetini bilmek lazım. Mesele şu: O noktaya gelmek değil, o noktayı taşıyabilmek. Hem vokalistliğini yaptım hem asistanlığını. Her şeyiyle ilgileniyordum, her türlü şeyine koşturuyordum. Benim için mükemmel oldu, çünkü müzik dünyasındaki hemen herkesi, her şeyi tanımış oldum.

Hiç mi söylenmediniz: "Ya ben buraya vokalist olmak için geldim, kadın her işini bana yaptırıyor, oraya buraya koşturuyor" diye...

- Hayır işte, sözünü ettiğim bu. Bir şey olmak istiyorsan, çıraklık edeceksin. Sabredeceksin, öğreneceksin. "Ben oldum" diye ortalığa atılmayacaksın. Benim hiçbir eğitimim yokken, beni vokale alıyor, sahnesine çıkartıyor. Bana bunu yapan biri için bütün fedakarlıkları yaparım. Bana böyle bir şans vermiş. Tabii ki minnet duyuyorum. Ona asistanlık yapmak da bana çok şey kattı, mesleğin altyapısını öğrendim.

Ama hálá hedefiniz geçerli değil mi?

- Tabii. Sezen Aksu da bunu biliyordu, "Sadece vokal seni kesmez" demişti bana, "İleride albüm isteyeceksin." Ama ben hiç böyle bir şey istemedim, haddimi bildim, önce pişmem gerekiyordu, o da zaten o dönem Levent Yüksel ve Sertab Erener’in albümleriyle ilgileniyordu. Onlar konservatuvardandı...

Oooo okullu değilim diye kompleks var mı?

- Hayır ama isterdim, en azından bir enstrüman çalmasını öğrenirdim. Müzisyenlerle birlikte büyürdüm. Bir sürü farklı ortamım olabilirdi.

Meşhur bir şarkıcı olmak isteyen kadının mı, erkeğin mi işi daha zor?

- İkisinin de birbirinden farkı yok. Mesele, meşhur olmak, kendinize ün yapmak değil, o ünü sürdürebilmek. Zor olan bu. Yoksa bir şekilde çıkış yaparsın, ünlü olursun. Ünlü olmaya devam etmek, kendini geliştirmek, hep farklı ve yeni kalabilmek mesele. Markalar için de böyle. Bazı markalar 10 yıl sonra unutuluyor, yerine başka markalar geliyor. Bazı markalar ise bir şekilde hep varlıklarını sürdürüyorlar. Tamam Hande Yener diye biri var, ama ben mesela onu ilk çıktığı günkü gibi korumaktan yana değilim. Onu büyütmekten yanayım. Daha iyi bir müzik yapması için uğraşıyorum. Yani müziğiyle ilgiliyim, kendisiyle değil. Çünkü beni biri yapan, yaptığım müzik. Bunu hiç unutmuyorum, müziğimi yükseltmeye çalışıyorum...

Peki biri olmak için bu kadarı yeterli mi? Utangaç olmamak mı gerekiyor mesela.

- Yok hayır. Bir utangaçlık iyidir. Ar damarın olmalı bence. Çok çok yırtık olmak da iyi değil. Açık olacaksın, yeniliklerden haberdar olacaksın. Yeni kitapları, yeni müzikleri bileceksin, dünyayı takip edeceksin, kıyafetten, modadan anlayacaksın. Yıllarca aynı şeyleri yapmak, orkestraya da keyif vermez, seni de tatmin etmez, zaten enerjin düşer, işten soğursun. E o zaman özünü koruyarak değişeceksin, ilerleyeceksin...

Son olarak, siz çok mu hırslı bir kadınsınız?

- Tabii ki hırslıyım. Özellikle de müzik konusunda. Hırs yoksa, geçmiş olsun, başarılı olamazsın!

Siz, insanın kafasına taktığı alanda koşulları altüst edip, kaderi değiştirmesinin, bir başka deyişle "yırtmasının" tipik bir örneğisiniz. Lütfen bunun yolunu sadece kendinize saklamayın, başka insanlara da anlatın. İyi şarkı sözleri yazdığına inanan biri ne yapsın, kimin kapısında yatsın?

- Önce şunun bilinmesi lazım: Her ses, her ağza yakışmaz. Yani, "Ben şarkıyı yazdım, kim okursa okusun" olmaz. Yazdığın şarkıyı kime vermen gerektiğini bileceksin. Herkese saldırırsan olmaz. Şarkılarda, kadın-erkek ayrımı olduğu gibi, yaş ve duruş ayrımı da vardır. Yolunu çizeceksin. Ben her zaman çizip gittim, hiçbir zaman adımı boşluğa atmadım...

Peki bir sonraki aşama...

- Ne yapacak, edecek, o şarkıyı okumasını istediği insana ulaştıracak. Yaptığı şeye çok inanıyor olabilir ama ona da öyle geliyor olabilir. İkinci ihtimali de gözden uzak tutmayacak. Yani yaptığı şarkı çöpe giderse moralini bozmayacak. Mesela bana öyle şarkılar geliyor ki, "Yahu bu da beni hiç tanımamış" diyorum.

Size nasıl ulaşıyorlar?

- Albümde yazan adrese CD postalıyorlar veya konser sırasında ekibimdeki birine veriyorlar. Spor hocama ya da bir arkadaşıma iletenler bile çıkıyor. Şiir şeklinde oluyor, şarkı sözü olarak noter tasdikli, gitarla kayıtlı küçük demolar halinde geliyor.

Peki şarkıcı olmak istiyor ve sesinin çok güzel olduğuna inanıyor...

- Bir kere sadece ses güzelliği yetmez, onu bilecek. Bir farklılığı, bir özelliği, değişik bir zekası olmalı. Sonra şarkıcılığa aşık olmalı. O zaman onu hiçbir şey durduramıyor, mutlaka bir yolunu buluyor.

Meşhur birilerine değmeden, bulaşmadan, yardım istemeden olmaz mı bu işler?

- Olur tabii neden olmasın? Ben evliydim, başka türlüsünü yapamadım. Ama artık kendi evlerinde, kendi şartlarında bile albüm yapabiliyorlar, kendi kendilerinin prodüktörü olabiliyorlar. Zaman çok değişti ve teknoloji son 10 yılda çok hızlı ilerledi. Yaptıkları albümü götürüyorlar, plak şirketleri de zaten genç yetenek arıyorlar, talepleri çakışırsa, o şarkılara, o müziğe inanırlarsa CD’yi bastırıyorlar ve çıkarıyorlar.

E peki stüdyo üretimini evde nasıl yapıyorlar?

- Onu yapacak kadar zekası yoksa zaten bu işe kalkışmasın!

ELLER HAVAYA ŞARKICI DEĞİLİM ARTIK

"Eller havaya şarkıcı" ne demek?

- İnsanları eğlendirmek için şarkı söyleyen...

Bu kötü bir şey mi?

- Bilmem.

Sizin bazı şarkılarınız eller havaya şarkılardı. Ben de özellikle bu yüzden seviyordum...

- "Eller havaya" olması kötü değil de, dinlenebilir biri olmamak kötü. Evet, içkili bir yerde eller havaya şarkılarla eğlenirsiniz ama ertesi gün hatırlamazsınız, hatırlamak bile istemezsiniz. Bir de eller havaya şarkıları kimin söylediği çok önemli değildir, beste sayesinde popüler olur. Ben bunu istemedim. Bir süre sonra, başka bir yere geçmek istedim.

Yani ne istiyorsunuz, bir akşam üzeri albümünüzü dinleyip, şarap içip, uzaklara mı bakalım?

- Hayır ama mümkünse sizin her anınıza hitap etsin. Sizi duygulandırabilsin, sakinleştirebilsin ama aynı anda heyecanlandırabilsin. Öyle parçalar yapabilirsiniz. Bence bu son albümde bunların hepsi bir araya geldi.

YENİ HEDEFİM  ÇOK DAHA FİT BİR VÜCUT

1.5 yıldır devam eden güzel bir ilişkim var. Özel hayatım ne yazık ki, medya için cazip değil. Çünkü çok sağlıklı, inişli çıkışlı değil. Haftada 5 gün spor yapıyorum, spor hocam var, kardiyo için ayrıca spor salonuna gidiyorum. Daha istediğim vücutta değilim, inşallah kışa olacağım. Yeni hedeflerimden biri bu yani...
X