« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Okçunun fermanlı mekánı: Okmeydanı

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
İstanbul'un Okmeydanı semtine bu adın niçin verildiğini bilir misiniz? Fatih Sultan Mehmed burayı okçuların idman sahası yapmış, geniş alanda asırlar boyunca okçuluk yarışmaları düzenlenmiş, atış rekoru kırılması halinde okun düştüğü yere 'menzil taşı' denilen hatıra taşları dikilmişti. Okmeydanı'ndaki menzil taşlarının birçoğu bugün kaçak binalara merdiven basamağı yahut kolon olarak hizmet vermede.Bugün sadece olimpiyatlarda yahut özel olarak düzenlenmiş karşılaşmalarda görebildiğimiz okçular bir zamanların en gözde sporcuları, okçuluk ise geçmişin en seçkin spor dalıydı.Türkler'e Anadolu'nun kapılarını açan Malazgirt zaferinin kazanılmasında okçular önemli rol oynamışlardı. Osmanlı Devleti'nin genişlemeye başladığı ilk yıllarda da okçuluğa eskisi gibi büyük önem verildi. İlk ok idmanı sahasını Orhan Bey Bursa'da yaptırdı, daha sonra Yıldırım Beyazid de Gelibolu'da bir ok sahası hazırlattı.İstanbul'u kuşattığı sırada karargáhını Kasımpaşa sırtlarına kuran Fatih Sultan Mehmet, okçularını yanıbaşında bulundurdu. İlk atış tálimleri hükümdarın yanında yapıldı ve okçular kuşatmaya buradan gittiler. Fatih, şehri aldıktan sonra Kasımpaşa sırtlarını okçulara tahsis etti, sınırlarını hudut taşlarıyla belirledi ve bu sınırların ihlálini kesin bir şekilde yasakladı.Okçulara tahsis edilen bu geniş arazi, işte o tarihten itibaren 'Okmeydanı' adını aldı. Sultan İkinci Bayezid, babası Fatih'in vakfını genişletti ve kuşatma sırasında Fatih'in otağını kurdurduğu yere bir 'Atıcılar (Kemankeşler) Tekkesi' inşa ettirdi. Buraya 1518'de bir minare yaptırıldı ve tekke ile minare 19. yüzyılın başında yenilendi.Okçulukta eski bir gelenek vardı. Müsabakalarda atılan okun rekor bir uzaklığa düşmesi halinde oraya bir taş dikilir, buna 'menzil taşı' denir, üzerindeki kitabede okçunun başarısı ve kahramanlığı dile getirilirdi. Osmanlı hükümdarları arasında okçuluğa profesyonel seviyede meraklı olanları İkinci Bayezid, İkinci Selim, Dördüncü Murat, Üçüncü Selim ile İkinci Mahmud idi. Üçüncü Selim ve İkinci Mahmud'u yaptıkları atışlardan sonra diktirdikleri taşlar bugün İstanbul'un çeşitli semtlerinde hálá duruyorlar. Okmeydanı'nda bir zamanlar 195'i kitabesiz, 68'i kitabeli olmak üzere toplam 263 adet menzil taşı vardı ve 1671 yılında Okmeydanı'nda yapılan bir müsabakaya 3 bin 375 'kemankeş' yani okçu katılmıştı.Fatih zamanında fermanlarla koruma altına alınan Okmeydanı, sonraki asırlarda tam bir işgale uğradı. Sınırları taşlarla belirlenmiş olan ve sadece okçuların girebildiği alanlar zamanla bağ halini aldı. Balkan Savaşı'ndan sonra göçmenlere tahsis edildi ve asırlarca 'üzerinden izinsiz kuş dahi uçamaz' denen Okmeydanı, 1950'lerden sonra gecekondu mahallesine döndü. Bugün üzerinde sıra sıra mahallelerin kurulu olduğu Okmeydanı'ndaki menzil taşlarının birçoğu artık kaçak binalara merdiven basamağı yahut kolon olarak hizmet vermede..Reşat Ekrem'le HOŞ SOHBETLERDemirhindici19. asır İstanbul'unda, sokakta demirhindi şerbeti satılırdı. Demirhindiciler başında keçeküláh, sırtında salta, kollar sıvalı, bacağında potur, tulumbacı yemenisinin biraz daha kunduralaşmış cinsinden bir yemeni, arkasında semaverimsi sarı bir güğüm; çoğu iri yarı, gürbüz delikanlılardı. Sesleri sıtma görmemiş gibiydi. Evvelá 'Haniya demirhindi şerbetim!' diye bağırır, sonra 'Buuuuzzz!' diye haykırır, arkasından 'Şifalıdır, hararet söndürür!' diye söylenirdi. Müşteriye bir bardak doldurup sundu mu onu etrafa şahit gösterir, 'Dişlerini dondurdu!.. Haniya buuuzzz!' diye haykırırdı. Seyyar demirhindiciler, İstanbul'a İzmir'den gelirlerdi.
Bunları da Beğenebilirsiniz