Gündem Haberleri

    O’nun adı Muhammed

    Y.Sinan Tanyıldız
    25.08.2009 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Dede Abdülmuttalib çok sevinçliydi. Torunu şerefine bir de ziyafet vermişti. Çocuğun adını soranlara gururla şöyle dedi:

    ÇIlgınlıkların arttığı, zulmün insanları bıktırdığı, kadınların hor görüldüğü, türlü rezilliklerin insanları perişan ettiği günlerde beklenen rehber dünyaya geldi. M.S. 571 yılında, Fil Vakasından 52 gün sonra Yani Rebülevvel ayının 12. gecesi sabaha karşı Hz. Muhammed dünyaya geldi...

    Mekke’nin doğusunda Haşimoğulları Mahallesi’nde 20 Nisan Pazartesi sabahı bir mutluluk yaşayanıyor, yüzler gülüyordu. Hz. Amine çok mutluydu, aile çok mutluydu. Peygamber efendimizin doğumunda çok ilginç şeyler de yaşandı...

    İslam tarihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)’in doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini naklederler. O gece İran Hükümdarı’nın Medayin şehrindeki sarayının 14 sütunu yıkılmış, mecusilerin İran’da Istahrabat şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan “ateşgede”leri sönmüş, Save gölü yere batmış, bin yıldan beri kurumuş olan Semave Deresi’nin suları taşmış, mecusilerin büyük bilgini Mudiban, Kabe’deki putların yüz üstü devrildiklerini rüyasında görülmüştü. Gerçekten O’nun doğması ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehalet ve küfür ateşi sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son bulmuştur.

    Ve Abdülmuttalib de torununun doğumu şerefine ziyafet vermişti.

    Çocuğun adını soranlara da şöyle demişti:

    “Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hak, yeryüzünde halk, O’nu hayırla yadetsinler...”
    Annesi de “Ahmed” dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk’ı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse demektir ...

    O yıllarda çocukların süt anneleri vardı...

    Hz. Amine çocuğunu ancak 3 veya 7 gün emzirebilmiş, sütü yetmemişti. Daha sonra çocuğu Ebu Leheb’in azatlı cariyesi olan Süveybe emzirdi. Mekke’nin havası çok sıcaktı. Bu nedenle Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış Arapça öğreniyorlardı.

    Hz. Muhamed (s.a.v.) de bu adet üzerine süt annesi Halime’ye verildi. Peygamberimiz yetimdi. Babası vefat etmişti. Yani Bu çocuğu emzirmek karlı bir iş değildi. Başlangıçta Halime Hanım tereddüt etti. Ama sonunda kabullendi...

    Hz. Muhammed (S.A.V.) Halime Hanım’ın evine bereket getirdi. Aile içinde öyle sevildi ki süt kardeşi Şeyma ile birlikte büyüdü...
    Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört yaşında Halime çocuğu Mekke’ye götürerek annesine teslim etti. İslam tarihçileri, bu esnada “şakk-ı sadr” (göğüs açma) olayının meydana geldiğini, çocukta görülen bu gibi olağanüstü hallerin Halime’yi endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine teslime mecbur kaldığını naklederler.
    Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Amine ile kaldı, O’nun şefkat ve ihtimamı ile yetişip büyüdü. Altı yaşında iken, babasının Medine’de bulunan kabrini ziyaret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen’le beraber Medine’ye gittiler. Medine’deki akrabaları Neccaroğullarında bir ay kadar misafir kaldılar. Dönüşte, Medine’nin 23 mil güneyinde Ebva Köyü’nde Amine hastalandı.

    Henüz doğmadan babasından yetim kalmış olan Hz. Muhammed (s.a.s.) altı yaşında iken annesinden de öksüz kalıyordu. Bu acıyı bütün varlığı ile hisseden anne, oğlunu şefkat dolu gözlerle süzdü. Bağrına basıp uzun uzun öptü. Sonra da gözlerini kapatıp ebedi aleme göç etti... Artık Hz. Muhammed hem yetim, hem de öksüz kalmıştı. Ümmü Eymen de peygamberimizi alıp dedesi Abdülmuttalib’e teslim etti...

    Altı yaşından sekiz yaşına kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib seksen yaşını geçmiş bir ihtiyardı. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü. Ölürken, on oğlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yetiştirilmesini, öz amcası Ebu Talib’e bıraktı.

    Tüccara verilen ders

    Birgün adamın biri Behlül’e akıl danıştı:
    Ey Behlül Dana, ben zengin olmak istiyorum, bana ne tavsiye edersin?

    Behlül bir an düşünüp cevap verdi:
    Demir al, demir sat.

    Demir ticareti eski çağlardan beri karlı bir iş olarak biliniyordu. Çünkü demir hiç fire vermeyen, daima üstüne koyan bir maddeydi. Adam Behlül’ün tavsiyesine uyup demir ticaretine başladı ve gerçekten kısa zamanda dilediği gibi zengin biri oldu. Zengin olduktan sonra Behlül için “Bu ne budala adam, verdiği akılla herkes köşeyi dönüyor, kendisi fakirlikten kırılıyor” diye düşündü.

    Bir zaman sonra Behlül’ün karşısına çıktı, yeni bir akıl danıştı:
    Ey Behlül ben demir alıp satmaktan yeterince zengin oldum. Biraz da başka bir iş yapayım. Bu sefer ne tavsiye edersin?
    Behlül adamın içini dışını bildiğinden onu kötü niyetine kurban edecek bir tavsiyede bulundu: - Soğan al, soğan sat.
    Soğan ticaretinin de riskli işlerden biri olduğu bilinir. Soğan devamlı fire veren bir nesnedir. Adam soğan ticaretine başlayınca kısa zamanda iflas bayrağını çekti ve kötü kalpli oluşunun cezasını pahalı bir biçimde ödedi.

    Ramazan ve şiir...

    Kutlu Ramazan ayında yazılan şiir ve yazılarla edebiyatımızda müstakil bir Ramazan edebiyatı vucuda gelmiştir. Divan şairlerinden sufilere ve halk ozanlarına kadar ramazan çoşan ruhlara ilham vermiştir.

    Edebiyatımızda Ramazan denildiğinde akla gelebilecek asıl eserler “Ramazaniye” adı verilen kasidelerdir. Divan edebiyatımızın vazgeçilmez eserleri haline gelen bu eserlerde ana konu Ramazan, oruç, teravih, kadir gecesi, iftar, sahur, camiler, mahyalar, kandiller ve bayramdır. Tekke edebiyatının genel vasfına uygun olarak da hem hece ile hem de aruzla yazılan bu şiirlerin büyük bir kısmı bestelenmiştir.

    Ramazan hem Divan hem de Halk edebiyatının en zengin malzemesi durumundadır.

    Sufi edebiyattaki Ramazan şiirlerinde iki kavram bilhassa öne çıkar. Bunlardan ilki Ramazanın gelişinden duyulan sevinçtir. Pek çok Ramazan şiirinde bu sevinç lirizmin doruk noktasına ulaştırır şairi. Bunlar arasında Şeyh Üftade’ye ait olan şu şiir, asırlardır Ramazan sevincini dile getiren en meşhur manzume olarak bilinir:

    “Âşıklara eydin sala/Oruç ayı geldi yine/Rahmet denizi cûş edip/Âlemlere doldu yine/Kur’an’da Allah öğdüğü/Cümle nebiler sevdiği/Ümmete Allah verdiği/Oruç ayı geldi yine/Cümle aya sultan olan/Dertlilere derman olan/Hakk’dan bize ihsan olan/Oruç ayı geldi yine/Dosttan atasın getiren/Zulmetleri hep götüren/Canlarda irfan bitiren/Oruç ayı geldi yine/Sâliklere kuvvet olan/Ariflere izzet olan/Mü’minlere cennet olan/Oruç ayı geldi yine/Aydın eden gönülleri/Mesrur eden mü’minleri/Ma’mur eden mescidleri/Oruç ayı geldi yine/Üftade’nin canı sever/Oruç ayın daim öğer/Dost iline edin sefer/Oruç ayı geldi yine”

