"Tolga Tanış" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tolga Tanış" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tolga Tanış

Obama-Romney seçimi dünyayı nasıl etkiliyor

Konu tamamen ekonomi üzerinden yürüyor. Bütün anketlerde seçmenin Obama’ya mı yoksa Romney’ye mi oy vereceği istihdama bağlanmış durumda. Ancak ne kadar dikkate alınmasa da işin dünyayı etkileyen bir dış politika yansıması da oluyor. Ona dair notlar...

Yüzlerin güldüğü tek parti

ORTADOĞU

Perşembe akşamı Washington... Kuzey Irak Yönetimi’nin Beyaz Saray’a çıkan 16. Sokak üzerindeki temsilciliğindeyim. Celal Talabani’nin oğlu Qubad için veda partisi veriliyor.
Dışarısı sıcak. Klimalar çalışmıyor, içerisi daha sıcak. Boğuldum. Tam çıkacağım, tanıdığım bir Amerikalı’yı gördüm. Kapıya yürüdüğümü fark etti. “Nereye gidiyorsun” dedi. “Yerinde olsam, bütün bölge krizdeyken, herkesin yüzünün güldüğü en kalabalık partiyi bu kadar erken terk etmezdim.”
Bugün Amerika’da televizyona çıkan en ilgisiz politika yorumcusunun bile söylediği bir şey… “Obama seçime kadar bütün dış politika adımlarını yavaşlattı. Kimse hiçbir Amerikan müdahalesi beklemesin.” Herkes söylediği için fazlasıyla klişe bir cümle haline geldi bu. Siz de eminim duymaktan sıkıldınız. Ama hafta içi Beyaz Saray programına bakıyorum. Bunun aksini gösteren de hiçbir işaret yok. Bağış toplantısı koşturup miting yapmaktan Oval Ofis’e girecek zamanı kalmıyor ki...
Çıkmadım. Amerikalı’yı dinleyip biraz daha sohbet ettim. Sonra artık dayanamayıp kendimi dışarı attım. Çıkarken de kapıda Qubad Talabani’ye şans diledim. Lobiciler… Lüzumsuz sohbete bayılan bir dünya think tank’çi… Tanımadığım ama biriyle konuşurken bile gözleriyle etrafı kesen Washington atmacaları… İçerisi halen tıklım tıklımdı. Ve hepsi de Obama’nın bakmadığı sırada bölgede insanlarının yüzünün güldüğü tek yerde ‘Nasıl iş bağlarım’ı kovalıyordu.
“Heyecanlı mısınız” dedim ayrılırken Talabani’ye. Taktığı halı desenli sarı kravatıyla çoktan Erbil’e ayak basmış gibi duran geleceğin liderine… O ağır İngiliz aksanıyla, “Hem de çok” dedi. “80 kişilik bir ofisim olacak. Hâlâ işe alımları tamamlıyorum.” Amerika’daki Ulusal Güvenlik Konseyi benzeri bir yapı kurdular. Kuzey Irak’ın ABD Temsilcisi’yken şimdi Politika Koordinasyon Kurulu Başkanı olarak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakan Neçirvan Barzani’ye danışmanlık verecek. “Peki iç politikaya ne kadar bakacaksınız” dedim. “ABD’deki yapıdan farkı, ben hem iç politika hem dış politika hem de güvenlikle ilgileneceğim” dedi.
Dışarı çıktım. Amerikalı arkadaşım içeride halen konuşuyordu. Çünkü Obama da seçime dalmışken… Etrafı toz duman bir coğrafyada kendi hükümet kurumlarını oluşturan… İki aile arasında dönüşümlü bir siyaset kuran… İstikrarlı bir biçimde o sistemin aktörlerini yetiştiren… Ve her türlü yolsuzluk skandalına rağmen mekanizmayı oluşturup Bağdat’tan bağımsız 2014’te bitecek şekilde Türkiye’ye kendi petrol boru hattını kurma noktasına kadar varan yapıyı kaçırmak istemiyordu.

Ya yardımcısı Jindal olursa

PASİFİK

Salı akşamı New York... Park Avenue üzerinde Scandavia House’dayım. Bir NATO uzmanıyla yemek yiyoruz. Mesele yine Suriye’yken NATO’nun isteksizliğine geldi laf... Sonra NATO’nun  işlevine, önümüzdeki dönem nasıl bir misyon üstleneceğine dönüştü. “Biliyor musun” dedi, “Belki de NATO’nun çerçevesini tartışmalıyız. Neden Hindistan da NATO’nun üyesi olmasın? Çin, Pakistan, Afganistan gibi bir coğrafyanın ortasında Hindistan NATO için çok değerli olmaz mıydı!” Adında ‘Kuzey Atlantik’ tanımı geçen bir örgüt için ne kadar gerçekçi, tartışılır. Ama ilk defa duyduğum için şaşırdım. Üzerine  konuştuk. Söz Amerika’daki başkanlık seçimlerinin bu çerçeveyi nasıl etkileyeceğine gelince de sohbet birden somutlaşmaya başladı. Çünkü uzman, Obama’nın tekrar seçilmesinin bu vizyon için de çok önemli olduğunu düşünüyordu. Pasifik’te Çin’e yaklaşım… Afganistan ve Pakistan gibi Müslüman ülkelere karşı Türkiye’nin de üyesi olduğu NATO’nun duruşu… Her şey büyük bir resmin parçaları haline geldi. Anlattı. Sonra Kissinger, Brzezinski gibi politikacılardan sonra genç nesilde büyük düşünen kimsenin kalmamasından şikâyet etti.
“Peki” dedim. “Romney’nin başkan yardımcısı adayı olarak Hint kökenli Bobby Jindal’ı düşünmesi bu dengeyi değiştirmez mi? Hindistan bu kadar önemli bir hale geliyorsa yardımcısı Hintli olan başkan daha iyi çalışmaz mı?” “İşte o zaman değişir tabii” dedi. “Buradaki siyaset mekanizması kimi öne çıkaracağını gerçekten çok iyi biliyor” dedim. “Haklısın” dedi.

Obama gelirse Türkiye için daha iyi olur

TÜRKİYE

“Obama’nın seçilmesi Türkiye için daha iyi olur. İki açıdan: Birincisi, şimdiki ekibi artık çok iyi tanıyoruz. Aramızda bir alışma dönemine ihtiyaç olmayacak. Romney gelirse, onun kampanyasında da tanıdıklarımız var. Ama tanımadıklarımız da olacak. İkincisi, Romney ekibinin atamalarının onaylarının çıkması da zaman alacak. Alışma, atama derken işler bir yıl sarkacak. Ortadoğu’daki olaylar açısından hemen harekete geçilemeyecek. Ayrıca Obama, Türkiye’ye Müslüman dünyaya erişmede ayrıcalıklı bir yer tanıyordu. Cumhuriyetçiler de gelse Türkiye’nin stratejik önemi değişmez ama Obama’nın önceliğini verirler mi, bilemeyiz.”
Bu sözler, üst düzey bir Türk Hükümeti yetkilisinden aldığım görüş. Basında bu yönde çok yazı okuduğunuza eminim ama Obama’nın Türkiye için neden daha iyi olacağının formüle edilmiş hali.
Tartışılır elbet. Belki AKP’ye kızıyorsunuzdur. Cumhuriyetçiler Başbakan Erdoğan’a daha mesafeli durur diye Cumhuriyetçiler kazansın istersiniz. Ya da Romney vali olduğu dönem Massachusetts’te Ermeniler için soykırım anıtı açmıştır. O yüzden asla seçilsin istemezsiniz. Ancak durum, resmi görüşten diaspora eğilime aşağı yukarı böyle. Kim Türkiye’nin menfaatine olacaksa o kazansın.
Olabilir tabii. Burada kimsenin yadırgamayacağı, başkaları için de geçerli olan bir tutum. Ancak mesele… O kadar varsayım ve tahmine dayalı bir yaklaşım ki bu. Sadece tek bir örnek vererek bitireyim. Obama’nın 2008’deki seçimine Türkiye’nin aleyhine olur diye karşı çıkanların çoğu şimdi yanıldıklarını söylüyor. Ve 2008’de Obama’ya karşıyken şimdi destekliyorlar. Peki ya Obama ikinci döneminde önceliklerini değiştirirse… O zaman da aynı olur mu? Ortadoğu ve Pasifik’i dış politikanın merkezine alacağını açıklamışken, buralardaki bütün tutumunu bir şey yapmadan aldığı Nobel Ödülü’nü hak etmeye adarsa… Ya önce demokrasi derse… Önce özgürlükler derse…

X