Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ödüle açılan kapı: Mahkeme kanıtları

Mollalar şaşkın! Ektiklerini biçiyorlar! Nobel Barış Ödülü'nün yolunu aslında onlar açıyor! Ülkedeki baskı ve terör, ülke dışında ödüle dönüşüyor. Yüz yıldır, dünyanın neresinde olursa olsun, diktatörler bunu anlamakta zorlanıyor. Şirin Ebadi şan ve şerefle Tahran'a iniyor. Onu beş bin kişi beyaz giysilerle, barışın simgesiyle karşılıyor.

Telefonda Papa!.. Evet, Papa II. Paul'un ta kendisi!.. Oysa, o daha çok Tahran'dan telefon bekliyor, hem de tedirgin bir biçimde.

Zaten şu son gece, Paris'teki konferans gecesi iyice tedirgin. Her konferanstan sonra olduğu gibi, o akşam saatlerinde de, Tahran'a döndüğümde, başıma kim bilir yine neler gelecek diye, içi içini kemiriyor. Konferansın konusu İran'da toplum ve film.

Ülkesi dışında sık sık konferanslar veren, 56 yaşındaki avukat Şirin Ebadi, kendi ülkesinde sürgün hayatı yaşıyor. İran'da mahkeme önünde genellikle rejim karşıtlarını savunuyor. Demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerini, İslami Devrim'in kendi içinde reforma gitmesi gerektiğini, laik devlete dönülmesi zorunluğunu. Ama, İran'da mollalara karşı bardağı taşırması, mahkemede savunduğu iki üniversite öğrencisinin çektiği bir kaset.

1999'da İran'da öğrenciler ayaklanıyor. Ayaklanmayı körükleyen de, ayaklanan öğrencilere karşı acımasızca saldırı emrini veren de, iktidardaki en güçlü iki molla. Ebadi, mahkemede bu kasetleri açıklıyor. Bu ikiyüzlü oyunu, provokasyonu kanıtlıyor.

Her diktatörlükte olduğu gibi, İslam diktatörlüğünde de sonuç malum!.. Avukat olarak, mahkemeye sunduğu kanıtlar karşılığında, on beş ay hapis, beş yıl meslekten men!..

Tam o sırada Berlin'den bir davet var. Ülkesinde çoğu kimsenin artık selam vermekten bile çekindiği Ebadi, 2000 yılında yurtdışına çıkış izni alıyor. Mollalar, katı rejim nedeniyle, zaten rezil oluyor, bir de bu tekil olay, çeşitli uluslararası örgütlerin gün be gün izlemesiyle, iyice ayyuka çıkıyor. Ebadi, kısa sürelerle yurtdışına çıkıyor, dönüyor.

Mollalara karşı yürüttüğü özgürlük mücadelesi, kadın hakları, politik suçluların serbest bırakılması ve savaş karşıtlığı tezleriyle daha da güçleniyor.

Sıradan bir mahkemede, sıradan bir provokasyonu kanıtlamasıyla başlayan serüven, Ebadi'yi bir anda hiç de beklemediği bir koltuğa taşıyor. Berlin, Londra, Paris ve başka Avrupa kentlerinde arka arkaya konferanslar veriyor. Molla rejimini dışarda hallaç pamuğu gibi atıyor. Irak Savaşı bu momentumu yükseltiyor. Molla karşıtlığı, Amerikan karşıtlığı ile bütünleşiyor. İran'a her dönüşünde, çevresindeki çemberin biraz daha daraldığını hissediyor.

Ancaaaak!.. Bir anda, muhteşem bir zafer: Nobel Barış Ödülü!.. Ödülü kazandığında tepkisini, ''adaylar arasında olduğumu bile bilmiyordum'' sözleriyle dile getiriyor. Yani, şaşkın!..

Mollalar daha çok şaşkın!.. Çünkü, ektiklerini biçiyorlar!.. Nobel Barış Ödülü'nün yolunu aslında onlar açıyor!.. Ülkedeki baskı ve terör, ülke dışında ödüle dönüşüyor. Yüz yıldır, dünyanın neresinde olursa olsun, diktatörler bunu anlamakta zorlanıyor. Tahran ödül karşısında önce sessiz kalıyor, ama sonra cılız bir sözcü Ebadi'yi hükümet adına zoraki kutluyor.

Bir de, Papa kutluyor. Doktorlara göre, günlerinin artık sayılı olduğu söylenen Papa, şu ahir ömründe bir Nobel görmek istiyor. Hem de, çok istiyor.

Vatikan'da yeni Papa için yüzlerce kulis dönerken, Ebadi şan ve şerefle Tahran'a iniyor. Üç-beş gün önce, Paris'teki konferans için, kimsenin dikkatini çekmeden ayrıldığı Tahran'da, onu beş bin kişi beyaz giysilerle, yani barışın simgesiyle karşılıyor.
X