Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Öcalan sıradan bir mahkum değil ki

Neden bir türlü kabul edemiyoruz? Kürt sorunu ve Pkk terörünü çözecek muhatap olarak onu gördük. Bu ülkenin geleceğini şekillendirecek olan bir lider olduğunu kabul ettik. Şimdi de vereceğimiz TV'nin tek kanallı mı, çok kanallı mı olmasını tartışıyoruz. Kendimizle alay ediyoruz.

Neden bazı gerçekleri kabul edemiyoruz, anlamıyorum.

           

Başbakan, Abdullah Öcalan'ın İmralı'daki odasına TV konması direktifini verince kıyametler koptu.

          

Nasıl olurdu da, “Bebek katili” istediği zaman TV seyredebilirdi?

          

O herhangi bir mahkumdan farklı değildi ki...

          

Gelin, bu işin mantığını biraz tartışalım.

          

Türkiye, Abdullah Öcalan'a özel bir statü tanıyor. Bu öylesine önemli bir statü ki, ülkenin en önemli sorununu çözmenin yolu, Öcalan'ın kaldığı İmralı adasından geçiyor. Çözümün nasıl olabileceği konusunda O’na danışılıyor. PKK, onun aracılığı ile kontrol edilmeye çalışılıyor.

          

Hapishaneler ayaklanıyor, PKK'lı mahkumlar açlık grevine başlıyor, hükümet başa çıkamayınca İmralı'nın kapısını çalıyor. O da bir mesajla sorunu çözüveriyor.

          

Öylesine duyarlı bir süreçten geçiliyor ki, hemen her adım büyük bir dikkatle atılıyor. Atılan her adımda da, İmralı'ya bakılıyor. Sadece Türkiye'nin değil, bölgedeki “Kürt Oluşumu” da yine İmralı'dan çıkacak fikirler ve adımlardan etkilenecek.

          

Öcalan'a işte böylesine ağırlıklı bir misyon veriliyor. Sözleri ciddiye alınıyor.

          

Sadece Ankara değil, bu ülkede yaşayan milyonlarca Kürt' de Öcalan'a özel bir statü veriyor. Adeta, Kürt sorununun bir simgesi, bir bayrağı gibi görüyor.

          

Kılına dokunulsa, ayaklanıyor.

          

Bir işaretiyle sokaklara dökülüyor.

          

Hatırlayın, koskoca Türkiye Cumhuriyeti, tüm açıklamalarına rağmen, 1999'da mahkemenin idam kararını neden uygulayamamıştı? Milyonlarca Kürdün sokaklara çıkmasından çekindiği için dosyayı rafa kaldırmamış mıydı?

-------------------------------------------

HEM GÖZÜNÜN İÇİNE BAKIYOR,

ÇÖZÜMÜN EN ÖNEMLİ PARÇASI

OLARAK NİTELİYORUZ, SONRA DA

ADİ BİR SUÇLU MUAMELESİ YAPIYORUZ.

----------------------------------------------

          

Böylesine önem verilen,MİT müsteşarının ziyaret edip görüşlerini aldığı, çözümün en önemli parçası olarak görülen Öcalan'ın günlük yaşamanı biraz olsun rahatlatabilmek için önlem almaya kalkıldığında ise kıyametler kopuyor.

          

Verilecek TV'nin tek mi, çok kanallı mı olması tartışılıyor ve yönetmelik incelenip tek kanal olması gerektiği belirleniyor... Hem TV, hem de harcayacağı elektriğin parasının tahsil edilmesine karar veriliyor.

          

Sanki karanlıkta kalması ve sadece resmi görüşü öğrenebilmesi için de - adeta cezalandırılır gibi- sadece TRT kanallarını izleyebilmesi sağlanıyor.

          

Ben bu yaklaşımda bir mantık göremiyorum.

          

Eğer bir insana böylesine önemli bir rol biçiyorsanız; ağzından çıkacak sözlerin önemine inanıyorsanız, milyonlarca kişiyi etkileyebildiğine inanıyorsanız, o zaman bu kişinin günlük yaşamını biraz da olsun rahatlatmanız sizin çıkarınıza değil midir?

          

Kardeşi, annesi veya avukutları yerine, genelde daha fazla bilgilensin, diğer görüşleri de öğrensin diye Roj TV'yi dahi izlemesini istemez misiniz? İstediği gazeteyi okuması daha doğru değil mi?

          

Yanlış anlaşma olmasın, Öcalan'ın villaya çıkarılmasından söz etmiyorum. Günlük yaşamındaki basit rahatlamaya dikkat çekiyorum. Pencerelerin sıkı sıkıya kapalı olmaması, günde daha uzun süre yürüyüş yapabilmesi gibi koşulların uygulanması bize ne zarar getirebilir?

          

Bizler istediğimiz kadar "Efendim ayrımcılık olmaz. Bir başka katile ne muamele yapılıyorsa, Öcalan'a da aynı muamele yapılmalıdır." diyelim, Öcalan sıradan bir mahkum değildir.

          

Boş yere kendimizi aldatmayalım.

 

DERİN MERMERCİ OLAYI!

Pazartesi günkü gazeteleri açınca, ister istemez ben bile şaşırdım. Sosyetik güzellerimizden Derin Mermerci'nin sevgilisi tarafından saçından sürüklenmesi, bunun üzerine yanlarındaki bir diğer arkadaşın araya girip sevgiliye yumruk atarak Mermerci'yi kurtarması, tüm gazetelerin sürmanşetinden verilmişti. Kabul ediyorum, toplumumuzun güzel ve ünlü, genç veya yaşlı kadınlarımızın derin dekoltelerini, göğüslerini, popolarını, yırtmaçlarını görme merakları vardır. Hele kimin kimle seviştiği haberlerine özel bir ilgi gösterirler. Gazetelerimiz de, bu “İhtiyacı” giderebilmek için elllerinden geleni yaparlar. Ancak bu defa, işin biraz ölçüsü kaçmış. Mermerci'ye bu olayı hiç yakıştıramadığım gibi, gazetelerin bu olayı, birinci sayfadan koskocaman vermelerini ve böylesine abartmalarını da açıkçası anlayamadım.

X