Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Oktay Ekşi: Önce sükûnet

Oktay EKŞİ

Hepimizin azami derecede dikkatli olmamızı zorunlu kılan günlerden geçiyoruz.

Bankalar krizi atlatıldı mı atlatılmadı mı tartışması bitmeden, hapishane lordlarının talimatıyla başlatılan ölüm oruçları gündemin ortasına oturdu.

O bitmeden bir polis otobüsüne İstanbul'da yapılan alçakça saldırı, tam da korkulana yol açtı:

Yasanın egemenliğini sağlamakla görevli polis, sinir kontrolünü kaybetti ve sokakta düpedüz yasadışı bir yürüyüş yaptı.

‘‘Haksız mıydı?’’ derseniz ‘‘Haklıydı’’ yanıtını kolayca alırsınız. Çünkü Türkiye'de bir insanın veya bir kesimin mağdur olduğunu ispat etmesi için fazla zahmete girmesine ihtiyaç yoktur. Örneğin kamu kesiminde görev yapan herkes -bu arada polis de- aldığı ücretle geçinemediğini rahatça savunabilir. Bu da doğrudur.

Polis, -veya başka herhangi bir kesim- çalışma koşullarının kötü olduğunu savunabilir.

Emin olun o da doğrudur.

Hele polislik gibi riskli bir meslekte görev yapanların, iki gün önceki olay gibi alçakça bir saldırı karşısında tepkilerini dile getirmek istemeleri elbette olağandır.

Keza af yasasının kendilerini mağdur ettiğini ileri sürmeleri de kulak verilecek bir taleptir. Nitekim aynı şekilde talepte bulunan pek çok kesim seslerini duyurmak için olmadık yollara başvurmaktadır.

Ama tüm bunların kanunsuz bir gösteri ve yürüyüş yapma hakkını polise vereceğini söylemek ve savunmak imkánsızdır.

Bu vesileyle parantez içinde söyleyelim:

Öyle sanıyoruz ki hiçbir uygar ülkede herhalde hiçbir emniyet genel müdürü ortaya çıkıp da devletin meşru gücü olan polisin işkence yapması ile ‘‘Hizbullah’’ denen cinayet şebekesi mensuplarının işkence yapmasını aynı kefeye koymaz. ‘‘Ötekiler affedilir de bizimkiler edilmezse bunun bedeli ödenir’’ türünden demeç vermez. Çünkü verirse devleti tahkir etmiş olur.

Görüldüğü gibi, en önemli makam sahipleri bile pusulayı şaşırmış gibi davranıyor. Böyle bir ortamda yapılacak en doğru şey, ‘‘Bir dakika beyler!.. Bir şeyler yapıyoruz ama acaba doğru mu yapıyoruz?’’ diye kendimize sormaktır.

Bu dediğimiz, ‘‘F-tipi cezaevine hayır!’’ diyenlerden, pisi pisine ve düpedüz örgüt emriyle ölüm orucuna yatanlara kadar herkesi kapsar.

Burada ikinci bir parantez açalım:

İstanbul Baro Başkanı Sayın Yücel Sayman'dan öğrendiğimize göre ölüm orucuna yatmak, ‘‘demokratik olarak oylama yapıp, aralarından kurayla ölecekleri seçme’’ gibi, bir demokrasi uygulaması da olabilirmiş.

Görüyorsunuz... İş şirazesinden çıkınca, en aklı başında sandığınız insanlar bile ipe sapa gelmez ne laflar söylüyorlar.

O nedenle tekrar ediyoruz: Bir dakika beyler... Önce sakin olalım.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI