"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Oh be nihayet dün gece huzur içinde uyudum

Sevgili Ayşe...

Haberler bizde, hem de bu sefer güzel haberler...

1. Oğulcan, ameliyattan önce yürüyemiyordu. Şimdi çok güzel adım atıyor. Hatta arada deli gibi koşuyor. Hem vallahi hem billahi!

2. Ayağını sürüyerek yürürken, doğal olarak, bedenini bir yaşlı gibi öne eğiyordu. Ameliyattan beri, adım atmaya başladığı için, vücudu normal dikliğe erişti. Kuzumun boyu uzadı ayol!

3. Algısı çok daha açık. Güzel göz kontağı kuruyor. Ondan istediklerimi, eskiden, çok uzun uğraşlarla yaptırabilirken, şimdi nispeten daha çabuk anlıyor ve yapıyor.

4. Son bir haftadır çok sakin, hiç bir vukuat yok! Kafa atmıyor, yerlerde tepinmiyor. (Eve geldiğimiz ilk iki gün çok agresifti ama sonra kesildi. Şimdilik sadece umut ediyorum ama hep böyle olması olasılığı da var değil mi?)

5. Profesör Orhan Barlas’la geçen hafta bir araya geldik yeni EEG ve tomografi çekimi ve kontrollerinin planını aktardı bana. Hoca, Oğulcan’ın kontrollerini de aksatmayacak gibi görünüyor. Ona çok güveniyorum. İlaçlarını düzenlendi ve Oğulcan’la ilgili gelişmeleri sık sık ona aktarmamı istedi. Dediğini yapıyorum.
Sana Oğulcan hakkında verebileceğim haberler bu kadar şimdilik. İçimden bir ses yakın gelecekte daha güzel haberleri paylaşacağımızı söylüyor.
Peki ya ben?
Beni merak ediyor musun?
20 yıldır ilk kez “dün”ün hesabını kapattım.
“Yarın”ı hevesle beklemeyi öğreniyorum şimdilerde.
Oğulcan’a 20 senelik hayatında ilk kez insanca davranıldı. Özen gösterildi. (Orhan Hoca’nın kafasına attığı dikişleri bir görsen, oya gibi işlemiş.)
Vatan Hastanesi Psikiyatri Servisi tüm çalışanları ile korudu ve kolladı bizi.
“Ben yapamadım, çocuğuma çare bulamadım, onu rahat ettiremedim” diye kendimi ezmelerim bitti.
Oh be!
Ben, bana düşen görevleri yerine getirip, bundan sonrayı Allah’a emanet etmenin huzurunu yaşıyorum.
Yaşananların kötü ya da iyi benim hak ettiklerim değil, yaşanması gerekenler olduğunu hissediyorum.
Yıllardır ilk kez içimde bir şey “pır pır” ediyor.
Kahkaha atabiliyorum, hatta şarkı bile mırıldanıyorum.
Oğulcan’a ikinci bir operasyon gerekebileceği gerçeğini biliyor ve kabul ediyorum. Ama bu, beni yaşadığımız şu güzel günlerin keyfini çıkarmaktan alıkoymuyor. Ve artık “yarın”dan korkmaktan vazgeçtim.
Umarım gerekmez ama gerekirse, yine savaşabilecek gücüm olduğunu da artık biliyorum.
Bu beyin ameliyatı galiba en çok bana iyi geldi!
Şimdi artık diğer oğlum Onur’a vakit ayırma dönemi, şurada üniversite sınavlarına ne kaldı.
Ben yıllar sonra ilk kez başımı yastığa koyup deliksiz uyudum Ayşe...
Yorgunluklarım bitti, şimdi ruhumu dinlendirme zamanı...
Dünyanın dört bir köşesindeki okurların, isterdim ki Oğulcan’ın gülümseyişini görsünler.
Rahmetli Zehra Teyze’den, Pınar Civek’e, Oğulcan’dan bana kadar yarım bırakmadığın hayatlar için teşekkürler. (Tijen Güden.)

NOT: Penguen yorgun ama Oğulcan’ı mutlu etmek için hâlâ şarkılarını söyleyip, dans etmeye devam ediyor. Henüz susturmak için karnına iğne sokmadım!

SEN HER ŞEYİN EN İYİSİNİ HAK EDİYORSUN

Tijen! Sen büyük kadınsın. Öyle büyük acılar yaşayıp bugünlere geldin ki, her şeyin en iyisini hak ediyorsun. İnşallah anlattıkların kalıcıdır, inşallah Oğulcan huzur içinde yaşayabilir. Dolayısıyla sen de. Sen benim için artık “haber” filan değilsin, ömrüm yettiğince ve imkanım olduğunca senin yanında olmak istiyorum. Olacağım da...

ÇOCUKLARIMIZ BİZE AİT DEĞİLLER

İki röportajın için seni tebrik etmek istiyorum. Birincisi ensestle ilgili. Babasını, tiyatroda sahnede cevaplamaya çalışan genç adam için. İkincisi de bu hafta sonu yayınlanan Yılmaz Güney’in kızı için. Çocuklarımız bize ait değiller. Bu iki örnekte, onların hayatlarını nasıl da yerle bir ettiğimizi görüyoruz.

Ben de anneyim ve her seferinde “Çocuğumun ruhunda kalıcı bir hasar yaratıyor muyum?” diye soruyorum kendime. Kadere de inanıyorum, “Annemiz babamız bizi nasıl seçtiyse, belki çocuklarımız da, kendi yaşamak istediklerini seçiyorlar” diyorum.  Bu güzel çalışmaların, biz anne- babalara doğru dürüst ebeveynler olmamız gerektiğini işaret ediyor. Elif Güney Pütün’ün dediği çok doğru, elektrik süpürgesi gibi onlar, her şeyi emiyorlar. Kendimizi “Çocuktur küçüktür” diye kandırmayalım, Osho, çocuga saygı duymamızı tavziye ediyor, ben bunu deniyorum.  Sevgilerimle. (Neslihan.)  

Neslihan, Neslihan ne güzel yazmışsın. Tamamen seninle aynı fikirdeyim. Düzgün anne-baba olmak kolay bir şey değil, ezberlenmiş üç beş kalıp cümleyle, kafadan üfürülmüş yargılarla olacak iş değil. Bu işin prospektüsü de yok. Kullanma kılavuzu da. Belki karşı karşıya kaldığımız kötü örneklerden ders çıkarıp, ne yapmamamız gerektiğini öğrenebiliriz.

Kabanını bana gönderir misin?

Yazılarınızı ve sizi çok seviyorum. Elif Güney Pütün’le birlikte fotoğraflarınızı da çok beğendim. Üstünüzdeki kabanı bana gönderir misiniz? Bir de siyah elbiselerinizden birini. Çok sevinirim, öptüm. (Muhterem B.)

Şaka bu değil mi? Mapa’dan yüzde 50 indirimden aldım o kabanı. Ve bayılıyorum. Hayatta vermem. Tamam ilk evliliğimde giydiğim beyaz elbiseyi, nişanlanacak birine yollamıştım. Sonra bir başkası evlenecekti o da elbise arayışları içindeydi, bir yazı yazdım, “İlgililere duyurulur” diye, sağ olsun Canan Göztepe şahane bir elbise dikti. Ve kadere bakar mısınız ki, geçen gün tamamen tesadüf eseri tanıştım o genç kadınla. Engelli eğitmeniydi, nasıl da tatlı bir öğretmen. Ama tüm bunlar, giysilerimi verdiğim anlamına gelmiyor. Üzgünüm Muhterem, kabanımı şu anda veremem! Ama bir süre giyeyim, hevesimi alayım, ondan sonra belki. Biraz vakit tanı...

X