    SORU-YANIT

    Besmeleyle başlamayan sure hangisidir?
    SORU : Kuran’ı Kerim’deki ilk surenin ismi nedir?
    YANIT : Fatiha suresi.
    SORU : Kuran’ı Kerim’deki son surenin adı nedir?
    YANIT : Nas suresi.
    SORU : Kuran’ı Kerim’in kalbi olarak bilinen surenin ismi nedir?
    YANIT : Yasin suresi.
    SORU : Kuran’ı Kerim’deki en uzun sure hangisidir?
    YANIT : Bakara suresi.
    SORU : Kuran’ı Kerim’deki en kısa sure hangisidir?
    YANIT : Kevser suresidir.
    SORU : Kuran’ı Kerimde ismi geçen sahabe kimdir?
    YANIT : Hz. Zeyd (r.a.).
    SORU : Kuran’ı Kerim’in son inen ayeti hangi surenin kaçıncı ayetidir?
    YANIT : Maide suresinin 3. Ayetidir.
    SORU : Kuran’ı Kerim’de surelerin başında besmele vardır. Ama bir surenin başında besmele yoktur. Hangi surenin başında besmele yoktur?
    YANIT : Tövbe suresi.

    Kızları eğitmek

    Ebu Hureyre (R.A) anlatıyor:
    Bir gün Nebi aleyhisselam, Hazreti Ali’nin oğlu Hasan’ı öpmüştü, yanında Habis’in oğlu Akra’ vardı.
    O şöyle dedi:

    Benim on çocuğum var, hiç birini öpmedim dedi.
    Rasulullah (s.a.v.) hayretle onun yüzüne baktı ve dedi ki:

    Merhamet etmeyene merhamet olunmaz Kim, üç kız çocuğu bakıp büyütür ve onları güzel terbiye eder; onları evlendirir ve onlara ihsanda bulunursa, onun için cennet vardır.

    Müslüman sadaka verir

    Resulullah (s.a.v) “Her Müslümanın sadaka vermesi gerekir” buyurdu.
    Kendisine: “Ya bulamayan olursa?” diye soruldu.
    “Eliyle, çalışır, hem şahsı için harcar hem de tasadduk eder” cevabını verdi.
    “Ya çalışacak gücü yoksa?” diye soruldu.
    “Bu durumda, sıkışmış bir ihtiyaç sahibine yardım eder” dedi.
    “Buna da gücü yetmezse?” dendi.
    “İyiliği veya hayrı emreder” dedi.
    “Bunu da yapmazsa?” diye tekrar sorulunca: “Kendini başkasına kötülük yapmaktan alıkor. Zira bu da bir sadakadır” buyurdu.

    ÖĞÜTLER

    Alışverişte yemin etmeyin...
    Ölümü çok hatırlayın ; ölümü çok hatırlayanın Allahü teala kalbini diri tutar ve ona ölümü kolaylaştırır.
    İyinin en iyisi güzel ahlaktır.
    Mazlumun ahından çekininiz! çünkü onun ahı ile Allah arasında perde yoktur.
    Alış-verişte çok yemin etmekten sakınınız çünkü evvela kazandırır sonra mahveder.
    Hiddetlenen herkes kendini cehenneme doğru sürüklemiş olur.
    Nerede olursan ol, Allahtan kork
    Sizin en faziletliniz Kur’an’ı kerimi öğrenen ve öğretenlerinizdir.
    Ölüm gelmezden evvel onun için hazırlanınız.
    Allah anıldığı zaman şeytan susar.
    Kuvvet pehlivanlık ile değil hiddet anında nefsine hakim olandır.
    Yalan rızkı azaltır.
    Cömertin yemeği şifa cimrinin yemeği ise hastalıktır.
    Haya ile iman birbirine bağlıdır biri giderse diğeri de gider
    Cimrilik ve korkaklık mümine yakışmaz.

    BİR MANİ

    Çatal kaşık elimde, Besmele var dilimde,
    Fazla kaşık salladım,
    Bir sızı var kolumda

    BİR HADİS

    Hayra vesile olan, hayrı
    yapan gibidir.” (Tirmizi, İlm, 14)

    BİR AYET

    “Allah her şeyi yaratmış ve yarattığı her şeye de kendi amacına uygun olarak davranmayı takdir etmiştir.” (Furkan, 2)
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı