Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Öldürmek hak, kitabına uygun savunma görev!

Bir kadın cinayeti davasında daha kopyala-yapıştır cümlelerle yapılan bir savunma dinlemiş bulunuyoruz. Balık hafızasıyla ünlü ülkemizde, katillere bol keseden ceza indirimi sağlayan 'sihirli' cümleler nesilden nesile kesintisiz aktarılıyor. Müzisyen Değer Deniz cinayeti davasında da dün, dersini çalışmış bir zanlı vardı. Bu davanın tek bir zanlısı olduğunu söylemek ise çok zordu.

Değer Deniz’i, bu toplumun canavara dönüştürdüğü bir çocuk öldürdü. Camına tırmanarak girdiği evinde, uykusundan uyandırıp ağır şiddet ve tecavüze maruz bırakarak…

Olay başlı başına kan dondurucuydu ama orada dahi kalmadı. Bir kısım yetkili ve medya devreye girdi. Katil Değer Deniz’in cep telefonunu ve 40 liralık klarnetini çaldığı için, “Hırsızlık cinayeti” dediler. Yetmedi, tecavüzcü-katil-hırsıza kol kanat gerdiler; “yalnız yaşayan bir kadındı”, “masaj da yapıyordu” gibi imalarla ‘su testisi’ yaratmaya çalıştılar. O da kesmedi; Sabetaycı olduğunu, hatta “ayin sırasında” öldürülmüş olabileceğini uydurdular.

Sonra olayın zanlısı yakalandı. Hayatı elinden alındığı gibi üstüne bir de değersizleştirilmeye çalışılan Değer Deniz’in kendi halinde, doğa, hayvan ve insan düşkünü genç bir müzisyen olduğu ortaya çıktı. Masaj dedikleri, bir tedavi yöntemi olan refleksoloji, ek işiydi. Kendi besteleri, MESAM’a kayıtlı şarkıları, bir albümü, bazı dizilerde jenerik müzikleri, hazırladığı bir çocuk kitabı, daha iyi bir dünya için umutları vardı. Sabetaycılıkla ise uzak yakın ilişkisi yoktu; babaannesi Üsküdar Fıstıkağacı’ndaki evinin baktığı yeşillikler içindeki Bülbül Deresi Mezarlığı’nı çok severdi, vasiyeti üzerine buraya gömülmüştü. Ailesi, mezarlıkla ilgili rivayetlerden habersiz, Değer Deniz’in de çok düşkün olduğu babaannesiyle koyun koyuna yatmasına karar vermişti sadece.

Katil Değer Deniz’in ellerini, başka şehirde yaşayan annesiyle dertleştiği telefonunun kablosuyla bağlayıp, omuzunda taşıdığı çantasının sapıyla boğdu ama onlar yalanlarında boğulamadılar. Yine de ailenin avukatı Hülya Gülbahar’ın başvurusu üzerine yalan haberleri inceleyen Basın Konseyi tarafından, 16 gazetecilik ahlak ve meslek ilkesinden 7'sinin ihlal ettikleri için kınandılar.

KATİLLERİN HATMETTİĞİ TEK DERS

Deniz’in cansız bedeninin bulunduğu gün yasa gereğine, savcı emrine ve nöbet listesinde olmalarına rağmen olay mahalline gitmeyen adli tıp doktorları ise mesleklerine aynen devam ederken, sıra son yılların en çok çalışılan dersine geldi. Şiddetin, tacizin, kadın öldürmenin bu kadar kolay olduğu bir ülkede, katillerin hatmettiği tek ders: “Kadın cinayeti davasında kendini nasıl savunursun!”

İşte dün o gündü. Davanın 18 yaşını henüz doldurmuş zanlısı, belli ki hızlandırılmış bir kurstan geçirilmiş, çabucak öğrenmişti. Dün yapılan ilk duruşmada, hakimin karşısında bina okudu, döndü döndü yine okudu: “Sevgiliydik” dedi, “beni evine o çağırdı” diye devam etti, “Ama benden önce başka biriyle olduğunu anladım” da dedi. Ve evet, finali “erkekliğime dokundu”yla taçlandırdı. Malum, son yılların en garantili ceza indiren sihirli cümleleriydi bunlar. Ne var ki, o bir kısım medyanın Değer Deniz’le ilgili iftiraları kadar yalandılar. Deniz’in avukatlarının “Madem arkadaştınız, kaç numaralı dairede oturuyordu?” sorusuna bile cevap veremedi. Camda numara yazmazdı.

Tek kızlarını böyle vahşice bir cinayetle kaybetmeleri yetmiyormuş gibi üzerine bir dolu iftiraya maruz kalan Deniz Ailesi, altı ay önce “Medyada erkek egemen bilinçaltıyla hareket eden medyatörler var. Kadınlar öldürüldükçe sanki öldürülmeyi hak etmişler gibi seviniyorlar. Bu bir kadın cinayetidir. 3-5 sabıkası olan hırsızları toplum içine salan adalet ve toplum suçludur. Değer'imizin bir katil tarafından hunharca öldürülmesi bile bu medyatörlerce malzeme yapılmış, imalarla sanki kadınlara yalnız yaşamayın, sokağa çıkmayın, çalışmayın, sizi koruyacak bir erkeğiniz olsun, evde oturun, çocuk yapın, sanat falan sizin neyinize gibi bir mesaj verilmek istenmiştir” diye isyan etmişlerdi.

ÖZGECAN CİNAYETİNDEKİ GİBİ İNFİAL YARATMAMASI İÇİN…

Dün de isyandaydılar, ”Katile indirim istemiyoruz" dediler. Değer Deniz’in kendisi gibi müzisyen olan küçük kardeşi Orhan Deniz, adil bir yargılama olacağına inanmak istediklerini söyledi. “Cinayet bireysel değil toplumsal bir sorun. Sanık çocuk mahkemesinde yargılanmamalı, daha büyük olduğuna dair kuvvetli kanaatimiz var, evli ve bir çocuk sahibi. Verilecek cezaların cinayetleri önleyebileceği gibi, tekrarlanmamasını da sağlayacağını düşünüyoruz. İyi hal indirimi almasını istemiyoruz. İyi hal sadece kravat takmakla olmuyor" dedi.

Pek çok kadın örgütü dün “katilin gözünün içine bakmaya” gitmeden önce Deniz Ailesi’nin yanındaydı. Davanın basit bir hırsızlık vakası gibi gösterilmek istendiğini, oysa kadın cinayeti olduğunu, Özgecan Aslan cinayeti gibi infial yaratmaması için “gizlilik” kılıfıyla kamuoyundan gizlendiğini düşünüyorlardı. Aile de öyle: “Bu cinayetin sadece bizim başımıza gelmiş talihsiz bir olay olduğunu düşünmüyoruz. Herkesin başına gelebilecek, özellikle kadınları tehdit altında bırakan toplumsal bir sorun olduğunu görüyoruz. Katillerin kısa süre sonra cezaevinden salınması, bu acıları yaşayanları tedirgin ediyor. Asıl tedirgin olması gerekenler, Değer gibi çevresine zarar vermeden yaşayan insanlar değil, tam tersine bu tecavüzcü kadın katilleri, Allah’tan bile korkusu olmayan insan müsveddeleridir.”

İFTİRALARA DEĞİL, ŞARKILARINA KULAK VERELİM

Dava 25 Aralık tarihine ertelenirken, insanın onurlu ve özgür yaşam hakkına saygı duyan herkesi bu dava sürecinde birlikte olmaya çağıran Orhan Deniz’in ablası Değer’le ilgili güzel ve yalan olmayan haberleri de vardı: “Değer arkasında bize çok şey bıraktı. Bitmiş bir ikinci solo albüm, yayınlanmamış bir klip ve bir çocuk kitabı. Bunları tamamlar tamamlamaz herkesle paylaşacağız. Değer bundan sonra aramızda müzikleri, söyledikleri ve o parlak ışığıyla var olmaya devam edecek.”

X