İK/Yeni Ekonomi Haberleri

İK YENİ EKONOMİ

    Öğreten öğretmen

    Nuran ÇAKMAKÇI
    03.01.2012 - 13:36 | Son Güncelleme:

    İbrahim Arıkan, okulu olmayan Yozgat’ın Sorgun İlçesi’nin Salur Köyü’nde dünyaya geldi. Yaşam çizgisi öğretmeni İsmet Dolay sayesinde değişti. Onun desteği ile Ankara Yükseköğretmen Okulu’nda öğrenimini tamamladı. Eğitimden hiç kopmadı. İlk iş hayatına da işte bu nedenle bir eğitim kurumunda başladı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Fizik Bölümü’nde asistanlık yaptıktan sonra MEF Dershanesi’ni açtı. Türkiye’de ilk profesyonel kargo taşımacılık şirketi olan Yurtiçi Kargo Şirketi Yurtiçi Kargo’yu kurdu. Şu anda Arıkanlı Holding Yönetim Kurulu Başkanı. Holdingte inşaattan, enerjiye, petrolden taşımaya kadar toplam 23 şirket bulunuyor. Ama eğitimle ilgili olanlar ona ayrı bir heyecan veriyor. Onun için holding binasında değil, MEF Okulları’nda oturuyor. Öğretmenlerle, öğrencilerle iç içe yaşıyor. Bugüne kadar ekonomi ile ilgili iki kitap yazdı. Geçtiğimiz yaz okulundaki öğretmenleri dinledi. Onların ders anlatımlarını bizzat izledi. Sonunda “Öğreten Öğretmen, Öğrenen Öğrenci” adlı bir kitap yazdı. Daha önceki kitapları gibi bu kitabı da satışa sunmadı. İsteyenlere kargo ücretini de kendisi karşılayarak ücretsiz gönderiyor.

    Sahibi olduğu okulda öğretmenine olan sevgisini onun heykelini dikerek gösteren Arıkan’ın bu son kitabı okumaya değer. İşte kitaptan bazı ayrıntılar:

    Öğretmenin Akıl Defteri: Öğretmen ders yılı başlamadan dersine gireceği her bir sınıf için bir akıl defteri hazırlamalı. Akıl defteri, öğretmenin konuya, dolayısıyla sınıfa hakimiyetini kolaylaştırıp, aynı zamanda ders sürecinin verimli geçmesini sağlar. Defterin ilk ve son sayfasına dersine gireceği sınıfın oturma düzenini çizmeli. Her bir öğrencinin resmini krokide gösterilen öğrenci sırasının üstüne yapıştırmalı. Resmin altına öğrencinin adı, soyadı ve okul numarasını yazmalı. Bu uygulama öğretmenin öğrencilere ismi ile hitap etmesini kolaylaştırır.

    Konunun zor olduğu öğrenciye asla söylenmemeli: Ders saatinin ilk anları öğrencilerin derse ilgisinin en yüksek olduğu dakikalardır. Öğretmen derse hemen başlamalı ve konuyu tanıtmalı. Öğretmen dersin kolay olmadığını ve günlük yaşamda karşılaşılmayacak konular olduğunu söylerse öğrenci konudan uzaklaşır. Öğretmen derste işleyeceği her konunun öğrencilerin günlük yaşamlarında kullanacakları bilgileri içerdiğine ayrıca konunun kolay olduğu yönünde öğrencilerini ikna etmeli. Öğretmen, ne kadar bilgili, ne kadar becerikli ve ne kadar iyi öğretim yöntemini kullanırsa kullansın, öğrenci konunun ön aşama bilgilerini bilmiyorsa öğretmenin bu öğrencilere hedef davranışları planlanan düzeyde kazandırması mümkün değil. Bu bilgileri ezberletmesi mümkündür.

    Ders kısa ve yalın cümlelerle anlatılmalı: Öğrenciye verilen her örnek ve sorulan her soru onda merak uyandırmalı, onları düşünmeye, keşfetmeye yöneltmeli, konunun özünü kavramalarına yardımcı olmalı. Öğretmenin dersin zor olduğunu söylemesi birçok öğrenciyi öğrenme sürecinin dışına itebilir. Dışarı itilen çocuk aktif olarak derse katılmaz. Öğrenemem duygusuna kapılır. Kendini öğrenmeye kapatır ve derste boş kaldığını hisseder. Boş kalan öğrenci ders dışı işlerle uğraşmaya çalışır. Öğretmen anlattığı konuyu önde oturan birkaç öğrenci ile göz teması kurarak ve sorduğu soruların cevabını bir iki öğrenciden isteyerek değil, ders ortamı tüm öğrencilerin derse katıldığı soruların ceevabını değişik öğrencilerin verdiği bir ortamda yapılmalı. Bazı öğrenciler cevap veremiyorsa öğretmen konuyu başka örnek ve cümlelerle hatta farklı ses tonu ile bir kez daha anlatmalı.

    Öğretmen hareketli ve enerjik olmalı: Öğrenme sürecini etkileyen faktörlerden biri de öğretmen-öğrenci arasındaki iletişimdir. Öğretmen, monoton olmayan etkili ve değişken ses tonu, hareketli ve enerjik vücut dili öğrencilerle sürekli göz teması kurmalı. Öğrencileri aktif hale getirerek dersi öğretmeli. Derste sadece başarılı öğrencilerle değil, birçok öğrenci ile göz teması kurmalı. Başarısız öğrencilere daha fazla odaklanmalı ve onları derse katma çabasından vazgeçmemeli. Cılız bir sesle, uyuşuk vücut diliyle, tek düze anlatımla yapılan öğretim şekli, öğretmeni sınıf yönetiminde etkisiz hale getirir. Öğrenciler de ‘dersi anlamıyoruz’ duygusuna kapılır. Bu yöntemi kullanan öğretmen, zamanın belli bir bölümünü öğrencileri susturmak için harcar. Buna rağmen başarılı da olmaz.

    Öğrencilerle Çince konuşmayın: Bütün insanlar öğrenmeyi sever. Kendine bir şey öğretene de saygı duyar. Öğrencilerin derse katılıp katılmadıklarını, öğretilenleri öğrenip öğrenmediklerini dikkate almadan onları derse katmayı önemsemeden sınıfta yüzü tahtaya, sırtı öğrenciye dönük, yüksek sesle, hatta bağırarak anlatıyorsa bu öğretmen öğrenciler için Çince konuşuyor demektir. Çince bilmeyen öğrenciler ders başladıktan biraz sonra hayal dünyalarına dalarlar ve ders sonuna kadar hayal dünyalarında yaşamaya devam ederler. Ders çıkış zili ile hayal dünyalarını terk ederler, derste anlatınları hatırlamazlar bile.

    *


    Devlet okulunda laptop’lu eğitim

    Yukarıdaki yazımda iyi bir öğretmenin profilini vermeye çalıştım. Kuşkusuz çok iyi öğretmenlerimiz var, ama bir de sayıları az da olsa çocukların hayatını olumsuz etkileyenleri de unutmamak gerekiyor.

    İşte bir velinin mektubunu yorumsuz veriyorum: “Kızımın okuduğu ilköğretim okulunda başlatılan ve daha önce hiçbir okulda olduğunu duymadığım bir uygulama hakkında size bilgi vermek istiyorum. Sınıfımızın öğretmeni, çarşamba günleri serbest etkinlikte çocukların okula laptop getirmesine karar vermiş ve bunu velilere bile danışmadan öğrencilere söylemiş. Biz de çocuklardan duyunca sınıf velilerinin oluşturduğu mail grubunda konuyu soruşturduk, gerçekten doğruydu. Ben çocuğumun bu yaşta bilgisayar kullanmasını çok desteklemediğim, ayrıca çocuklar arasındaki sınıf farkını ortaya çıkaracağını düşündüğüm için asla bu uygulamaya katılmayacağımı söyledim. Velilerin çoğu uygulamayı destekledi maalesef. O çarşamba günü çocuklarını laptop’la okula gönderdiler. Sonuç: Laptop getiren 15 çocuk bütün gün oyun oynadı, diğer arkadaşlarını bilgisayarı olmadığı için yanına yaklaştırmadı! Oysa gerekçe çocukların sosyalleşmesiydi. Mail grubunda bunu yeniden tartışmaya kalkınca öğretmen “Bu benim sınıfım, istediğimi yaparım” diye cevap verdi. Velilerin çoğu da ‘“Böyle konularla öğretmenin moralini bozmamam, yoksa bunun çocuklara olumsuz yansıyacağı’” konusunda beni uyardılar. Ben de böyle bir uygulamayı asla desteklemeyeceğim konusunda ısrar ederek tartışmayı noktaladım. Şimdi soruyorum sizlere. Ben yanılıyor olabilirim.

    Sizce bu doğru bir uygulama mı?”

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı