Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Oktay Ekşi: Konudan konuya...

Oktay EKŞİ

Törenler çoğu kez göstermelik olay gibi algılanır. Kuşkusuz öyleleri de vardır. Ama oturmuş devletlerin yaşamında törenlerin bir niteliği de yaşanan olayın meşruluğunu tespit ve ilan etmesidir.

Türkiye bugün öyle -ve tarihi- bir tören yaşıyor:

Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, görev süresinin hukuka, usule uygun şekilde tamamlandığını, yine hukuka ve usule uygun şekilde seçilen Ahmet Necdet Sezer'e görevi huzurla devretmekte olduğunu gösteriyor.

Ve Ahmet Necdet Sezer'in de bu göreve, hukuka uygun yani meşruiyeti tartışılmayacak bir şekilde geldiği tören tanıkları başta olmak üzere tüm kamuoyu önünde tescil edilmiş oluyor.

Bugün önemli bir konu bu idi. Bir başkası Sayın Süleyman Demirel'in dün Ankara'da bir basın toplantısı yaparak şu kadar sürede şu işleri yaptım hesabı vermesiydi.

Sayın Demirel son 7 yıldır, Anayasamıza göre yaptığı işlerden sorumlu tutulamayan ve tutulmaması gereken biriydi. Bu konumdaki insanların yaptıklarının ve yapmadıklarının hesabını vermesi gerekli değildir. Ama Sayın Demirel kendisinin koyduğu geleneği yıllardır sürdürdü. Bazen de bir Cumhurbaşkanının değinmesi hiç beklenmeyecek (nerede kaç yüz metre köprü yapıldı gibi) konuları bile, bu toplantılarda dile getirdi. Ama tuhaftır, daha önce de uyarmamıza rağmen, kendisine bağlı olarak görev yapan Devlet Denetleme Kurulu'nun yaptığı incelemelerle ilgili raporları kamuoyuna açıklamadı. Oysa olsa olsa Cumhurbaşkanlığı bürokrasisinin görev alanı içinde kalan hususlarda -deyim yerindeyse- hesap vermesi beklenebilirdi. Örneğin Cumhurbaşkanlığının harcamaları, yaptırdığı binalar vs. ya Sayın Cumhurbaşkanı veya onun adına Genel Sekreterlik tarafından kamuoyuna açıklanabilirdi. Bu -bildiğimiz kadarıyla- hiç yapılmadı. O yüzden biz de ‘‘Cumhurbaşkanlığının mutfak masrafı’’nın neden ve nasıl kayınbirader Ali Şener tarafından ödendiğini hiçbir zaman anlayamadık.

Bugün biz bu yazıyı Cumhurbaşkanı'na değil Fazilet Partisi'nin bu pazar günü yapılan Büyük Kongresi'ne ve alçakça bir suikasta kurban giden dostumuz Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'yı öldürenlerin yakalanmasına ilişkin haberlere tahsis etmeye niyetli idik.

Doğrusu Cumhurbaşkanlığı meselesine şöyle bir parça değinip öteki konulara geçmek niyetiyle bilgisayarın başına oturduk. Ama bildiğiniz gibi bazen bir dokunduğunuz yerden bin ‘‘Aaahh!’’ sesi geliyor. O yüzden yazının zihnimizdeki planı ile kalemden çıkan hali birbirine uymadı.

Ama bitirmeden hiç değilse kısaca onlara da değinelim:

Kışlalı olayı ile ilgili haberlerden de anlaşılıyor ki, İran'ı yönetenlerin laik Türkiye'ye olan düşmanlıklarının, aynen Humeyni ve RafsanCANİ olduğu gibi Hatemi zamanında da devam ettiği artık inkár edilemeyecek kadar açık bir gerçektir. O nedenle Ahmet Taner Kışlalı'nın kızları Altunay ile Dolunay'ın dünkü çağrıları dikkate alınmalı -katiller Türkiye'ye teslim edilmez veya tarafsız bir mahkemede yargılanmalarına İran izin vermezse- bu konu bireysel sorumluluk bazında değil İran devletinin sorumluluğu bazında değerlendirilmelidir. Bunun örneği Lockerbee faciası zanlısı Libya'lıların Hollanda'da yargılanmalarıyla ortadadır.

Fazilet Partisi Kongresi'ne yer kalmadı. Ama zaten pek de gerek yok diyebilirsiniz. Çünkü Erbakan'a bundan daha iyi ders verilemezdi.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI