Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Oktay Ekşi: Batı'da yeni anlayışlar...

Oktay EŞKİ

Daha Şili'nin eski diktatörü Augosto Pinochet yüzünden doğan tartışma bitmeden şimdi de Avusturya'daki son seçimlerde ikinci parti konumuna gelen faşist eğilimli Özgürlükçü Parti'nin hükümette yer alıp alamayacağı tartışması Batı demokrasilerinin en önemli meselesi oldu.

Önce özetleyelim:

Ekim ayında yapılan genel seçimde Sosyal Demokratlar birinci, Özgürlükçü Parti ikinci gelmişti. O nedenle Özgürlükçü Parti'nin yeni hükümette yer alması ihtimali çok güçlenmişti.

Sıra işte bu ihtimalin gerçekleşmesine gelince kıyamet koptu. Çünkü Özgürlükçü Parti mensuplarının ve özellikle lideri Jörg Haider'in Hitler hayranı olduğu biliniyor. O yüzden de başta Fransa, Almanya ve Portekiz olmak üzere bazı Avrupa Birliği ülkesi liderleri şimdi Avusturya'ya yoğun bir baskı uyguluyorlar: ‘‘Ya Haider'i ve partisini koalisyon ortağı yapmazsınız, yahut da Avrupa Birliği içinde sizi tecrit (izole) edecek politikalar uygulamamıza katlanırsınız’’ diye.

İzole etmek için neler yapacakları da üç aşağı beş yukarı belli:

Avrupa Birliği ülkeleri, Avusturya ile ikili temaslardan kaçınacaklar. Süren temaslar varsa askıya alacaklar. Uluslararası kurum ve örgütlerde görev almak isteyen Avusturyalılar'ı desteklemeyecekler. Kısaca Avrupa Birliği Kulübü'nün öteki üyeleri, Avusturya'ya küsmüş gibi davranacaklar.

İyi de asıl mesele bunlar değil. Tıpkı Pinochet olayında olduğu gibi hukuk ve demokrasi konularındaki yerleşik değerlerin tartışılır hale gelmesi...

Pinochet'nin tutuklanması, yaşayan tüm diktatörlere verilmiş bir mesajdı. Bu mesaj kısaca ‘‘Siz kendi vatandaşınıza karşı eğer insanlık suçu işlerseniz, örneğin devlet terörü uygulama, devlet eliyle cinayet işletme, katliam veya işkence yaptırma gibi işlere bulaşırsanız, devlet başkanlarının bağışıklığı kuralından yararlanamazsınız. Gittiğiniz herhangi bir demokratik ülkede yakalanıp yargılanabilirsiniz’’ diyordu.

Aynen Pinochet olayının getirdiği yenilik gibi, şimdi Avusturya örneğinde görüldüğü şekilde ‘‘Demokratik ilkelerin oluşturduğu bir kulübün üyeleri, kendi demokratik değerlerini koruyabilmek için başka bir ülkedeki anti demokratik gelişmeye karşı tavır koyabilirler. Bu onların meşru hakkıdır’’ anlayışı uygulamaya konuyor.

Oysa ‘‘egemenlik hakkının kayıtsız şartsız ulusa ait olduğunu’’ söyleyen kitaplardaki temel anlayış ‘‘Bir ülkenin halkı hangi yönetimi isterse seçer. Bu onun meşru hakkıdır. Kimsenin buna müdahalesi söz konusu olamaz’’ diye özetlenebilir.

Bu yeni gelişme ‘‘gerçek demokrasi, kendi varlığına karşı olan cereyanlara da meşruiyet tanır’’ diyenlerin görüşlerini değiştirmelerine yol açar mı bilmiyoruz. Özellikle şimdi demokrasiye çok bağlı görünen ama fırsatı yakalayınca ‘‘Referansım İslam'dır’’ diyenlerin gözlerini açar mı onu da merak ediyoruz...

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI