Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Öğrencilerin dünyası

Ankara Lisesi konferans salonunda öğrencilerle buluştuk.

Genelde idareciler, öğretmenler ve velilerle bir araya geliyoruz. Ama öğrencilerle buluşma, söyleşi yapma, onları dinleme ve soru sormalarına fırsat verme önerisi beni daha çok mutlu ediyor, heyecanlandırıyor.
Ankara Lisesi başkentin eski, köklü ve prestij okullarından birisi.
Son zamanlarda ciddi bir değişim süreci yaşıyor.
Geçen yıl ile bu yıl arasında belirgin bir fiziksel farklılık var.
Kütüphanesi yeniden düzenlenmiş ama daha çok kitap konmalı.
Okul müzesi kurulmuş ve zenginleştirilmeye çalışılıyor. Laboratuvarlar, derslikler, tüm üniteler elden geçiriliyor.

* * *

Yüksek puanla bu okula girmeye hak kazanmış lise birinci sınıf öğrencilerinin karşısına geçtiğimde düşündüm: Biz bu yaşlardayken gündemimizde ne vardı?
Biz bu çocukların yaşındayken hayatımızda telefon yoktu, televizyon yoktu, internet, bilgisayar hiç yoktu. Dünya oldukça büyüktü. Yaşadığımız kentin dışındaki her yer çok uzaktı. Hatta aynı kentin diğer semtleri bile uzaktı. Dokunma mesafesinde olmayan herkes, her şey uzaktı.
Alışveriş merkezleri, ışıklı reklam panoları, lüks kafeler yoktu.
Sınırsız hayal zorlamalarıyla oluşturulmuş ve hayatta karşılığı olmayan ama insanı kendine çekme cazibesi yüksek dizi filmler de yoktu.
Paramız da yoktu, paraya ihtiyacımız da.
Arkadaş gruplarımız vardı ve aslında onlardan başka da hiçbir şeyimiz yoktu.
Bu koşullarda birisi karşımıza geçip de, “Arkadaşlar kitap okuyun. Hayat, okuyarak anlamlı hale gelir.” dediğinde, bu söz oldukça anlamlı oluyordu ve içimizde “Evet, galiba başka çaresi yok, çok kitap okumalıyım.” diye bir karşılık buluyordu.
Artık kitap okumak ve bizden sonraki kuşaklara “kitap okuyun” demek, bizim ezberimiz, alışkanlığımız oluyordu.

* * *

Ankara Lisesi öğrencilerinin huzuruna çıktığımda da ezberim aklıma geldi ve “Kitap okuyun.” dedim.
Okullarına gelmiş bir konuğa karşı ayıp olmasın diye bu sözümle ilgilenmiş gibi göründüler.
Akıllı ve nezaket sahibiydiler.

* * *

Her şeye rağmen okuyanlar vardı ama bu, hayatlarının merkezinde değildi.
Lise birinci sınıfta haftada kırk saat ders olması en çok eleştirdikleri konuydu.
“Yetişkin bir insanın haftalık çalışma süresi kadar çalışıyoruz biz de” diye düşünüyorlardı.
Birçok konu gündeme geldi.
Okul, aile, öğretmenlerin tutumları, internet, çevre her şey konuşuldu.
Ama içlerinden biri ayağa kalkarak “Haftada kırk saat ders görüyoruz.” dediğinde çılgınca alkışlandı.

* * *

Öğrencilerin de bir hayatı var.
İç dünyaları var. Kaygıları, korkuları, sevinçleri, mutlulukları var. Gelecek hayalleri var. Yıllar sonra da karşılığı olacak dostlukları, arkadaşlıkları var.
Ama galiba bizim kuşağın anlamak ve içine girmek için epeyce emek harcaması gereken farklı bir dünyaları var.

ÇOCUKLAR ARTIK TATİL İSTEMİYOR

Yenimahalle’de Celayir İlkokulu’na gittik.
Öğretmenlerle okulun, öğrencilerin, velilerin durumlarına ilişkin konuştuk.
Velilerin eğitim durumları, ilgisizlikleri en temel sorun olarak anlatıldı.
Öğretmenler arasındaki tutkunluk, yapıcı, motive edici ortam hepsinin ortak memnuniyet konusuydu.
Sınıflarda gelecek vaad eden, lider özellikli, çabuk kavrayan, zeki, aktif çocuklar da vardı; üzerinde daha çok emek verilmesi gerekenler de.
Ama bütün öğretmenler şunu ifade ettiler:
Eskiden azıcık kar yağsa tatil beklentisine giriyordu çocuklar. Şimdiyse Cuma günleri “Yarın tatil, okulumuzdan uzak kalacağız.” diye üzülüyorlar. Pazartesi günleri de büyük bir aşkla heyecanla geliyorlar okula.
Bunun nedenlerini de konuştuk.
Birçok başlık var.
Ama çocukları bu noktaya getiren en önemli etken öğretmenlerin tutumları, okulda oluşan “sevgi” iklimi.


GÜNDEM

Hayat öyle hızlı akıyor, gündem o kadar yoğun ki kendimizi unutuyor, başka kişiler ve dışımızdaki olaylarla yaşıyoruz.
İç dünyamız, insanî yanımız esir alınıyor.
Kendimize ait ne varsa çelik bir kafese kapatıyor, kilitliyoruz.
Hep başkaları olan yalnızlığımızı yaşıyoruz.

* * *

“Şu şunu dedi, bu bunu yaptı” çalkantılarından oluşan anaforun içinde, kaybolmuş kimliğimizi arıyoruz.
Kimliğimiz değil, belki de duygularımızdır aradığımız. Belki sevgi, belki güven, belki aile, belki çocukluğumuz, annemiz, babamız ya da sağlam kafeste kilitli duran hayatımızdır aradığımız.

* * *

Önemli olan canlı, diri tutabilmektir hayatı.
Hayata küsmemek değil, hayatımıza küsmemektir.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI