"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

O vapurdan Tansu da inebilirdi

Ne o, ne şu, ne de bu... “Kadıköy vapuru”ndan insanlara bakışından, o insanlarla ilgili sözlerinden irkildim.

Banklarda yan yan oturan insanlara bakışı korkuttu beni...
Elli yıl önceye döndüm...
Yarım asır önceye yani...
Adnan Menderes’in dönemine...
Karşıyaka vapurundan inen insanları gördüm yine..
Konak, Alsancak iskelelerinde vapurdan inen mutlu insanları seyrettim.
  
***

Diyor ki:

“Birbiriyle bankta yan yana oturmak... Siz bunu saygıyla karşılayabilirsiniz. Tayyip Erdoğan olarak ben karşılamam... Ben inanıyorum ki, bu toplumun içinde çoğunluğu da karşılamaz...”
Bu sözleri okuyunca anlıyorum ki...
Başbakan halktan kopmuş. Hatta kendi yüzde 50’sinden de kopmuş.
Muhafazakâr gençlerin gittiği parklara adımını atmıyor artık.
Daha geçen gün gittiğim, Fatih Çarşamba’da, At Pazarı’na epeydir gitmemiş.
Gitse görecek... Onlar yan yana oturuyor... El ele de oturuyor.
Onlar 21’inci yüzyılın çocukları.
Sizin tıpkıbasımlarınız değiller...
Sadece bize değil, onlara da hakaret ediyorsunuz.
  
***

Diyor ki: 

“Kadıköy’den gelip vapurdan inenlerin durumunu görüyorum. Bunlar benim değerlerimle uyuşan şeyler değil...”
İrkiltiyor bu sözler beni.
Demek ki birileri, elinde sınırsız yetkiler olan birileri, elinde hayatımızı karartma kudreti olan birileri, biz vapurdan inerken gözetliyor, fişliyor...
Bizi beğenmiyor, yargılıyor, etiketliyor...
Kim bilir, belki de adımız bir şekilde önüne gittiğinde, üzerini çiziyor...
Bu lafları işitince içimi bir korku sisi basıyor...
Durmadan “Hayat tarzınızın güvencesi benim” diyor ya...
Nasıl güveneceğim ben her gün benim vapurdan inişimi gözetleyen, yargılayan...
Parkta yan yana oturduğumda bana ahlaksız gömleği giydiren bir siyasetçinin sözlerine...
Bir zamanlar inansam da, bugün artık inanabilir miyim?
  
***

Geçmişi hatırlıyorum...
Oy vermediğim, hatta fikren mücadele ettiğim insanları...
Adnan Menderes hiç rahatsız değildi o insanlardan.
Yargılamıyordu.
Demirel ve Özal da değildi.
Erbakan da söylemedi bu lafları.
21’inci yüzyılda bir başbakan söylüyor şimdi.
Ve üstelik bu sözleri “Ben diktatör değilim” derken sarf ediyor.
İçimden hâlâ seslenmek geliyor...
Sayın Başbakan...
Siz bu ülkenin yüzde 49.83’ünün oyunu almış bir siyasetçisiniz.
Aldığınız oy ananızın sütü gibi helal, her bir oya, her bir demokrat insanın saygısı vardır.
Gelecek seçimde daha yüksek oy da alabilirsiniz.
Ama bilmelisiniz ki, o vapurdan inen insanlar da bu ülkenin öz evlatları...
Her gün o vapurlara biniyorlar, her gün o vapurlardan iniyorlar...
Sokaklarda yürüyorlar...
Banklarda yan yana oturuyorlar...
Çünkü konuşacak şeyleri var...
Çünkü hayatlarında en iyi bildikleri şeyi yapıyorlar...
Kendi hayatlarını yaşıyorlar.


KAVRAMLAR

Kemale ermiş bir sivil toplum hareketi

BERLİN duvarından 24 yıl sonra bir duvar daha yıkıldı.
O da “korku duvarı...”
Son 5 yılda telefon dinlemeleri, keyfi tutuklamalar, vergi cezaları ile susturulan insanlar şimdi konuşuyor.
Konuştukça da yeni demokrasinin yeni kavramları doğuyor.

KEMALE ERMİŞ TOPLUM Dün Vatan gazetesinde Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Faruk Birtek diyor ki:
“Kemale ermiş bir sivil toplum davranışıdır bu. Onun için de bir kırılma noktası diyebilirsiniz”.
Vatandaş ‘Hayır’ diyor. Bu hayırın hayırlı çocukları olacaktır inşallah.”

LAİK KİMLİĞİN FERYADI Radikal gazetesine konuşan Akil İnsanlar grubundan Prof. Erol Göka diyor ki:
“Laik kimliğin isyanı, feryadı diye okumak mümkün bütün bunları.
Hükümetin de böyle okuması lazım.
Öyle ‘Benim çoğunluğum var, yaparım şeklinde algılamayıp, nasıl Kürt meselesinde çözüm sürecine girilmişse, bu toplumsal kesimler arasında da bir mutabakat arayışı içine girmek ve uygulamalarda daha hassas olmak, ikna ederek ilerlemek gibi bir tavrı benimsemeliler.”

BAŞBAKAN ELİ KAYBETTİ Yine Radikal gazetesinde Ahmet İnsel diyor ki:
“Ortaklığın, dayanışmanın, sorumluluğun ve kararlılığın senteziydi oradaki gençler.
Toplumsal meydana inen yeni bir kuşağın farklı özellikleri hâkimdi parka.
Sayın Başbakan bu eli kaybettiniz.
Bunun farkına varmanız sizin yararınızadır”.

Artık yeni Türkiye’yi Gezi çocukları temsil ediyor

2011 yılında, balkonda son defa Türkiye halkına seslendiğinde “Yeni Türkiye”yi o temsil ediyordu. Milli Görüş gömleğini çıkarmış, tabuları yıkan, askeri kışlasına sokan, ekonomiyi bir sihirbaz becerisiyle yöneten, “Hepinizin başbakanıyım” diyen, hayat tarzlarına teminat veren bir siyasetçiydi. Evet, benim gözümde, ileriye bakan, ufku açık bir çok insanın gözünde de “yeni Türkiye”yi o temsil ediyordu. Artık o değil, Gezi çocukları ediyor. Türkiye demokrasisinin eksik halkasını onlar tamamlayacak.

Hiçbir yüzde 50 koyun değildir

BAŞBAKAN diyor ki:
“Yüzde 50’yi evde zor tutuyorum...”
Bu sözler bana çok garip geldi.

BİR: Demek ki Türkiye Başbakanı’nın kafasında “kendine ait bir yüzde 50” kavramı var.
Böyle olunca bir de “öteki yüzde 50” var demektir.

İKİ: Demek ki, kendine ait yüzde 50’yi “vur deyince vuracak, dur deyince duracak” bir biat toplumu olarak görüyor.

ÜÇ: Demek ki, Gezi’ye giden insanları başkasının evden çıkardığını sanıyor. Oysa çıkaran, kendi uygulamaları.
Yani ülkenin başbakanı kendi sokağa çıkardığı insanların karşısına, yine kendi sokağa çıkaracağı başka insanları mı çıkaracak?
Bu sözü AK Parti’ye oy verenlerin nasıl değerlendirdiklerini merak ediyorum. Benim bildiğim ne o yüzde 50, ne bu yüzde 50 koyun değildir. Olmadıklarını her seçimde gösterdiler. Gezi’de sokağa çıkan insanların herhangi bir yüzde 50’ye ait olduğunu sanmıyorum.

X