Öldükten sonra dirilen yazar

Sivas olaylarında öldüğü ilan edilen, sonra dirilen Aydoğan Yavaşlı’nın, Mustafa Kemal, Hasan Tahsin ve Kubilay’ı anlatan kitaplarını okumanın tam zamanı..

SİVAS olaylarının ertesi günü, bazı yayın organlarından yayılan haberlere göre Egeli yazarlardan, vefalı dostum "Aydoğan Yavaşlı" yaşamını yitirmişti. TRT-2 ve Star televizyon kanalları, ölenlerin arasında onun ismini de saymıştı. Söylenti kulaktan kulağa hızla yayıldı. İzmir’den çok uzaklardaydım. Telefonla ulaştığım edebiyatçı ve eleştirmen büyüğümüz Turgay Gönenç, "Aydoğan’ın ismini" televizyonların bildirdiğini söyleyince, güçlükle bağlantı kurduğum çürük çarık telefon kabinesi başıma yıkıldı sanki.

"Vay sevgili Aydoğan kardeşim!.." diye kıvrandım. Aydoğan’ı ve diğer yazar ve sanatçıları Sivas’a davet eden Aziz Nesin’e verip veriştirdim. Aydoğan’ın değerli eşi Melahat Hanım şimdi ne yapacaktı? Evlatları Alper ve Doğukan kardeşlerim, babasızlığa nasıl dayanacaklardı, üstelik Madımak Oteli’nde yanıp kavrulmuş bir yazarın çocukları olarak bu eziyeti yaşam boyu nasıl çekeceklerdi?.. O günkü gazete ve TV haberlerinde 30 kadar kayıp ismi sayılıyordu. Ülkemizin en değerli yazarları, edebiyatçıları, sanatçıları vahşice kundaklanan bir otelde yanıp kül olmuştu. "Yaşar Aksoy" ismini yıllar önce takma isim olarak kullanan yazar Asım Bezirci ağabey de kavrulmuştu. Ülke çapında protesto ve nefret dalgaları çığ gibi büyümekteydi.

ŞEHİT VEYA MERHUM!

Öğleden sonra bizim gazeteden Yılmaz Özdil (Şimdi Hürriyet’in en çok sevilen yazarlarından) aradı. Aydoğan’ın arkadaşı Hidayet Karakuş’un sağ olduğu haberinin geldiğini heyecanla söyledi. Ancak Aydoğan’ı, ne yazık ki kesin olarak kaybetmişiz. Üstelik eşi Melahat hanım da yanındaymış. Cayır cayır vücudunun en önemli kısımları yanan Melahat hanım hastanede yaralılar arasında tespit edilmiş, ancak Aydoğan Yavaşlı sizlere ömür olmuş!

"Off, ulen off..." diye çığlık attım. Bir karabasan gelip içime çöreklendi, beni yiyip bitirmeye başladı. Vayy.. Aydoğan’cık vayy..

Keşke gitmeseydin be oğlum Sivas’a.. Kan gövdeyi götüreceği önceden belli değil miydi?.. Ama durduramazsın ki bizim oğlanı.. Öylesine yurtseverdir.. Fırlar gider!.. Vahh ki vahh.. Yandı gitti yavrucak.. Muradiye’nin delişmen evladı, yandı gitti be Mevlam.. Bir ağacın altında boş bank bulup çöktüm. Aydoğan’cığı düşündüm. Şimdi ona "Şehit" mi diyecektik?.. Hele hele, nasıl merhum diyebilirdik?..

Adam, sapına kadar muzip.. Anadan doğma hicivci.. Şair Eşref ayarında bir alaycı ve kalaycı.. Sipsivri dili, ustura gibi keskin kalemi var. Kendisine şehit, mehit, merhum filan dedirtir mi?.. Öte taraftan bir topa tutar ki adamı, kaçacak delik bulamazsın.

HALK ÇOCUĞU

Oturduğum yerde yarım saat kadar Aydoğan’ı düşündüm. Arnavut kabadayısı incecik silueti, bıçkın delici bakışları, gevrek gevrek gülüşü, engerek gibi sokucu kalemi, inatçı mücadele azmi, engin kültürü ve kara mizah örneği esprileri ve başını her an belaya sokacak serüvenci mayasıyla Aydoğan’ı, bir türlü öte aleme yakıştıramıyordum.

Aydoğan gezenti bir adamdı.. Kemeraltı civarını, kentin yan sokaklarını, Şemikler, Nergis ve Alaybey’i arşınlaya arşınlaya kimbilir kaç pabuç eskitmişti. Dükkanlara baka baka yürüyüp gider, çabuk kaynaşacağı insancıklarını hemen buluverirdi. Kimbilir belki doğup büyüdüğü kasabasını arıyordu. Onunla hep, Karşıyaka’da Nergis’e doğru tren yolu boyunca karşılaşırdık. Veya körfez vapurunun üst güvertesinde.. Veya Karşıyaka çarşısının vıcık vıcık insan kokan kalabalığı arasında buluşurduk.. Ya eve, ya okula gidip gelirken.. Yürüye yürüye laflar, dünyayı evire çevire kalburdan geçirip, gülerek yola devam ederdik. En çok ülkeyi satan politikacıları, İzmir’in kimlik kaybına uğramasını ve çevremizdeki omurgasız edebiyatçıların çıkar savaşları onu üzerdi. Herkeste bir Samim Kocagöz, Attila İlhan, Şükran Kurdakul tavrı beklerdi. Nerdeee?..Bulamadığı zaman kızar köpürürdü. Sevgili kankası Tarık Dursun K.’ya hayran, onun gölgesi gibiydi. Hala da öyledir.

Aydoğan’cık, tam Mustafa Kemal’ci, toplumcu özelliklere ağır basan inançlı bir anti-emperyalist yurtseverdi. Amerikan karşıtıydı. Halk çocuğuydu.. Fedakar bir ilkokul öğretmeniydi.. Hiç bir yere milim satılmamış, berrak bir aydındı.. Yakın arkadaşını minicik çıkarı için satacak, beş para etmez edebiyatçı yazar vurgunculardan değildi. Ne yazık ki o yıllar, ilerde başına gelecek felaketlerden, ihanetlerden, hançer acımasızlıklarından haberi yoktu.

BÜYÜK BOŞLUK

Attila İlhan bile, onun bu tavizsiz ve sorgulayıcı edebiyatçılığı karşısında, "Yavaş gel bakalım, Yavaşlı.." diye onu göğüslemeye mi çalışmıştı?.. Böyle bir laf aklımda kalmış. (Tarihe not: Afacan Aydoğan, bir gün söyleşi yaptığı Attila İlhan’a, "Romanlarınızda hep içki alemleri, piiz durumları geçiyor, oysa alkol ile aranızın olmadığını söylüyorsunuz, peki öyleyse bu malumat-fruşluk (çok bilmişlik) neyin nesi?" diye sormuş. Attila İlhan cingözün tekidir, cevabını yapıştırmış: "Evladım Aydoğan, ne yani, Agatha Christie çok cinayet romanları yazıyor diye, seri katil midir bu hanfendi?..")

Aydoğan’ı kaybettiğimiz için çok üzülmüştüm. Ne yapılması gerektiğini düşünemiyor, aklımda kalan babayiğit portresiyle uğraşıyordum. Son görüşmemizde Paris’e gideceğini söylemişti. Yanan eşini, zavallı iki evladını gözümün önüne getirdim. Aydoğan’ın yeri, meğerse içimde ne kadar geniş ve sevimli bir yer kaplıyormuş. Onun boşluğunu, asla kapatamazdım.

Akşam saatlerinde gazeteden yeni bir haber geldi: "Aydoğan yaşıyormuş!.."

Hatta burnu bile kanamamış..

Dirilmiş mi bizim Arnavut?.. Yok canım, ölüm haberi balonmuş.

Kerata, Anadolu Ajansı’na demeç bile vermiş.. Yaşadığını dünya aleme çalımla ilan etmiş..

Vallahi yaşıyormuş, billahi yaşıyormuş!

"- Ah ulen Aydoğan!" dedim:

"- Çektin yine numaranı.."

TRT ve edebiyat dünyasından dostları

Fotoğrafta Aydoğan Yavaşlı’yı bir kitap fuarında "Etki Yayınevi Standı"nda, Adem Kargı, Yaşar Aksoy, TRT’nin başarılı belgesel yönetmenlerinden İ.Ragıp Geçmen ve Hasan Kargı ile izliyoruz

Mustafa Kemal, Hasan Tahsin

ve şehit Kubilay’ı yazdı

Ben Mustafa Kemal.. Ben Hasan Tahsin.. Ben Öğretmen Kubilay.. Bu kitaplar Ege’mizin tanınmış yazarı Aydoğan Yavaşlı’nın özellikle öğrencilerimiz için hazırladığı nefis araştırma kitaplarıdır. (Bulut Yayınları:0.216.330.59.24 - Email:bulutyayin@kablonet.com.tr)

Türkiye çapında aranılan ve özellikle okullarda tüketilen bu üç kitap için, (Bir kaç yıl önce atardamarı patlamış, bypasslı) Aydoğan Yavaşlı ülkemizde bir çok kentte, özellikle İstanbul okullarında imza günleri düzenlemekte, binlerce öğrenciye kitaplarını imzalamaktadır. Bu tablo, Manisa’ya 9 kilometre yakınlıktaki Muradiye beldesinde bir esnaf evladı olarak doğmuş ve oradan yetişerek önce Sivas, Kütahya, Erzurum, Stutgart ve İzmir’de uzun yıllar öğretmen olarak dirsek çürütmüş, daha sonra çileli yazar olmuş bir Ege çocuğu olarak, destek verilmesi gereken bir portreyi bize sunmaktadır.

32 KİTABI VAR

Birer roman tadında yazılmış, kolay okunur anlaşılır bir dili olan, Ben Mustafa Kemal, Ben Hasan Tahsin, Ben Öğretmen Kubilay kitaplarının yazarı, "Ateş Salıncağı" isimli ilk şiir kitabından sonra, çoğu çocuk kitabı olmak üzere tam 32 kitaba imza attı. İzmir televizyonlarında kültür-sanat programları hazırladı. Halen, akşamüstü yayınlanan Ege Telgraf gazetesinde salı ve cuma günleri köşe yazıları yazıyor.

Mustafa Kemal, Hasan Tahsin, Kubilay gibi tarihimizin önemli devrimci portrelerini yazan Aydoğan Yavaşlı bunun sebebini şöyle açıkladı:

"- Yurdumu emperyalizmin pençesinden kurtaran Mustafa Kemal’i, işgalcilere ilk kurşunu atan gazeteci Hasan Tahsin’i ve gericilerin şehit ettiği Kubilay’i yazmak, benim için, yurdunu ve halkını ölesiye seven bir yurtsever için zorunluluktu. Özellikle genç ve öğrenci kuşakların bu kahramanlarımızı iyi tanımasını istiyorum. Yakın tarihimize doğru yönde merak duymak, ulusal onurumuzu yükseltir ve yeniden başlaması elzem ikinci kurtuluş savaşımızda doğru cephede yer almamızı sağlar".
Yazarın Tüm Yazıları