Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

ÖĞRENCİLER İÇİN TATİL BAŞLARKEN

Bizim kuşağın çocukluğunda tatil ne anlama geliyordu diye düşünüyorum.

Fazla anlamı yoktu.
Tatilin bir kısmında, boyacı sandığını kaptığımız gibi, çarşıda bir kuytu köşe yakalar, kendi harçlığımızı çıkarmaya çalışırdık.
Tatilin bir kısmında da, köyde yaşayan anneannemizin ‘müşfik’ kucağına atardık kendimizi ve orada geçerdi tatil.

Okullar tatile girdi.
Çocuklarımızı üç aylığına, ailelerine teslim ediyoruz.
“Tatilde, çocuklarınıza bol bol kitap okutun” filan demeyeceğim.
Çocuklara da, “Oyun oynayın, dinlenin, tatilin keyfini çıkarın” da demeyeceğim.
Hiç kimsenin, çocukların bile umurunda olmayan sözler bunlar.

Yetişkinler, çocukların dünyalarından epeyce uzaktalar ve aslında çocuklar, aynı evde yaşayan yabancıya dönüşmüş durumdalar.
Artık çocuk, evde yaşasa da, evde değil.

Belki hepimizin ortak bir sorunu var: Bugünün çocukluğunu yaşamadığımızdan, bugünün çocuklarını anlamakta zorlanıyoruz.
Çoğumuz, yeni bir ayakkabının, bir hırkanın, bir gömlek, bir pantolonun sevinçten, mutluluktan sabahlara kadar uyutmadığı bir dünyadan geliyoruz.
Böyle olunca da, istediği birçok şeyin, anında temin edildiği ve kendisini mutlu etmediği bir çocuk dünyasını anlamak elbette kolay değil.
Temel sorun ihtiyacın tanımıyla ilgili.
“Ne istiyorsan alıyorum, daha ne yapayım?” diyoruz. Kendi çocukluğumuzun ihtiyaçlarından yola çıkarak söylüyoruz bunları.

 Biz duymuyoruz ama, çocuklar haykırıyorlar:
 “Meşguliyetinizden artan zaman kırıntıları içinde, bana ayırıyormuş gibi göründüğünüz ilginizi istemiyorum.
 Televizyonlardan taşan, güncele ilişkin yorumlarınız, düşünceleriniz arasında, evdeki vazo gibi durmak istemiyorum.
 Erken gel, ortalığı dağıtma, kapıyı kilitle, aman dikkatli ol gibi, beni, aklı ermez konumuna sokan ve tamamı kendi rahatınızın korunmasına yönelik uyarılarınızı da istemiyorum.”

Çocuk, fark eder.
Ve çocuk haykırmaya devam ediyor:
“Evimi, annemi, babamı; samimi, içten, fedakâr ailemi istiyorum.
Ruhumda derinleşen boşluğu, yalnızlığı, açlığı kapatacak kadar kesin bir şekilde bana ait olsunlar.
Hayatın fırtınaları içinde kaybolmaya yüz tutmuş ailemi gördükçe hüzünleniyorum. Mutsuzluk acıtıyor içimi. Yalnızlık yakıyor yüreğimi. Ben de internetin, facebook’un, sanal alemin cümbüşü içinde yer arıyorum kendime.
Kendimi, var etmeye çalışıyorum.
Ben varım; duyun beni.”

Okullar tatile girdi.
Ben buradayım diye bağıran bir çocuğumuz var.
Farkında olalım, yeter.

ZARİF ŞAİRİN ADINI TAŞIYAN ZARİF OKUL

“Evet hatırladım
Küçük basit şeyler
Yetiyor kederlenmeye
Ya mutluluğa”
 
Şair Cahit Zarifoğlu için, Eryaman’daki kendi adını taşıyan okulda anma programı yapıldı.
 
Büyük insanlar, anlaşılması zor insanlar değil; üzerinde düşünülmesi, emek verilmesi gereken insanlardır.  Onların hak ettikleri ilgiyi göstermeyenler, üzerinde düşünme zahmetine katlanmayanlar; somut, gözle görülür, elle tutulur bir durumla karşılaşmak isteyenler, büyük insanları anlamakta zorlanabilirler.

Programı, tamamen çocuklar hazırlamışlardı.
En büyüğü ilkokul dördüncü sınıfta olan Cahit Zarifoğlu İlkokulu’nun çocukları, şairin ruhundaki labirentlere inmeyi başarmış, şairle bütünleşmiş, şairi anlamışlardı.

Programa katılan Kahramanmaraş Milletvekili Sevde Bayazıt Kaçar, ‘Cahit amca’ dediği, Cahit Zarifoğlu’yla ilgili, çocukluğundan kendisinde kalan derin izlerinden söz etti.
Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu ise, kitap okumanın, hayattaki en anlamlı işlerden biri ve belki de en önemlisi olduğunu anlattı.

7 Haziran 1987’de aramızdan ayrılan şair Cahit Zarifoğlu’nun kızı Ayşe ile oğlu Ahmet de babaları gibi zarif duruşları, tutum ve davranışlarıyla; hüzünlü ve büyük bir şairin evlatları olmanın gururuyla katıldılar programa. 

Son yıllarda, Ankara’daki okullara şair ve yazarların adlarını veriyoruz.
Erdem Bayazıt, Akif İnan, Sezai Karakoç, Abdurrahim Karakoç, Pir Sultan Abdal bunlardan bazıları.


Bir kente derinlik katan, o kentin şair ve yazarlarıdır.
Eğitimin, şiirin büyülü rengiyle buluşması, çocuklarımızın yüksek duygularla tanışması, hayranlık duyacağı kişilerin model olarak önünde durması, korktuğumuz birçok şeyden, çocuklarımızı uzaklaştıracaktır.
Her şehir gibi Ankara’nın da şiire, sevgiye, yüksek ve derin duygu dünyaları ile karşılaşmaya çok ihtiyacı var.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI