"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Olacak şey değil

Geçtiğimiz hafta Cuma günü size annemin gelinliğinin hikayesini yazmıştım hani, “Nisan Yağmuru”nu. Bizim ailede bambaşka bir yeri vardır o gelinliğin.

Bir hikayesi vardır. Ama kimin eseridir bilmeyiz. Salonumuzun baş köşesinde, duvarda tek başına asılı duran, kocaman bir evlilik fotoğrafı vardır annemle babamın. Bakakalırız bir süre önünde sessizce. Bir güler bir ağlarız eski günleri yad ettikçe. İkisi de uzaklara bakarak tatlı tatlı gülümserler. Siyah beyazdır o fotoğraf. Cam gibidir, nettir. Sevgi akar insanın içine. Annemin o kocaman sihirli pırıl pırıl şapkası altında dünyanın güvenli bir yer olduğu duygusunu uyandıran, babamın tüm karizmasına rağmen içinde aslında çok narin kırılgan ve hiç büyüyememiş bir çocuk barındırdığını insanın yüzüne her daim çarpan bir fotoğraftır o fotoğraf. O gelinlik, Nisan yağmurudur ailemizin. İçimize güzel duygular yağdırır. Arındırır, huzur verir, içimize taze toprak kokusu yayılır. Umutlandırır, efkarlandırır. Gelinlik sade ve şıktır. Hikayesi de bizim ailenin tüm nesillerine ışıl ışıl, tıpkı Tinkerbell’in elindeki sihirli değnekten dökülen tozlar gibi serpilip akmıştır. Hepimizin gözü o gelinlikte kalmıştır. Evlenirken giymeyi çok istedim. Kocaman şapkasını kafama takıp bir elimle uçmasın diye şapkayı, diğer elimle aşık olduğum adamın elini tutacağım diye toz pembe kareler hayal ettim. Olmadı. Nasıl iştir bilmem, ben annemden zayıfken, içine sığmadım. Totom kenarlarından taştı. Kolları az kaldı patlayacaktı. Boyun kısmı omuzlarımdan sığmadı. Üstüme oturmadı. Bana uyarlamak istedik, bu sefer zedelenecek korkusu, o gelinliğe dokunup hikayesini bozma duygusu içimi sardı. Yapamadım. Olmadı. Aslen ne yazacaktım, konu yine nerelere vardı! Diyeceğim o ki, yazımı okuyan Yümniye Akbulut’dan bir e-posta aldım. Meğer annemin Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’nde onca gelinlik dururken seçip beğenip gelinliğe çevirdikleri o tuvaleti tasarlayan kendisiymiş! Hatta hatta, Şıklığın Resmi Tarihçesi adlı bir kitapta tüm o günlerin eserlerini, tarihçelerini derlemiş. Kitabı da Doğan Kitap’tan geçen sene çıkmış. Anneciğimin gelinliği Nisan Yağmuru da kitabın 70.sayfasında salınmaktaymış. Tam 40 yıl sonra, anneler gününden önce, Nisan Yağmuru’ nun yaratıcı annesiyle buluştuk böylece. Yümniye Akbulut’dan gelen iletiyi okurken, gözümden Nisan Yağmuru damlaları aktı... bir süre silmedim onları. Yanaklarımda izi kaldı.

Yonca

“hayat bir mucize”

Olacak şey değil

 

Savaş ve Çocuk

Sözümona çok düşünen bir anneyim ama, ne kadar düşünsem de hata yapıyorum. Annelik bitmek bilmeyen hayat okulum. Bazen geçiyorum derslerden, bazen feci çakıyorum. Forrest Gump’ı seyrettirmeyi düşünürken çocuklarıma, Vietnam savaşı görüntülerinden oğlumun bu kadar etkilenebileceğini hiç düşünemedim. Hata yaptım. Her şeyin doğru bir zamanı var gerçekten. Ne çok erken, ne çok geç. Dikkat etmek lazım kesin. Bir de üzerine haberlerde gördükleri, bir arkadaşının evinde seyrettiği aksiyon filmindeki savaş sahneleri derken, sorduğu sorular yüzünden, savaş üzerine ömrü hayatımda hiç düşünmediğim kadar düşünmek zorunda kaldım. Her gün dünyadaki tüm savaşlar üzerine, onlarca soru soruyor. Hem ürküyor hem de öğrenmek ve anlamak istiyor. Çocuk, dünyanın insan eliyle bu kadar kötü olabilmesine anlam veremiyor. Büyümek istemiyor. Resmen “Ben hep çocuk olmak istiyorum, anne!” diyor kocaman gözleri dolu dolu. “Büyürsem de, iki kedi ve bir papağanımla güvenli bir yerde yaşamak istiyorum...” diyor. Neden savaş, neden silah, neden ve ne için insanlar öldürülür, ne anlaması, ne kabul etmesi, ne ikna olması, ne de rahatlaması mümkün değil şu ara. Zaten verdiğim hiçbir cevap beni de tatmin edemiyor aslında. Bir çocuğun olaylara bakış açısıyla görebilsek bazı şeyleri, hiçbir büyük, hayatta hiçbir politika uğruna asla hiçbir savaşa izin vermezdi. Oğlumdan bunu öğrendim. Utançla...

Yonca

“hatalı”

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI