"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Okul çocuk sömestr ödev mödev

Benim çocuklara verilen ödevler hakkında fikirlerim çok net.

Ödev kaliteli ve yapılmaya değer, ne bileyim işte, hem eğlenceli, hem yaratıcı hem de bir şey öğreten cinstense yapalım arkadaşlar; yok eğer sırf laf olsun, ana-baba çocuğa ödev verildi diye huzur bulsun cinsindense, yapmayalım arakadaşlar... şeklinde.

Hatta birkaç kere kifayetsiz ödev için öğretmene utanmadan uyduruk bahane bildirmişliğim var.

Allah affetsin beni.

Ben, insanların sevdikleri şeyleri yapmaya vakitleri oldukça, ve onları yaptıkça, başka şeylere karşı şevklerinin de artacağına inanıyorum.
Hani neşen yerine geldikçe bir şeyleri de huzurla yaptıkça yapasın gelir ya, öyle işte.
İyi iyiyi çağırıyor, arttırıyor sanki. Valla.

Hem zaten bunun doğruluğu, yapılan araştırmalarla önümüze belgeleriyle konuyor artık.

Eski usul, dayatma şeklinde verilen eğitim sonrası başarı var, evet. Ama oyunla, eğlenerek; hani sözümona bazı ana-babalara hafif gelen şekilde verilen eğitim sonrası başarı oranı ise öbüründen kat be kat yüksek. Çocuklar rahat bırakıldı diye başarısız olmuyorlar arkadaşlar, sakin olalım yani.

Oğlumun okulunda bir pano var. Üzerinde çocuk el yazısıyla şöyle yazıyor:

“Çocuğunuz oyun oynarken ‘sadece oynuyor’ deyip geçmeyin. Çocuğunuz o sırada bir doktorun ameliyat yapması, bir pilotun uçağı kaldırması kadar önemli bir iş yapıyor.
Oynadığı oyunu önemseyin!”

Bu yazının her önünden geçtiğimde duruyorum. Müthiş bir şey bu.

Geçen hafta sömestr süresince yapılacak şeylere dair genel ruh halimizi anlatan bir yazı yazınca bir öğretmenden haaarika bir cevap geldi.

Emir Ağır bana verdiği cevapta her şeyi öyle güzel anlatmış ki...

Buyrun aşağıda okuyun hele.

Nokta.

Yonca
“hemfikir”

Yonca,

Yazını okurken içten içe gülmekten kendimi alamadım. Çünkü ben de ilkokul öğretmeniyim ve sömestr sayesinde, birazcık da olsa, kendime gelebildim çok şükür :).
Her neyse, konu ben değilim zaten.
Çocuğunun yaşam koçu gibi davranan, onun her anını planlayan anne babalar mükemmel anne babalar gibi görünebilir gözünüze. Onları görünce: “Tanrım ben ne ilgisiz anneyim!” şeklinde hissedebilirsiniz ama, gerçek her zaman böyle değil.
Onlar programlanması için yaratılmış biyonik robotlar değiller.

Onlar sadece çocuk.

Sizin yaptığınız tatil programı fena sayılmaz. Her şeyden bir parça var. Zaten çocuğu bırakalım ne istiyorsa yapsın diyenlerden değilim ama, çocuğa ait günün tamamını dolduran ebeveynler de var ne yazık ki.

Tembellik de bir haktır bakın.

Neyin doğru olduğuna karar vermenin en iyi yolu, kendinizi çocuğunuzun yerine koymak aslında.

Bir yetişkin olarak biz bile ne kadar seviyoruz bazen boş oturmayı, tembelliği, eğlenmeyi. Kim sevmez ki bunları!
Ben öğretmen olarak çok ödev verme yanlısı değilimdir ve mesela aileler bundan “Çocuğum eve geliyor oyun oynuyor!” diye şikayetçi olabiliyor. “Sadece işlediğimiz konuyu gözden geçirsinler, yeter.” deyince de tatmin olmuyorlar.

Yetişkinler çocukları günün 16 saati ders çalışsın ya da kendini geliştirecek aktivitelerde bulunsun, geri kalan 8 saatte uyusun, arada da çocuğun yemini suyunu versinler ve çocuk vatana millete hayırlı bir birey olsun diye beklenti içinde.

Eğer çocuğunuzun belli ilgi alanları varsa sonuna kadar destek olun; ama zorla piyano kursuna yazdıranlardan olmayın.

Anne babalar çocukları kendi hayallerindeki gibi bireyler olsun istiyorlar; ama çocuk ergenliğe girince acı gerçekle yüzleşiyorlar.

Çocuk tamamen ayrı bir bireydir; kendi hayalleri, istekleri olan bambaşka bir birey.

Ailelerin bir karar vermesi gerekiyor; bu bireyin yanında olup onun ihtiyaç duyduğu noktalarda gelişimine yardımcı mı olacaklar, yoksa kendi hayallerini çocuğa dayatıp mutsuz bireyler mi yetiştirecekler?

Sadece kendi çocukluğunuzla bugünü kıyaslayın.

Sizce siz mi daha şanslıydınız, yoksa şimdikiler mi?

Emir Ağır

 

X