Dünya Haberleri

    Obama ne kadar siyah, Hillary ne kadar kadın?

    Hürriyet Haber
    06.06.2008 - 17:27 | Son Güncelleme:

    Düşünce çoktan yok olmuşken; şeyler işlemeyi sürdürür. Hem de kendi içeriklerini hiç umursamadan işlemeyi sürdürürler (…) Politika alanında da düşüncenin yok olduğu; ama politika oyununun, kendi hedefleri karşısında gizli bir umursamazlık içinde sürdüğü söylenebilir. Jean Baudrillard, Kötülüğün Şeffaflığı

    Amerikan başkanlık seçimleri öncesinde bu yıl bir ilk yaşandı.

    Demokratların başkan adaylığı yolundaki önseçim yarışı, dünya medyası tarafından hiç olmadığı kadar yakından, hararetle takip edildi.

    Bunun nedeni, aday kim olursa olsun, Beyaz Saray’da bu kez bir Demokrat liderin oturacağına dair kehanetvâri inançtı.

    Cumhuriyetçi Başkan George W. Bush’un özellikle ekonomi politikalarındaki başarısızlığı (ki büyük ölçüde, Irak’ta harcanan milyar dolarların sonucuydu bu), bir sonraki başkanın bir Demokrat olacağı kanısını doğurmuştu.

    Demokratların bütün başkan aday adayları da, bu yüzden “değişim” temasını işlediler.

    İki isim finale kaldı:

    Irka dayalı bir değişimin simgesi olan siyah Barack Obama.

    Ve cinsiyete dayalı bir değişimin simgesi olan kadın Hillary Clinton.

                                  ***
    İki farklı yumurta bu hafta son kez tokuştu ve kırılan Hillary’ninki oldu.

    Aslında tokuşan yumurtaların tek farkı, kabuklarının rengiydi.

    Hillary’nin cinsiyeti de, Obama’nın rengi de, kinetik enerjiye sahip birer düşünce olarak değil, katma değeri sıfır olan sanal birer “marka” olarak pazarlandı sadece.

    Hillary’nin, adaylığının ilk günlerde yarattığı heyecan (ki bu rüzgar ona 30 puanlık bir avantaj getirmişti) önseçim sürecinde eriyip gitti.

    Çünkü Bayan Clinton, zamanla, “kadın olmayan bir dişi” haline geldi. Ataerkil siyasi sistemin tam merkezine yerleştiğinde, sadece imajı değil, vaatleriyle de hızla cinsiyetsizleşti. Erkeklerin tanımladığı ölçüde kadın olmaktan kurtulamadı ve eşitlikçi mücadele yolunda Beyaz Saray idealinin imkansızlığını (ve belki de gereksizliğini) kanıtladı.

    Obama’nın da, aslında “zenci olmayan bir siyah” olduğunu öğrendik.

    Seçkin okulları bitiren ve hiç de “gettolardan çıkan başarı öyküsü” olarak gösterilemeyecek biri olan Obama’nın, önseçim süreci boyunca, Martin Luther King’i veya Malcolm X’i hatırlatan tek bir laf ettiğini duyan oldu mu?

    Aksine, o ne yaptı?

    İdol olarak kendisine King’i değil, eski başkan John F. Kennedy’yi seçerek WASP (Beyaz Anglosakson Protestan) Amerika ile barıştı. Bununla da kalmadı, önce gizli bir Müslüman olduğu iddiasını reddetti, ardından yıllarca devam ettiği kilisenin papazıyla arasına mesafe koydu. Militarist söylemi yıkacak sanılırken, “dıdısının dıdısı” akrabalarının soy kütüklerini çıkarıp kendi savaş kahramanını aradı.

    Hillary’yi bir kalemde silen ana akım medyanın Obama’ya verdiği büyük destek, bu ehlileşmenin, geriye doğru evrimin bir sonucuydu. Medya, erkekleşen bir kadının karşısında, beyazlaşan bir zenciyi desteklemeyi yeğ buldu. Mesela TIME, Obama’yı “fazla siyah” gösteren bir fotoğrafı değiştirip, daha “aydınlık” bir başkasını bu yüzden seçmişti.

    Obama’nın, Hispanikler’den ve hatta birçok Afro-Amerikan’dan, Hillary’nin aldığı kadar destek alamamasının nedeni de tam olarak bu “değişim,” daha doğrusu “dönüşüm” olmasın?

                                    ***
    Bu önseçimde şunu -bir kez daha- gördük:

    Amerikan hayatının her alanında olduğu gibi, parti önseçimlerinde de, kavramların içinin boşaltıldığı ve oluşan vakumun, sistemin zehirli bir kalıntısı olan sentetik atıkla doldurulduğu bir kitlesel “happening” tecrübe edilir.
     
    İnsanların bir öfori haliyle katıldıkları siyasi şenlik, hafif eğlenceler sırasında söylenenlerin ve yapılanların anlamını bütünüyle önemsizleştirmektedir. Eğlence, tamamen Disneyland’in “know-how”ı ile imal edilmiştir.

    Bu eğlencede siyasi anlam, “tek kullanımlık” olarak üretilir, McDonalds süreçleriyle standardize edilir, “sıfır kalori” ile tüketiciye (seçmene?) sunulur ve ready-made halde, geridönüştürülmek üzere tüketilir.

    Dolayısıyla, Amerikan siyasi sahnesinde biçim, ancak Disneyland kadar estetiktir. İçerik ise, olsa olsa McDonalds’ın yemekleri kadar sağlıklıdır.

    Hillary de, Obama da, büyük potansiyel taşımalarına karşın, sistemle çatışmamak uğruna bu freze tezgahından geçmek zorunda kalmış ve sonunda “değişim” kavramını da bozuk para gibi harcamaya itilmişlerdir.

    ABD’den, Türkiye de dahil tüm dünyaya yayılan trans-politika çağında, muhalefet zorla yok edilmemiş; daha da kötüsü, kendisinin karikatürü haline getirilerek gönüllü bir mutlak sona sürüklenmiştir.

    Siyasi trans-seksüalitesi ile “erdişi” Hillary de, siyasi trans-ırkiyatıyla “melez” Obama da, bu akıbetin en canlı örnekleridir.

    Bir gün biri başkan, biri başkan yardımcısı olsa bile, düşünceyi çoktan yok eden gösteri toplumunun gizlediği bu gerçek değişmez.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı