Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Oktay Ekşi: 20 yıl sonra 12 Eylül...

Oktay EKŞİ

NASIL anımsarsak anımsayalım... Bir gerçek var ki, bugün 12 Eylül askeri müdahalesinin 20'nci yıldönümü...

Daha doğrusu askerin rejime müdahale etmeye adeta mecbur bırakılışının demek gerekir. Çünkü 12 Eylül 1980'in öncesinde yaşananları anımsayan herkes kabul eder ki, politikacılar başka çıkış yolu bırakmamışlardı.

Peki o bir çıkış yolu muydu?

Hayır... Eğer öyle olsaydı 12 Eylül'ü bugün saygıyla anardık.

Oysa olaylar, askeri müdahalelerin, önce bazı sorunları çözdüğü izlenimi verdiğini, ama uzun vadede her şeyi berbat ettiğini ortaya koymaktadır.

Nitekim 12 Eylül de, can güvenliği kalmamış insanlarımıza önce derin bir ‘‘Ohh!’’ çektirmiş, ‘‘hiç değilse evimizden işimize, işimizden evimize giderken serseri bir kurşunla öldürülme korkumuz kalmadı’’ dedirtmişti.

Ama can güvenliğini veren 12 Eylül, hemen ardından aynı insanların hukuk güvenliğini ellerinden aldı. Sokak terörünü önledi ama onun yerine devlet terörünü koydu. Suçlu suçsuz on binlerce insanı mağdur etti.

Aslında 12 Eylül'ün daha önceki askeri müdahalelerden, özellikle 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971'den ciddi bir farkı vardı:

12 Eylül'ü yapanlar, akıllarınca ‘‘her şeyi önceden düşünmüş, aşama aşama planlamışlar’’dı. Senaryo o kadar ayrıntılı idi ki, tam bir toplum mühendisliği olayı yaşanıyordu. Örneğin, terör yuvaları önceden tespit edilmişti. Kamu kesiminde, nereye ve kime ne zaman nasıl bir darbe vurulacağı belliydi.

Böyle olaylarda ilk darbeyi Anayasa alır. O yüzden 1961 Anayasası'nı saymıyoruz. Ama siyasi partilerin kapatılması bu planın gereğiydi. Yargı bağımsızlığının zedelenmesi, YÖK'ün kurulması, sendikal özgürlüklerin budanması aynı cümledendi.

Bireyi devlete karşı koruyan 1961 Anayasası yerine devleti bireye karşı koruyan 1982 Anayasası'nın getirilmesi 12 Eylül senaryosunun gereğiydi.

Tüm bunlar yapıldı. Ama bir topluma askeri karargáhta biçilmiş bir elbise giydirerek başarıya ulaşılamayacağı da görüldü. Örneğin, siyasi partileri kapatırken hesapları, ülkeyi kendilerinin kurdurduğu siyasi partiye ve kendilerinin uygun gördüğü siyasi kadrolara teslim etmekti.

Tam tersi meydana geldi. Üstelik CHP ve Adalet Partisi gibi iki köklü partinin kapatılması üzerine kurulan yeni partiler, tam bir parçalanmaya yol açtılar. Ortaya en kabadayısı yüzde 20 kadar oy alan küçük partiler çıktı. Aradan nerdeyse 20 yıl geçti ama merkezin hem solundaki hem de sağındaki parçalanma hálá onarılamadı.

En kötüsü, 12 Eylül'ün yetişmiş kadroları ezmesi sonucu ortalık sorumluluk duygusundan ve devlet adamı terbiyesinden yoksun politikacılara kaldı.

Bu düzeydeki politikacılar yüzünden, askeri siyaset dışına çıkarmak hálá mümkün olmadı.

Böyle bir 12 Eylül'ü, 20'nci yılında nasıl anmak istersiniz?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI