"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Olduğu gibi 34 TDF 74 olayı

Her şey, Sinem Güven'in telefonuyla başladı.

Sinem arayıp, ‘‘Bir arkadaşım var: Ani. Başına felaket bir şey geldi. 34 TDF 74 plakalı bir takside tacize uğramış, şoför resmen mastürbasyon yapmış. O da çaresiz bir şekilde izlemek zorunda kalmış. Camlar ve kapılar kilitliymiş, son anda şans eseri kurtulmuş. Seninle konuşmak istiyor’’ demeseydi, ben Ani'yle tanışmayacaktım.

Ve ‘‘Dikkat! Bu şehirde sapık bir taksici dolaşıyor’’ başlıklı bir yazı yazamayacaktım.

O zaman da, Avukat Nurdan A., İngilizce öğretmeni Berna, Gülay K., bankada çalışan Ayfer E. ve Belgin A.; Ani B.'den cesaret alıp, ‘‘Aynı şey bizim de başımıza geldi’’ diye ihbarda bulunamayacak ve başlarına geleni anlatamayacaktı.

Haliyle hiçbirimiz, Charles Dickens okuyan bu kültürlü sapık taksi şoföründen haberdar olamayacaktık!

Gördüğünüz gibi iş, bir tek kıvılcıma bakıyor.

Birilerinin ses çıkarmasına...

Hakkını aramasına...

Şikáyetçi olmasına...

*

Ben önce 6 kadınla konuştum.

İkinci yazı çıktıktan sonra 2 kişi daha eklendi.

Biri de sevgilimin iş arkadaşı: ‘‘Ben de o taksiye binme gafletinde bulundum! Üstelik beni bir kız arkadaşım uyarmıştı. Onun başına gelenleri duyunca çok üzülmüştüm. Ama 'Koskoca İstanbul'da beni mi bulacak o taksici?' demiştim. Buldu! Bundan iki ay önce Akmerkez'den eve gitmek üzere taksiye bindim. Ve inanır mısın, hiç sesimi çıkarmadan arka koltukta oturdum. Kilitlendim. Resmen basiretim bağlandı. Levent'teki evime geldiğimizde, adam işini bitirmişti. En son yüzüklü parmağının olduğu sağ eliyle, selpaklara uzandığını ve silindiğini hatırlıyorum.’’

Etti mi 8 kadın!

Daha önce şikayette bulunan manken Canan Mutluer ve stilist Serap Tamerli'yi de sayarsak 10. Bu şehirde yaşayan, birbirini tanımayan, tek ortak özellikleri taksi kullanmak olan 10 kadın...

Hepsi üç aşağı beş yukarı aynı şeyi anlatıyor.

Eşkál ve plaka da veriyor.

Kimi, kendini arabadan atıyor, kimi ‘‘Sen ne yaptığını sanıyorsun?’’ diye çıkışıyor, kimi sus pus oluyor, kimi Şoförler Derneği’ne şikáyet ediyor, kimi de polisi arıyor, ‘‘Hanımefendi, suçüstü yapmamız lazım. Elimizde onu trafikten men edecek delil yok’’ cevabını alıyor.

Muhtemelen bu 10 kadın, bu adamın iğrenç bir şekilde taciz ettiği kadınların sadece bir kısmı. Diğerlerini bilmiyoruz bile. Her gün yeni biri çıkıyor. Ve bu kültürlü sapık, birkaç gün öncesine kadar bu şehirde taksicilik yapmaya devam ediyor.

Edebiliyor.

Tacizin delili yok çünkü!

*

Hürriyet, bu olayı sürmanşetinde ‘‘Anlatan çok. Şikáyet yok!’’ diye verdi.

Kısmen doğruydu da...

Çünkü kimse uğraşmak istemiyor.

Çünkü kimse bir yere varacağına inanmıyor.

5 yıl önce Mutluer ve Tamerli polise şikáyetçi oldu da ne oldu?

Sadece polise gidip şikáyetçi olmak yetmiyor ki, dava açıldıktan sonra mahkemelere gidip tanıklık etmen gerekiyor. Peşini bırakmayacaksın yani. Bırakırsan, takipsizlikten dava düşüyor, adam yine aynı haltı yemek için taksisinin başına oturuyor ve kendine yeni kurbanlar seçiyor.

Haliyle, bu bitmez tükenmez prosedür insanların gözünü korkutuyor.

Bir de tabii işin husumet yanı var.

Sen orada adını, adresini veriyorsun ve ‘‘Bu adamdan şikáyetçiyim’’ diyorsun, onu sapıklıkla suçluyorsun, e bu adam ne kadar yatacak ki içeride, kısa bir süre sonra çıkacak, adı üstünde sapık, ya sana, çocuğuna, kocana bir şey yaparsa, korkuyorsun, büzülüyorsun, ‘‘Dertsiz başıma ne dert alacağım? Ucuz kurtardığıma şükredeyim, susayım oturayım’’ diyorsun...

*

Son birkaç gündür, bana başından geçenleri anlatan kadınları polise şikáyette bulunmak için ikna etmeye çalışıyorum.

Bir yanımla tereddüt yaşayanlara hak veriyorum, diğer yanımla ‘‘Bu emsal bir dava. Bu adamın cezalandırılması çok önemli. Benzer tacizlerin önünü kesebilir. Hadi lütfen Gayrettepe'ye gidelim’’ diyorum.

Ani B. mesela, bütün ısrarıma rağmen kabul etmedi, çünkü bu adam onun çalıştığı yeri biliyor. Korkuyor. Bir kısmı ise Gayrettepe'ye gittikleri vakit gazetecilerin fotoğraflarını çekip gazetelere basmasından ürküyor. İstemiyorlar ertesi gün kendi fotoğraflarını dana kadar ‘‘Sapık taksici işte bu kadının yanında mastürbasyon yaptı’’ başlığının altında görmek...

Ve haklılar.

Ama öteki taraftan Asayiş Şube'den polisler arıyor:

‘‘Eğer kimse şikáyetçi olmazsa biz bu adamı salıvermek zorunda kalacağız. Tutamayız burada. Onu trafikten men bile edemeyiz. Lütfen birilerini ikna edin!’’

*

Avukat Nurdan A. en cesuru çıktı.

The Marmara'da buluşuyoruz.

Dünya şekeri emekli öğretmen annesiyle birlikte geliyor. Anne bıcır bıcır bir Karadenizli. Doğru bildiğinden şaşmayan bir kadın. Acayip bir şahsiyet. Aslında kızını ikna eden de o: ‘‘Bu senin vatandaşlık görevin tabii ki gidip şikáyetçi olacağız! O adama dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceğiz! Yürü gidiyoruz...’’

Ne var ki bu şahane anne, tam olarak yürüyemiyor da...

İki dizine protez takılmış, hastaneden yeni çıkmış ama ant içmiş, bu işin peşi bırakılmayacak.

Gayrettepe Asayiş'ten iki de polis geliyor, Komiser Ali ve arkadaşı. Ali Bey'le daha önce hırsızım Abuzer vasıtasıyla tanışmıştık. Abuzer'e ne oldu bu arada? Hiiiiiç. İki yıl önce oturduğum evimi talan etti, mücevherlerim gitti, parmak izleri tespit edildi, bir de ayağında o zamanki eşimin ayakkabıları çıktı. ‘‘Bu ayakkabılar bizim Singapur'dan aldığımız ayakkabılar!’’ dedim. Ama sonuç sıfır. Abuzer birkaç ay yattı, tekrar çıktı, Komiser Ali onu hırsızlıktan yine yakalamış, girip girip çıkıyor cezaevine; af çıkıyor, o oluyor, bu oluyor, kısacası bu adamların hiçbirine bir şey yapılamıyor.

*

Nurdan A.'yı şikáyette bulunması için ikna eden benim. Bu yüzden onun yanında olmak istiyorum.

Elimden geldiğince onu korumak istiyorum, ben de gazeteciyim ama ne ben ne başka gazeteciler onun fotoğrafını çekmesin, adresini, telefonunu vermesin.

Belki bunlar bir gazetecinin görevi değil ama ben ona tatsız bir şey olmayacağına dair söz verdim.

Sözümü de tutmak istiyorum.

Aynı taksi şoförü tarafından tacize uğrayan diğer kadınlar için de aynı şey geçerli. Hepsiyle birlikte Gayrettepe'ye gideceğim. Tek bildiğim bu işin peşini bırakmamamız gerektiği...

*

E peki şimdi gazeteciler Nurdan A'nın fotoğrafını çekmek isterse ne olacak?

Onların da haber alma özgürlüğü var...

Anasını satayım, herkesin bir özgürlüğü var.

Sapık taksicinin de, kimse şikáyetçi olmazsa sonsuza kadar gözünü kestirdiği kadınlar arkada otururken önde mastürbasyon yapma özgürlüğü var!

Taksiciyi Şişli Etfal'den sağlık raporu almak üzere dışarı çıkaracaklar, bütün gazeteciler onun fotoğrafını çekmek için üzerine çullanacak, biz de bu fırsattan yararlanıp paşa paşa Emniyet'ten içeri gireceğiz.

Plan işe yarıyor.

Kimselere görünmeden Asayiş'e giriyoruz, Nurdan A. şikáyetçi oluyor.

Komiserler anlattıklarını kayda geçiyor. Sonra da sağlık raporunu alıp tekrar şubeye getirilen taksiciyi teşhis etmesi gerekiyor. Kare bir camın ardından ayakta duran üç erkeğe bakıyoruz.

Onlar bizi görmüyor.

Nurdan A. ‘‘Şu ortadaki!’’ diyor.

50'lerinde beyaz saçlı, hiç de hırpani görünmeyen, son derece cool, eli ayağı düzgün bir adam. Öyle fare gibi de büzülmüyor, şu dağları ben yarattım gibi mağrur bakıyor.

Şimdilik ilk adım tamam.

Nurdan A.'nın şikáyetçi olması taksici O. R'nin mahkemeye sevk edilmesini ve nihayet tutuklanmasını sağlıyor.

Şimdi diğer mağdurların da şikáyetçi olması gerekiyor.

Ben inanıyorum ki, onlar da vatandaşlık görevlerini yerine getirecekler.

Lütfen...

HAMİŞ: Bu yazıyı gazeteye gönderdikten sonra, aynı olayın başına geldiğini söyleyen 5 kadın daha çıktı. Kahraman hep aynı kişi. Yerim olmadığı için yayınlayamıyorum. Ama hep birlikte gelişmeleri takip etmeye devam edeceğiz...
X