Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Okullar açılırken

Zeynep ATİKKAN

‘Okulumuzdan bu sene birçok kişi Fransızca ve İngilizce dillerini unutarak mezun olmuştur’.

Bu satır bir lise öğrencisinden aldığım mektubun son cümlesi. Kendisi İstanbul'un Fransızca eğitim veren köklü bir özel okulunun öğrencisi. Bu tek satır, Türkiye'deki eğitimin çarpıklığını yansıtması açısından son derece ilginç geldi bana.

Bırakın İngilizce ya da Fransızca'yı, hangi öğrenci ne kadar Türkçe'ye hakim ne kadar edebiyatını bilerek mezun oluyor? O neredeyse tapındığımız bilgisayar denen aygıtın ne işe yaradığını ne kadar biliyor?

Takım tutar gibi ‘Benim okulum, senin okulun’ çekişmesini bir kenara bırakıp soruna doğru teşhis koymaya çalışırsak eğitimde ortaya çıkan tablo şöyle:

Türkiye'deki eğitim, son yılların demografik patlamasının altında ezildi. Bu gelişmeden devlet okulları en büyük yarayı aldı. Kaliteli öğretmen bulmak zorlaştı. Seviye düştü, zaten üvey evlat muamelesi gören devlet okullarındaki bu sıkıntıyı kimse umursamadı. Onlar da seslerini duyuramadılar.

Mali durumu iyi olanlar özel okullarla bu işin altından kalkabileceklerini sandılar. Kısaca herkes başının çaresine bakmaya başladı.

Eğitim politikasını dizayn etmesi gereken Milli Eğitim ise milliyetçi islamcı kadrolaşmaların kısır çekişmeleri içinde değişen dünyanın yeni trendlerini ıskaladı. Böyle bir ihtiyaç da duyulmadı.

Devlet okulları çökertildi...

Kaliteli olduğu iddia edilen eğitim özel okullara ihale edildiğine göre şimdi sormamız gereken sorular var. Önce, özel okullar mönüsündeki yabancı okullar için şu soruları soralım. Çünkü bu özel okul furyasını içinde bir hiyerarşi bulunuyor. Bu sıralamada yabancı okulların özel konumu var. Standartları ve kaliteyi onların belirlediğine inanılıyor. O zaman yanıtlanması gereken sorular şunlar:

Yukarıdaki mektupta belirtildiği gibi bu çok özel ve de çok kaliteli yabancı okullardan öğrenciler nasıl dil bilmeden mezun oluyorlar?

Yabancı dilini öğrendikleri ülkenin kültürüne ne kadar yaklaşabiliyorlar?

Dil eğitimi aldıkları halde nasıl oluyor da yabancı dilde eğitim veren üniversitelerde hazırlık okumak zorunda kalıyorlar?

Bu okullar çağın yeni trendlerini ne oranda yakalayabiliyorlar?

Bundan on yıl öncesine kadar yabancı dilde eğitim veren bu kurumlardan Fransızca ve İngilizce unutularak mezun olunabilir miydi?

Eğer bugün mezun olunuyorsa değişen nedir?

Demek ki genel seviye düşüşü bütün kurumları etkiliyor. Belki birkaç kurum istisna olsa da bu geneli değiştirmiyor.

Bugünkü ortamda sanıyorum ki hiçbir okul eski siciliyle değerlendirilemez. Bir zamanların en şanlı yabancı okulları bile bugün yeniden itibar kazanmak zorundalar. Bunu ispat etmek zorundalar. Hele İngilizce eğitim vermeyen kurumların bugün çok daha büyük sorunu var.

Türk eğitim sisteminin zayıfladığını biliyoruz. Ama bu durumda ‘Biz daha az kötüyüz’ diye ortaya çıkmak da biraz kolaycılık oluyor. Rekabetin dişlileriyle mücadele edebilmek için ‘Bizim geleneğimiz var’ demek yetmiyor. Özellikle de bu kadar hızlı değişen bir dünyada. Çünkü çağa uymayan gelenek küf kokar.

Çocuklarının iyi eğitim alması için çırpınan ve her türlü fedakarlığı yapan velilerin de galiba daha talepkar olmaları gerekiyor!













X