Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Oktay Ekşi: Emin Çölaşan'a mektup

Oktay EKŞİ

Bu sütundan Emin Çölaşan'a mektup yazılır mı? Nihayet telefonu açıp ‘‘Sen böyle yazmışsın ama benim görüşüm şöyle’’ deme olanağına sahibim. Ama öyle yaparsam konuşma ikimizin arasında kalır. O yüzden Emin Çölaşan'a herkesin huzurunda ve buradan hitap etmek istiyorum:

‘‘Sevgili Emin,

Dünkü yazında Sayın Süleyman Demirel'i ele almışsın. Kendisinin ‘‘eski hatalarını yapmayan, geçmişteki saplantılarından kurtulmayı başaran, genelde doğruları gören bir Demirel’’ haline geldiğini söylemişsin.

İddiana göre Demirel, ‘‘ülke çıkarlarının nerede olduğunu görmüş, din sömürüsünün Türkiye'ye nelere mal olduğunu kavramış’’mış.

Gerçi bir de ‘‘talihsizliği’’ varmış. O da ‘‘yakınları, akrabaları vesaireleri’’ imiş. Ama anlaşılan ‘‘o kadar kusur Kadı kızında da olur’’ diye düşünmüşsün.

Yazını özetlerken hata yapmamak için belirteyim:

Demirel'in ‘‘tarafsız’’ ve çok dinamik bir Cumhurbaşkanı olduğunu, Türkiye'nin tüm meselelerini bildiğini, ayrıca başta Türk Cumhuriyetleri olmak üzere uluslararası arenada ağırlıklı bir kişiliğe sahip bulunduğunu isabetle vurgulamışsın. Bunların altına ben de imza atarım.

Ama izin verirsen şu baştaki değerlendirmelerin var ya, onlara dönmek istiyorum:

Demirel'in kendisinin ‘‘değişmesi’’ söz konusu değildir. Demirel'in ne kendisi, ne de ‘‘hedefi’’ değişir. Hedefi ‘‘iktidar mevkii’’dir. Bunun adı Başbakanlık olur, Cumhurbaşkanlığı olur. Önemli değil. O yüzden Demirel için sadece ‘‘şartlar’’ değişir. Şartlar Demirel'in söylemini değiştirir. O kadar... Örneğin, Başbakan olması için dini istismar etmek mi gerekli? Eder... Ama Cumhurbaşkanı kalması için laikliği savunması mı doğrudur? O zaman ‘‘laikliği’’ savunur. Kendini aldatma, şimdiki durum budur.

Demirel, ‘‘dini istismar etmenin kötülüğünü’’ 30 sene önce bilmiyor muydu? Bunu öğrenmesi için 30 sene geçmesi gerekti ise bu kendisi için ayıp değil mi? Bence biliyordu, ama işine gelmiyordu.

Ben de 1991 seçimlerinden önce hani ‘‘Paris Şartı’’nı Anayasa yapma sevdasıyla ortada dolaştığı sırada senin gibi ‘‘Demirel değişti’’ dedim. Hatta o sırada Hürriyet'te olan dostum Rauf Tamer benimle alay etti. ‘‘Demirel değişmez, kendini aldatma’’ dedi. Sonunda o haklı çıktı. Nitekim Demirel iktidara geldi, ama Paris Şartı'nı bir daha ağzına almadı.

Hele şu ‘‘akrabalık talihsizliği’’ni kimseye kabul ettiremezsin.

Demirel o olan bitenlere göz yummasa hangi akrabası veya yakını bu çizgide devam edebilir? İsmet Paşa'nın, Celal Bayar'ın, Cemal Gürsel'in, Fahri Korutürk'ün, Kenan Evren'in hiç mi kötü akrabası yoktu?

Haa... ‘‘Bugünkü koşullarda Türkiye Cumhurbaşkanlığı makamına kimin gelmesi doğrudur?’’ diye soruyorsan, o ayrı. Çünkü ben de senin gibi ‘‘Her şeye rağmen Demirel'in 3 veya 5 yıl daha orada kalması doğrudur’’ derim. Çünkü başka herhangi bir ‘‘çözüm’’ün yaratacağı sakınca bence de Demirel'in kalmasından doğacak sakıncalarla kıyaslanmayacak kadar büyük olur.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI