Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Okur Temsilcisi'ne mektuplar

    Doğan SATMIŞ
    16.01.2006 - 00:00 | Son Güncelleme: 15.01.2006 - 23:22

    Varille mürekkep

    SEVGİLİ okurlar, internet, basında inanılmaz gelişmelere yol açtı. Sıradan okuyucu, tarihte hiçbir dönemin insanlarına nasip olmayan farklı olanaklar elde etti. Eskiden gazeteciler, bir konuyu yazar, bu doğru olmasa da geçer giderdi. Artık, gazetecilerin yazdıkları hiçbir zaman nihai olmuyor.

    Dikkatli okurlar, yazılanlar doğru değilse bunu ya TV’den öğreniyorlar, ya da küçük bir araştırmayla internetten kolayca gerçeğe ulaşıyorlar. Bu durum, gazetecileri kendilerine daha fazla çekidüzen vermeye zorluyor.

    Geçtiğimiz günlerde New York Times Gazetesi’nde, internetin sıradan insanlara verdiği olanaklarla ilgili uzun bir yazı yer aldı. Size bu yazıyı kısaca özetlemek istiyorum. Siz de Amerika’da artık çok yaygın uygulanan bu yöntemleri kullanabilir, hakkınızı arayabilirsiniz. İşte New York Times’ta yazılanlar.

    "İngilizce’de ’Mürekkebi varille alanla asla kavga etme’ diye bir deyim var. Onlarca yıl, ünlü-ünsüz kişiler, haklarında haksız ve kötü haberler çıksa bile bu öğüdü tuttular. Çünkü, basının gücü nihai söz hakkını basına veriyordu.

    RÖPORTAJI KENDİN YAYINLA

    Ancak internet ve ’blogların (internet günlükleri) gücü’ bunu değiştiriyor. Artık habere konu olanlar, gazetecilerle aynı yöntemlerle savaşabiliyorlar.

    Bir gazeteye röportaj verenler, bunun birebir dökümünü kendi internet sitelerinde veya bloglarında yayınlayabiliyorlar. Bu sadece röportaj metnini değil, e-posta yazışmalarını, telefon konuşmalarının bant kayıtlarını da içerebiliyor. Böylece, gazeteye yansıyan ile röportajın, telefon konuşmasının veya mesajların orijinali karşılaştırılabiliyor. Gazetecinin algılaması, önyargıları ve varsa yanlış yönlendirmesi hemen ortaya çıkarılabiliyor.

    Bu durumun pek çok örneği de ABD’de yaşanmaya başladı. Bir haber programındaki röportajlarından hoşnut kalmayan Discovery Enstitüsü’nün dizayncıları, bir saatlik görüşmeyi internet sitesinde yayına soktular. Televizyonu suçlamadan şöyle yazdılar: ’Burada, ulusal medyada köşebaşını tutanların, önemli bilgi ve noktaları klişeleşmiş yapılarıyla nasıl yansıttıklarını görme şansınız var.’

    Ve bir gazetecilik profesörü olan Jay Rosen, şöyle diyor:

    ’Günümüz dünyasında, okurlar ve haber kaynakları yayıncı oldu. Gazetecilere, ’Artık biz de yayıncıyız. Röportaj, ortamızda duruyor. Gazeteci olarak sen bundan bir şey üreteceksin, biz de üreteceğiz. Bu röportaj, aramızda düşmanlık yaratacak bir potansiyel de olabilir. Artık kural bu.’

    ABD Savunma ve Dışişleri bakanlıkları, açıklamalarını ve röportaj metinlerini hem internet sitesinde yayınlıyor, hem de muhabirlere gönderiyorlar. (Türkiye’de Silahlı Kuvvetler de, açıklamalarını anında kendi internet sitesine koymaya başladı.)

    Ve bu gelişmeler, gazetecileri daha şeffaf teknikler geliştirmeye itiyor. Her kelimesinin gözden geçirileceğini bilmek, gazeteciyi daha dikkatli olmaya itiyor.

    Çünkü internet ve blogların sağladığı bu avantaj, gazeteci için bumerang etkisi yapabilir. İyi bir röportaj çıkardım diye düşünürken, iki kelimedeki oynama bumerangın gazetecinin kafasına değmesine yol açabilir.

    Bir başka gazetecilik profesörü ise şöyle diyor: ’Gazeteciler, artık çok rahat gözlenebildikleri için onlar açısından bir vahşi Batı atmosferi var.’

    Ancak gazeteciler için hálá sevindirici bir yön var: Çoğu insan, internette uzun röportaj metinleri okumak yerine hálá gazetecilerin çabucak kendilerine sunacağı, öz ve çarpıcı özetleri okumayı tercih ediyor."

    57 yaşında anne

    SON zamanlarda ileri yaştaki (48 yaş ve üzeri) kadınların tedavi yoluyla çocuk sahibi olduğu haberleri gazetenizde sıkça çıkmaya başladı. Bugün de (6 Ocak 2006) "Anne 57, Baba 65 Yaşında" başlıklı haberinizde eksik ve yanıltıcı unsurlar var. Bir kere bu gebeliğin başka genç bir kadından yumurta alınarak gerçekleştiğinden bahsedilmemiş. Bugünkü koşullarda menopoz sonrası bir kadının kendi yumurtasıyla gebe kalıp çocuk sahibi olması olanaksızdır; zira yumurta rezervi sıfırlanmıştır. Bu yöntemle dünyaya gelen çocuklar, doğumu yapan kadının (annenin!) hiçbir genetik, fiziksel ve kişilik özelliğini taşımaz. Ayrıca bu işlem Türkiye’de yasal değildir ve birçok hukuksal, etik, dinsel, sosyal ve belki de tıbbi sorunu beraberinde getirecektir. Bu haberi okuyan pek çok ileri yaştaki kadın, çocuk sahibi olabilmek için boş umutlara kapılabilecek ve hayal kırıklığı yaşayabilecektir. Başka bir kadından yumurta alındıktan sonra 85-90 yaşındaki bir kadın bile genel sağlık durumu uygunsa doğum yapabilir; ancak bu çocuğun-çocukların annesi kimdir? Yumurtanın sahibi biyolojik anne mi, taşıyıcı-doğum işlemini gerçekleştiren anne mi? Aynı durum sperm bağışı için de geçerlidir. Yumurta ve sperm bağışı pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de yasal değildir. Nesep tayininin son derece kolaylaştığı, ileride daha da kolaylaşacağı ve basitleşeceği düşünüldüğünde karşılaşılan sorunları da şimdiden hesaba katmak gerekir. Bütün bu unsurları açıklayarak haberi vermeniz ve yanlış anlamalara neden olmamanız gerekirdi.

    Dr. Gülden ÜNAL

    Gönül Yazar

    SAYIN Gönül Yazar, gazetenizdeki röportajında Erol Simavi’den olan çocuğun dünyaya getirilmemesi için elimde bir paketle evine ziyaretine gittiğimi ve Boğaz’da bir ev alması için bu paketteki parayı önerdiğimi belirtmiş. O dönemin Hafta Sonu Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürü olarak, Gönül Yazar’la tanışıklığımız vardı. Orhan Erkanlı’nın çocuğa karşı olduğu doğrudur. Erol Simavi’nin de onayı ile çocuğu aldırması için Gönül Yazar’a teklifte bulundum. Bir skandaldan korkuluyordu. Erol Simavi’nin bu skandala dayanamayıp gazeteyi terk ederek İsviçre’ye gideceği endişesi vardı. Bu durumu engellemek için bir teklifte bulunduğum doğrudur. Yalnız kendisine ne bir kuruş götürdüm, ne de bu konuda bana kimse yetki verdi. Sadece Erol Simavi’nin korkak olduğunu, çocuk olunca evleneceği vaadine kanmamasını ve çocuğun doğmasının hem kendi, hem de çocuğun başını ağrıtacağını söyledim. Hürriyet camiasında 10 yıl yazı işleri müdürü olarak görev yapan şahsımın bu ufak açıklamasını yayımlamayı umarım çok görmezsiniz.

    İlhan TURALI

    Kırmızı çamaşır

    İLK sayfanızda "Kırmızı Çamaşıra Yoğun İlgi" başlığı altında yayımlanan haberi görünce çok şaşırdım. Haberde 55-60 yaşlarında üç teyzenin tezgáhta iç çamaşırı bakarken çekilmiş fotoğrafı vardı. Annelerimiz yaşındaki bu teyzelerin yüzlerinin görünmesi şart mıydı? Yüzleri mozaiklenerek yayına verilemez miydi? Bu kişilerin çok rencide edildiğini düşünüyorum. Fotoğraftaki kişiler kendi yakınınız olsa, bu rahatlıkta hem de ilk sayfadan baskıya verilir miydi? Bu tür konularda biraz daha duyarlılık gösterilmesini beklerim.

    Barış AKAR/ANKARA

    Voleybol maçı niye yok

    18 Aralık tarihli gazetenizi en az 10 kere karıştırdım; ama yıllardan beri bayan voleybolunun lokomotifi olmuş iki takımın, Eczacıbaşı ile Vakıfbank Güneş Sigorta arasında derbi maçının oynanacağına ilişkin tek bir satırlık haber göremedim. (Haber var da ben görmediysem binlerce kere özür.)

    Ben eski bir basketbolcu ve bir voleybol severim. Hiçbir kulüple uzaktan yakından bağlantım yok.

    Şimdi soruyorum: O günkü gazetenizin spor sayfalarında bu maça göre çok daha önemsiz sayılabilecek o kadar haber varken böyle bir maçın oynanacağını niçin okurlarınıza duyurmadınız? Tek satırla bile olsa cevap verirseniz çok sevineceğim.

    Suphi BEDİZ

    <ı>TEMSİLCİNİN NOTU: Spor servisi, özür diliyor.


    OKURLARDAN KISA KISA...

    Ö.Ş.: 11 Ocak tarihli gazetenizin 1’inci sayfasında yer alan fotoğrafta, kuş gribinden ölen Koçyiğit kardeşlerin annesi olarak gösterilen Marifet Koç ailenin kuzenidir. Yani Hasan Ali’nin annesi değildir.

    KEZBAN BÜLBÜL: Ben Yeni Şafak muhabiriyim. 1 Ocak tarihli Hürriyet’te yer alan Zemzem United Office başlıklı haberde, Mekke’deki zemzem dolum tesislerinin, kapılarını "ilk kez" Türk basınına açtığı belirtiliyor. Oysa geçen yıl hac döneminde Türkiye’den giden bir grup gazeteci olarak aynı tesisleri gezmiş ve haber yapmıştık.

    GİRAY TÜRKER: Dakar yarışından haber alabilmek için Andy Caldecott’un ölmesini bekleyecekmişiz meğer. Öyle ya yarışın 9. etabındayız, kim ne durumda bununla kimse ilgilenmez; ama biri ölürse haber önemli, ilgi çeker, yayınlamak lazım. Aynı gün, Roland Koch antrenman öncesi futbolculara tatlı yedirmiş! Haber değeri müthiş, ya öğrenemeseydik?

    FEHMİ KOCAMEHMET: Almanya’dan arıyorum. Batı Trakya Türk’üyüm. Ağca’yı yazmayın, unutulsun gitsin. Hürriyet bu başlıkları atmasın. Çocuklar ölüyor, yolda gezen çok katil var. Bizim utanç günümüz olmasın, iyi günümüz olsun.
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı