Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Ödülle sesime ses gelmiş gibi hissettim

    BAHAR ÇUHADAR bahar.cuhadar@hurriyet.com.tr
    15.06.2017 - 15:23 | Son Güncelleme:

    Doğan Kitap’ın Duygu Asena anısına düzenlediği Duygu Asena ‘Kadının Hâlâ Adı Yok’ Roman Ödülü’nün bu seneki sahibi bize kadınlardan yana umut, direnç, bazen de isyan dolu hikâyeler anlatan Şebnem İşigüzel’in oldu. Yaşadığı çağın koşullarına, erkeklere ve geleneğe direnen, özgür ruhlu bir genç kadını anlattığı romanı ‘Gözyaşı Konağı’yla ödüle layık görülen İşigüzel’e bağlandık...

    Şebnem İşigüzel / Fotoğraf: Muhsin Akgün

    Duygu Asena’nın adını taşıyan bir ödül almak ne ifade ediyor sizin için, nasıl hissettiniz haberi alınca?
    Duygu Asena sıradan, kendi halinde kadınlara ulaşma başarısı göstermişti. Onlara kadın olmakla, eşitlikle ilgili sorular sordurdu. Yazarlık maceramın başından beri ben de kadınların, gençlerin, yarası olanların, isyankârların, teselli bulamayanların sesi olmaya çalıştım. Ödülle sesime ses gelmiş gibi hissettim. “Kadın meselesine yönelik duruşu ve özgürlükçü tavrı nedeniyle” deniliyordu ödül gerekçesinde... Çok mutlu oldum.

    Edebi üslubunuz, anlatım diliniz farklı olsa da, kadınları anlatıyorsunuz ikiniz de... Bir de gazetecilik ortak paydanız var. İlk karşılaşmanız nasıldı Duygu Asena ile, kaç yaşındaydınız?
    Yazar olma hayalim bile yoktu, öyle söyleyeyim. ‘Kadının Adı Yok’u okumuştum ilk. 1987 yılında, 14 yaşındaydım. Kitap samimi ve içtendi. Kadınlara ayna tuttu. Kadın okumalarım o kitapla başladı diyebilirim. Edebi üslubumuz farklı ama meselemiz yine kadındı. Duygu Asena kitlelere hitap eden yayınlarda kadınlarla ilgili değerli ve önemli gazetecilik işleri yaptı. Üstelik darbenin hemen sonrasında yaptı bunları. Şahane kadınlardan oluşan müthiş bir ekibi vardı. Benim Radikal yazılarım, denemelerim o dönemin gazeteciliğiyle boy ölçüşemez.

    KADIN DAYANIŞMASINA HEP İNANDIM
    Duygu Asena geniş kitleler tarafından bugün hâlâ ‘öcü’ gözüyle bakılan, ne olduğu tam anlaşılamayan ‘feminizm’ kavramının gündelik hayata girmesinde de etkili bir isimdi. Türkiye’de 80’lerin sonunda -‘Kadının Adı Yok’un da yayımlandığı dönem- bir kere daha ayağa kalkan feminist hareket sizin hayatına nasıl değdi? Kadınların bugünkü mücadelesiyle duygusal, fikirsel olarak nasıl bir ilişkiniz var?
    Duygu Asena’nın cesur dergi kapakları ve kitabı müthiş bir feminist dalganın içinde kendisine yer buldu. O dönem verdikleri eserlerle Adalet Ağaoğlu, Pınar Kür, Latife Tekin’i anmadan olmaz. Ayşe Düzkan, Filiz Koçali, Gülnur Savran, bu hafta kaybettiğimiz Şirin Tekeli ve daha pek çok kıymetli feminist var bu alanda çalışan. Her kadının macerası kendisinin ne halde olduğunu görmekle, anlamakla başlıyor. Bazen bir başkası, bazen bir roman gösterir bunu ona. Benim de kadın olma ve yazarlık maceram böyle başladı esasında. Kadın dayanışmasına hep inandım, hep güvendim.

    Güncel edebiyatımızdan; bu memlekette kadın olmaya dair lafını esirgemeyen hikâyeler anlatan, bunu içimize işleyerek yapan bir yazar söyle dense, ilk akla gelen isimlerden olursunuz. Bu şekilde anılmak size nasıl gelir? Son romanınız ‘Ağaçtaki Kız’ da Türkiye’nin yakın ve uzak tarihinde olan biteni bir genç kadın üzerinden hikâyelendiriyordu. Bize kadınlardan yana öyküler anlatmaya devam edecek misiniz?
    Bunları duymak çok güzel. İnsan en derininden geleni yazıyor aslında. Yazmak için tek gereken içsel bir hayat. Ne masa, ne para ne de zaman o kadar gerekli... Yazarken kalbimin en derininde hep kadınların sesini duyuyorum. ‘Ağaçtaki Kız’ da tarihi, kadınlar üzerinden anlattı. Bunu pek çok kadına ses vererek yaptı üstelik. Yazarken beni çok heyecanlandırdı. Yazmakta olduğum romanda bir kadın soluksuz anlatıyor. Başucuna oturmuş onu dinliyormuşum gibi bir hisle yazdırıyor kendisini. Bakalım...

    Ödüle vesile olan ‘Gözyaşı Konağı’ndaki genç kadını, onunla henüz tanışmamış olanlar için, nasıl tanımlarsınız?
    ‘Gözyaşı Konağı’nın Vuslat’ını bir okur unutulmaz roman kahramanlarıyla kıyaslamış. Okurun çok içine işledi. Bunu görmek öyle güzel ki... Özgür olmak istemesiyle, âşık olmasıyla beni büyülemişti. Çaresizliğine rağmen mutlu olmak, avunmak istiyordu. Sevmek, sevilmek, özlem, anne ve kız kardeş sevgisi üzerine çok güçlü hisleri vardı ve bunları okura geçirebildi. Vuslat’ı yazmak güzeldi.

    Ödülle sesime ses gelmiş gibi hissettim

     

    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı