Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Oktay Ekşi: İnsan haklarından korkmak...

Oktay EKŞİ

SIRANIN en sonunda ‘‘insan hakları’’na geldiği, dün Başbakan Bülent Ecevit tarafından açıklandı.

Gerçi insan, ‘‘neden daha önce değil?’’ diye sormadan edemiyor. Çünkü bir ülkedeki öncelikler sıralamasında insan hakları ve hukukun üstünlüğü eğer başta gelmiyor da, ‘‘Hele şu enflasyonu öne alalım, çeteleri pataklayalım, ondan sonra da masumların konularına eğilelim’’ deniyorsa, orada tersine bir işleyiş var demektir.

SIRANIN en sonunda ‘‘insan hakları’’na geldiği, dün Başbakan Bülent Ecevit tarafından açıklandı.

Gerçi insan, ‘‘neden daha önce değil?’’ diye sormadan edemiyor. Çünkü bir ülkedeki öncelikler sıralamasında insan hakları ve hukukun üstünlüğü eğer başta gelmiyor da, ‘‘Hele şu enflasyonu öne alalım, çeteleri pataklayalım, ondan sonra da masumların konularına eğilelim’’ deniyorsa, orada tersine bir işleyiş var demektir.

Ama burası Türkiye...

Burada işleyişin ters veya düz olması değil, işleyişin olması önemlidir. O yüzden konunun geç ele alınmasına değil, bu sayede nelerin yapılabileceğine bakmak daha gerçekçi bir yaklaşımdır.

Önce bir noktayı belirleyelim:

Türkiye'de üzerinde konuşulmamış, çözüm yolları bulunmamış hiç ama hiçbir sorun mevcut değildir. Geriye kalan -her siyasi iktidarın kendi eğilimine göre- bu çözümlerden birini yaşama geçirme kararlılığını göstermesidir.

Şimdiye kadar, yani yıllardan beri olmayan işte budur. Aksi halde işkence sorunu bugüne kadar yaşar mıydı?

İfade özgürlüğünü genişletme konusu bunca yıldır çözülmez miydi?

‘‘Düşüncelerini ifade ettikleri için bazı insanların hapse atıldığı ülke’’ olma ayıbı bunca yıl sürer miydi?

Düşünün... Biz hálá Türkiye'de, insanlar istedikleri dille yayın yapma hakkına sahip olmalı mı olmamalı mı diye tartışıyoruz.

Neden?

Eğer böyle bir hak verirsek bir kısım kişiler kurdukları radyo ve televizyonlarla bölücü propaganda yaparlarmış, yahut da ülkenin içinde durup dururken bir mikro milliyetçilik meselesi ortaya çıkarırlarmış.

Bu görüşü savunanlar önce bu ülkeyi yönetenlerin konumunu net olarak belirlemelidirler. Çünkü yukarıdaki gerekçeler bir ülkeyi yöneten kadrolar için değil yönetemeyen kadrolar için geçerlidir.

Siz ülkenin başına onu yönetmemek için geçiyorsanız, yeriniz iktidar koltuğu değil Dar-ül Aceze'nin koğuşlarından biri olmalıdır.

Gerçekten devletin beceriksizliği zemininde çözüm üretilebilir mi?

Oysa tam tersi söz konusu olmalı, ülkede bütünlüğü bozacak faaliyetler varsa, devlet o sorunları hukuka uygun yollardan çözmelidir.

Yok eğer ‘‘Biz hukukun üstünlüğü ilkesini uygulansın diye değil, bizi öyle sansınlar diye istiyoruz, asıl istediğimiz yasakların sürdüğü bir rejimdir’’ diyorsanız, bu takdirde kendi yerinizi sorgulamalısınız:

Türkiye çağdaş uygarlığın (örneğin Avrupa Birliği'nin) parçası olmalıdır diyenlerden misiniz, engellemeye çalışanlardan biri misiniz?

Hukuktan ve insan haklarından korkarak uygar olan hiç kimse yok...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI