Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Oktay Ekşi: Kafa karıştıran açıklamalar

Oktay EKŞİ

Son zamanlarda (daha doğrusu 17 Ocak 2000 tarihli Hizbullah operasyonundan itibaren) karşımıza o kadar çok ‘‘çözülmüş cinayet’’ ve o kadar çok ‘‘O cinayeti de ben işledim’’ itirafçısı çıktı ki, kafamız yine karıştı.

Son olarak UMUT operasyonu çerçevesinde yakalanan Ferhan Özmen'in ‘‘Tam 17 cinayetin faili olduğunu itiraf ettiği’’ bildiriliyor.

Oysa gazetelerin eski sayıları, polis tarafından verilen ve o sırada akla gelen hemen her cinayetin failinin ‘‘yakalandığını’’ bildiren haberlerle dolu.

Aynı cinayetin birbiriyle hiç irtibatı bulunmayan üç beş ‘‘asli faili’’ olabilir mi?

Uğur Mumcu cinayeti için yazılanları anımsayın:

Önce Yusuf Karakuş cinayetin asli faili gibi sunuldu. Onun ardından kayınbiraderi Murat Filiz ön plana çıkarıldı. Derken Mehmet Ali Tekin'in ‘‘beyin’’ olduğu yazıldı. Onu Abdülhamit Çelik izledi... Sonra Mumcu dahil her cinayetin ardındaki asıl ismin Necdet Yüksel olduğunu öğrendik. Biz tam ‘‘sonuna ulaştılar herhalde’’ demeye niyetleniyorduk ki, ortaya Ferhan Özmen adı çıktı. Ve onu Ferhan Özmen'den de önemli olduğu ileri sürülen Oğuz Demir izledi.

Bu arada Yusuf Karakuş'tan başlayarak kimin adı geçtiyse hepsinin de ‘‘bomba uzmanı’’ oldukları yazıldı. Ve hemen hepsinin de ‘‘Bombayı ben koydum. Tetiği ben çektim’’ dediği ileri sürüldü.

Biz bunlardan hiç değilse bazılarının gerçeği yansıttığından eminiz. Örneğin, yukarıda adını saydığımız -veya saymayı unuttuğumuz- bu kişilerin en azından bir kısmının İran'a gittiklerine, orada bomba yapma, suikast düzenleme gibi konularda yetiştirildiklerine ve Türkiye'ye gönderilerek burada kullanıldıklarına yüzde yüz kesin gözüyle bakıyoruz. Çünkü çehresinden, bir din adamında arayacağınız sevgi ve hoşgörü yerine nefret ve acımasızlık akan Ayetullah Humeyni'den itibaren İran devletinin, tam bir terör örgütüne dönüştüğünü sayısız örnek ve kanıt sayesinde biliyoruz.

Ama sanıkların nerdeyse hepsinin ‘‘itirafçı’’ olmasını ve nerdeyse hepsinin ‘‘tüm cinayetleri ben işledim’’ demesini akla yakın bulmuyoruz. O yüzden bu işte bir disinformation yani kamuoyunu yanıltma amacıyla basını yanlış bilgilendirme örneği yaşadığımız kuşkusunu atamıyoruz.

Polisimizin tüm bu cinayetleri aydınlatması hepimizi mutlu eder. Ama bizim, polisin -veya resmi görevlilerin- verdiği bilgilerin doğruluğundan emin olmaya da ihtiyacımız var.

<ı>Not: Cumhurbaşkanlığındaki törenleri izleyecek gazetecilerin kıyafetlerine ilişkin uyarı notunun, Sayın Ahmet Necdet Sezer'in görevi devralmasından önce de (15 Mayıs 2000 tarihinde) basına verildiğini saptadık. O nedenle bu uyarıyı Sayın Sezer'in yaptırmadığı anlaşılıyor.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI