Eğitim Haberleri

EĞİTİM

    Öğrenme sürecinin doğası

    Kayhan KARLI - Öğretmen Akademisi Vakfı Genel Müdürü
    27.09.2013 - 15:44 | Son Güncelleme: 27.09.2013 - 15:44

    Yıllar içinde pek çok bilim insanı nasıl öğreniyoruz sorusunun cevabını bulmak için araştırmalar yaptılar. Özellikle de geçmiş yıllarda bu daha çok psikolojinin bir alanı oldu ve daha çok gözleme dayalı olarak teoriler geliştirildi.

    Ancak özellikle son 20 yıldır nörobilim yani beynimiz hakkında yapılan araştırmaların hızla artışı ve teknolojik araçların hızlı gelişimi bize yeni sonuçlar vermeye başladı. Bu araştırmalar gösteriyorki, aslında her öğrenen tam anlamıyla diğerinden farklı ve öğrenme süreçleri de buna bağlı olarak farklı işleyebiliyor. Bu durum elbette biz eğitimciler için çok zorlayıcı olmakla birlikte öğrenmek ve sürekli gelişmek için bir fırsat olarak da tarif edilebilir. Bu yıllarda artık öğrenmenin bireyselleştirilmesi, farklılaştırılmış öğretim, süreç değerlendirme gibi yaklaşımlar öğretmenler için vazgeçilmez beceriler olmaya başladı. Sıklıkla meslektaşlarımla yaptığımız ‘Öğrenme odaklı sınıf yönetimi’ atölyesine giriş etkinliğinin sorusu bilmek, anlamak ve öğrenmek arasındaki ilişkiyi tanımlamaktır. Buradan benim tanımım şu şekilde oluşur;
    “Öğrenme, derinlemesine anlaşılmış olan bilginin öğrenen tarafından başka bağlamlarda kullanılabilmesidir.”
    Bu aşamada bireyselleştirilmiş öğrenme için öğrenmenin doğası hakkında durumu pekiştirmeye yarayan bir dizi ana önermeyi özetlemek bize yardımcı olacak.

    1. Hepimiz biriciğiz: Aşağıdaki etkinlikler için yanıtlarınızı düşününüz:
    - En çok ne tür müzik size ilham verir ve sizi canlandırır?
    - Yaşamınızdaki en önemli edebi eser hangisidir?
    - Hangi film sizi ağlattı?
    - Bugüne kadar gördüğünüz en güzel manzara hangisidir?
    - Ne zaman ve nerede en çok mutlu oldunuz?
    - Kitap deiynec aklınıza ilk gelen şey nedir?

    Sizin cevaplarınızla aynısını verecek bir başka insan bulabilmeniz son derece şüphelidir. Öğrenenler olarak her birimiz bu durumlar için emsali olmayan bir dizi deneyimin, koşulun ve tepkinin ürünüyüz. Aynı genetik mirası ve sosyal çevreyi paylaşan kardeşler bile yaşamdaki seçimlerinde, sevdiklerinde ve sevmediklerinde, duygusal tepkilerinde ve sosyal eğilimlerinde önemli biçimde farklıdırlar.

    2. Öğrenme nörolojktir: Beynin işlevi hakkında hala öğrenmemiz gereken çok şey olmasına rağmen en temel bir nokta olarak öğrenmenin elektrokimyasal tepkimelerin oluşturduğu bir süreç olduğundan emin olabiliriz. Öğrenme süreci aslında nöral (sinirsel) yolların yaratılmasıdır. Her gün karşımıza gelen yığınla veriden anlam çıkartan sonsuz sayıda bileşimler ve etkileşimlerin yaratılmasıdır. Çocukluktaki nörolojik gelişim ve farklı şekillerde beyin hasarına uğramış olanların beyin işlevleri üzerindeki çalışmalar bize öğrenmenin, nasıl şaşılacak kadar geniş bir yelpazedeki değişkenlerin optimam bağlantısını gerektiren son derece akrmaşık bir süreç olduğunu anlamamıza yardım ediyor. Öğretmenin rolünü beyin işlevini en iyi şekilde kullanan kişi olarak görebiliriz. O nedenle öğretmene tasarım mühendisi gibi yeni roller biçiyoruz.

    3. Zeka öğrenilebilir: Sıklıkla etrafımdakilere sorarım, “Sizce zeka nedir?” diye. Bu tanım farklı şekillerde yapılırken insanlarınd da kafaları karışır ve düşünmeye başlarlar. Ve benim tanımım gelir, “İnsan beyninin performansına ZEKA denir.” Bu tanıma baktığımızda zekanın kalıtımsal seviyede sadece IQ- intelligence quota’nın baş harfleri olmadığı, onun yerine kapasitenin, genetik miras etkileşiminin sonucu, nörolojik sağlık ve öğrenme çevresinin etkisiyle oluşmuş bir beyin performansının ifadesi olduğunu belirtmek uygun gözüküyor. Esas itibariyle zeka doğa ile eğitimin etkileşiminin bir işlevidir. Yaygın olarak bilinir ki, dilsel olarak yoksul bir evde yetiştirilen bir çocuk eğitiminde dezavantajlı olacaktır ve yaşlılardaki bilişsel etkinlikler belirli türlerde bunamaya engel olacaktır. Zeka ve öğrenmeyle ilişki kapasitesi sabit değildir.

    4. Öğrenme duygusal bir deneyimdir: Hepimiz bizi aşırı korkuya kaptıran dersleri ve de keyifli beklentilerle dolu olanları hatarlarız. Aynı şekilde bazı öğretmenlerin nasıl sevildiklerini, diğerlerinden nefret edildiğini ve bazılarına dalgın bir ilgisizlikle bakıldığını da. İnsan beyni tehdit ifade eden aşırı korku ve travmaları saklarken pozitif duyguları her düzeyde saklamaya eğilimlidir. Bu nedenle de yıllar geçtikçe her birey geçmişini sadece olumlu olaylar ile anmaya eğilimlidir. Bizim kültürümüzde erkeklerin yıllarca askerlik anılarını anlatmaları gibi... Buradan yola çıkarak şöyle bir hafızanızı zorlarsanız size olumlu duygular hissettiren öğretmenlerinizi kolaylıkla hatırlarsınız. O nedenle öğrenme ortamlarının neşe, keyif, tamin olma, başarı vb. olumlu duygular oluşturması kalıcı öğrenme için son derece önemli. Konularla ve öğrenmeye dahil olan kişiliklerle olan duygusal bağlantımız başarı ve kazançlarda en önemli faktörlerdir. Öğrenme sosyal bir süreçtir ve farklı öğrenme ilişkilerindeki duygusal bütünlük öğrenmeyi bireyselleştirmenin temel bir bileşenidir. Olumlu sosyal ilişkiler etkin öğrenme için olumlu bir öz imaj kadar temeldir. Öğrenme sürecinin doğası bireyselliştirmeyi gerektirir. Bireyselleştirmenin seviyesi ne kadar yüksek olursa etkin öğrenmenin oluşacağı da o kadar olasıdır Çoğumuz kendi seçtiğimiz giysileri giydiğimizde, sevdiğimiz yemeği yerken, tatilde kendi seçtiğimiz şeyleri yaparken ve tercih ettiğimiz müziği dinlerken kendimizi en rahat hissediyoruz. Yaşamlarımızın çoğunu kendimize özel deneyimleri ve fırsatlar yaratmaya harcıyoruz, aldığımız tatmin kişisel kontrol duygumuzla orantılıdır.

    Öğretim programı sürecinin doğası

    Bir öğretim programı çok sayıda amaca hizmet etmesi için kullanılabilir. Birçok toplumda öğretim programı, gerçek bir ödün değilse bile, her bireye bir mezuniyet hakkı ile sosyal olarak kabul gören becerileri, bilgi ve değerleri nakletmeyi temin etmek arasında bir gerilimdir. Bu karmaşık ve zorlayıcı dengeye ulaşabilme derecesi her eğitim sisteminin karşı karşıya olduğu en büyük zorluklardan birisidir. Öğrenmeyi bireyselleştirmek, bireyin gereksinimlerinin öğretim programının daha geniş olan genel gereklilikleriyle bağdaştırmak için güçlü bir strateji oluşturmak gerekir.
    Elbette bu söylemleri yazarken resmi okullarımızda meslektaşlarımızın çok kalabalık sınıflarda çalıştığını unutmuyorum. Bu konunun da eğitimin kalitesi açısından öncelikle çözülmesi gereken alanlaradan birisi olduğunun altını çizmek isterim.
    Gardner’a göre ilerlenmesi gereken yol anlamaya odaklanmaktır, diğer bir deyişle öğrenen bireyin genel enformasyonu kişisel bilgiye dönüştürmesi kapasitesine. Pekiştirilmiş anlamaya doğru ilerlemek için kişinin hem bilişsel, hem de kültürel bakışaçılarını benimsemesi gerekir. Kişi değişim gerektiren bu içsel gösterimleri belirlemeli, karşısına derinlemesine anlamaya karşı çıkacak kültürel uygulamaları göz ardı etmek değil, kurgulamalı ve ‘düzeltici bilişsel operasyonun’ etkin olup olmadığını saptayarak önlemler tasarlamalı.
    Bu tür anlama en iyi şekilde bir dizi alanda ifade edilir, bunlarda bireyselleştirilmiş öğrenme her bireyin öğretim programına erişimine ve yararlanmasına olan hakkının temin edilmesi için güvenini arttıracak bir strateji olarak doğrulanabilir ve onaylanır.

    Her öğrenenin biricik olduğu anlayışıyla, “derinlemesine anlaşılmış olan BİLGİ’nin başka bağlamlarda kullanılabilir olmasını” sağlamak ve ÖĞRENMEYE odaklanmak için Öğrenme Yoldaşı öğretmenler yetiştirmeliyiz.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı