Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Okul, müdürü kadardır

Ankara’daki ikibinden fazla okul müdürüyle toplantı yaptım.

Sorumluluk sahibi, davranış eğitimi almış, kendini geliştirmiş okul müdürlerimiz çok fazla.
Okul müdürlüğü, tartışmasız liderliktir.
Liderlikse meslek değil, bir seçimdir.
Risk üstlenmektir, irade ortaya koymaktır.
Yönetim kabiliyetine, vicdanına, ahlakına emanet edilmiş yüzlerce çocuğun; okuldaki öğretmenlerin, diğer çalışanların ruhunda esen fırtınaları hissetmek ve yön vermektir okul müdürlüğü.
Ve sabretmektir.
Ve empati kurmaktır.
Ve nezaket ve adalet sahibi olmaktır.
Sızlanmak yerine, çare üretmektir.
Yalnızlıktır.
Üstüne yığılmış yüzlerce sorunun, bunların getirdiği gerginliğin, iletişim çatışmalarının, kişiler arası problemlerin üstesinden gelmek; yalnız kalınca da kalbinin derinliklerinde dolaşmaktır.
Son zil çalıp da öğrenciler evlerine dağılınca, okuldan çıkan son kişi olarak, günün geride kalan bütün duygularını, bütün olaylarını, içdünyasında yeniden harmanlamak, yeniden yaşamak ve ‘bugünden geleceğe çok güzel şeyler bıraktık’ diyebilmektir.
En sorunlu karakterin bile yüzüne gülümseyerek bakabilmek ve derin bir sabırla dinleyebilmektir.
Nezaket ve zarafetinden bütün okul ikliminin etkilendiği kişidir okul müdürü.
Birbirine yakın iki okul arasında gördüğümüz fark; aslında müdürlerinin farkıdır.
Zor iştir okul müdürlüğü.
İnsan sevgisiyle yoğurulmuş bir yüksek vicdanın ve erdemli bir ruh dünyasının ancak taşıyabileceği bir yüktür.
Çoğumuz farkında olmayabiliriz.
Hayatın fırtınası içinde, ülkemizin ‘gelecek misyonunu üstlenmiş’ okul müdürlerimiz var.
Dünyanın geldiği yeri ve üstlendiği sorumluluğu ‘farkedemeyenler’ varsa, onlar da, vicdanlarda oluşan hükmün icrasına katlanacaklardır.

 
SELDA

Selda, altı yaşında. İlkokula bu yıl başladı. Tanıdığım biri. Babası, havaalanında iş buldu, Anadolu’nun küçük bir kasabasından kopup geldiler. Selda, Çubuk’ta bir okula kaydedildi. Birkaç gün oldukça sıkıntılı geçti. Öğretmeni onu farketmemişti bile. Arka sıralarda bir yerlere atılmıştı. Geceleri terliyor, uyanıyor; içine kapanıyor, durup dururken ağlıyor, yemiyor, içmiyor, konuşmuyordu. Yabancıydı. Arkadaşı yoktu. Sabahları ağlıyor, okula gitmek istemiyordu. Okul, onun için acıya dönüşmüştü. Bir gün öğretmeni tarafından farkedildi. Birkaç tatlı söz duydu. Saçları okşandı. “İyi ki varsın, hoş geldin.” dendi. Selda, kendini değerli hissetti. Okulu sevmeye başladı. Öğretmenini özlüyordu. Arkadaşlarına karıştı. Hayata karıştı. Küçük bir dokunuş, Selda’yı kurtardı.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI