"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Okul değil “bit dönemi”

Evet sevgili ebeveynler, Yeni bir okul yılına daha hoş geleceğiz; ama bitler izin vermiyor ki!

Pardon bit yılına demeliydim.
Bizim okul açılalı daha 1 gün oldu ve hop eve mektup geldi.
“Her yerde bit var!”
(Her yerde kar var tonlamasında söylenmesine...)
Bitler dünyamızı istila etti sayın okurlar.
Baktığım her yerde bit görüyorum.
Çocuğunu seven bitine katlanır... Böyle bir dolu deyim üretebilirim şu an size.
Herkesin çocuğu sürekli bitli.
Üç vakte kalmaz bizde de çıkar bunlar kesin.
Paranoya tavan yaptı.
En fenası da temiz saça geliyorlarmış. Karar aldım, ikinci bir emre kadar evde kimse yıkanmayacak.
Bundan böyle pisiz biz. Oh be!
Bir de okulda bir güzel göstere göstere anlattılar bit olayını
iyi mi!
Beni artık Prof. Dr. Bitli Sirke olarak çağırabilirsiniz.
O kadar yani.
Ben bu biti meğer hiç anlamamışım. Oysa 7 yaşımda bitlenmiştim Nazilli’de okurken. Unutmuşum demek.
Yumurtası, sirke de deniyor kendisine, bayağı yapışkan bir şeymiş. Kepek gibi duruyor ama değil. Bu ciddi yapışık saça. Çekiyorsun gelmiyor. Kepek bir salladın mı dökülüyor. Bunları tırnaklarınla böööyle çeke çeke alman lazım.
Alıp sonra çıtlatman gerek. Çıt ediyorsa yaşıyormuş, etmiyorsa ölmüşmüş. Saçta beyaz duruyor, ele alıyorsun kahve... Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane gibi oldu. Ama gerçekten öyle.
Yani size anlatamam ne kadar karışık duygular içindeyim. Ben hiçbir canlıya zarar veremem ve şimdi bildiğin sirke katili mi olmayı öğreniyorum yani! Allah’ım ne çok çelişki var hayatımızda!
Ama sirkeleri çıtlatmazsan büyüyorlar ve bildiğin mini sinek görüntüsünde bit oluyorlar ve korkunç bir şey kendileri. Ben hiç o kadar büyük olabileceklerini düşünmemişim. (Yazının bu kısmında midem bulanıyor artık!)
Bu bitler 100’er 100’er yumurtluyor.
Hepsini ayıklamadın mı da, yine hortluyorlar.
Kabus gibi. İşin yoksa saatlerce ayıkla.
Bu işin bir de psikolojisi var tabii. İçinden bit geçen cümle duydun mu başlıyorsun kaşınmaya. Mesela şu an ölüyorum kaşıntıdan.
Neyse uzatmayacağım, bu işin çok güzel bir çözümü var, size onu yazayım. Yıllar önce yine bir bit yazısı yazmıştım okuldan yazı gelince ve Türkiye’de bit tarağını satan firma da bana yazmıştı.
Kimyasal içermeyen, sirkelere ve bitlere kesin çözüm olan bir şampuan ve tarak var aklınızda olsun. Tarak, pille çalışıp elektrik vererek sirke ve bitleri yok ediyor. Kesin çözüm yani.
Şampuanın içinde de böcek ilacı olmadığı için zararsız. Bir de bit savar bir spreyleri var. Üçünü birden alın dursun. Yani ben şu an bu üçlüyü yemek filan istiyorum. Öyle tik geldi üstüme.
Bütün bilgiler bu web sitesinde var işte:
www.liceguard.com.tr
Yeni okul yılımız bitsiz olsun.
Yonca
“çıt”

Olimpiyat

Nasıl isterim bizde olmasını, nasıl hayalim anlatamam... Ama beni inanın en çok işin biz kısmı düşündürüyor. Halk ve basın kısmı.
Dünyanın tek kıtalararası maratonu olan Avrasya Maratonu’nu bile bu kadar yalnız bırakan bizler, halk, sporu tek bir branş olarak yaşayan ve yansıtan basın, spora küçükten başlayarak destek olmayan, yatırım yapmayan bir ülke...
Olimpiyat ruhu var mı bizde sizce?
Kime dönsem isteksiz, ümitsiz ve negatif.
Yazık.
Keşke içimizden gerçekten spor ruhu geçse.
Olimpiyatların en âlâsını yaparız biz o zaman bence.
Çuvaldız önce kendimize.
Yonca
“amatör atlet”

X