Gündem Haberleri

GÜNDEM

    O’na El-Emin derlerdi

    Hürriyet Haber
    26.08.2009 - 00:00 | Son Güncelleme: 25.08.2009 - 23:51

    Savaşlardan, çılgınlıklardan ve haksızlıklardan uzak bir hayat süren Peygamber Efendimizin ticari hayattaki dürüstlüğü bir kişinin dikkatini çekmişti.

    Ve bu kişi de ticaretle uğraşıyordu. Mekke’nin saygı gösterdiği, dürüstlüğüne inandığı ve “Tahire” sonra da “Haticetül’ Kübra” diye tanımladığı Hz. Hatice’den başkası değildi.

    Tarih şöyle anlatıyor o günleri:

    “Hz. Hatice bir ticâret kafilesiyle Peygamberimiz (s.a.s.)’i Şam’a gönderdi. Kölesi Meysere’yi de hizmetine verdi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.) Şam’a kadar gitmedi; malları Busra’da satarak geri döndü. Çünkü Bahîra’nın ölümünden sonra yerine geçen Râhip Nestûra da, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Şam’a gitmesini uygun bulmamıştı.

    Üç ay kadar sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü. Hz. Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu. Daha sonra araya vasıtalar girdi; evlenmeleri kararlaştırıldı. Bu esnâda Hz. Muhammed (s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40 yaşlarındaydı.”
    Nikah töreni H.Hatice’nin evinde yapıldı. Nikahı da Hz.Hatice’nin amcazadesi Varaka oğlu Nevfel kıydı. Nikahtan sonra develer kesildi, davetlilere ziyafetler çekildi...

    Peygamberimiz Hz. Hatice’nin yanına taşındı.

    Örnek bir yuva kurdular. Hz. Hatice “el- emin” sıfatını taşıyan eşine büyük saygı duydu, her zaman yanında oldu ve Paygamber olduğunda da ona ilk inananlardan biriydi.

    Bu mutlu ailenin çocukları da oldu.

    Siyer kitapları bu evlilikten doğan çocukları da günümüze şöyle aktardı:

    “Peygamberimiz (s.a.s.)’in Hz. Hatice’den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla, Kaasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah adlarında altı çocuğu oldu. Arablarda ilk çocuğun adı ile künyelendirme adet olduğundan Hz.Peygamber (s.a.s.)’e de “Ebü’l-Kaasım” denildi. Kaasım ile Abdullah küçük yaşta öldüler. Kızları büyüdüler. Fakat Fatıma’dan başka hepsi de babalarından önce vefat ettiler. Yalnız Fatıma, Peygamber (s.a.s.)’in vefatından sonra altı ay daha yaşadı.

    Rasûl-i Ekrem (s.a.s), kızlarının en büyüğü Zeyneb’i Ebu’l-As ile evlendirdi. Ebü’l As, Müslüman olmadığı için, Zeyneb’in hicretine izin vermemişti. Bedir Savaşında esir düştü. Zeyneb’i Medine’ye göndermek şartı ile serbest bırakıldı. Daha sonra Müslüman olarak Medine’ye geldi. Zeyneb’i tekrar aldı.
    Rukiyye ile Ümmü Gülsüm’ü, amcası Ebû Leheb’in oğullarından Utbe ve Uteybe ile evlendirmişti. İslâmiyetten sonra Ebû Leheb, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e olan düşmanlığı sebebiyle oğullarına eşlerini boşamaları için baskı yaptı. Onlar boşadıktan sonra, Rasulullah (s.a.s.) Rukiyye’yi Hz. Osman’la evlendirdi. Rukiyye’nin ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm’ü nikahladı. Bu yüzden Hz. Osman’a “iki nur sahibi” anlamına “Zi’n-nureyn” denildi.
    En küçük kızı Fatıma’yı ise Hz. Ali ile evlendirdi. Hasan ve Hüseyin, Hz. Fatıma’nın çocuklarıdır. Rasul-i Ekrem (s.a.s.)’in nesli, Hz. Fatıma ile devam etmiştir.
    Peygamberimiz (s.a.s.)’in Mısırlı eşi Mariye’den de İbrahim adlı bir oğlu olmuş, fakat Hicretin 10’uncu yılında henüz iki yaşına girmeden ölmüştür.”

    Terimler ve anlamları...

    MÜSLÜMANLARIN yükümlü oldukları şeyler vardır. Bazen de yapmamaları istenilen şeyler vardır...
    İslam’da yapılması ve yapılmaması gereken şeyler şöyle anlatılır:
    Farz: Yapılması dinimiz tarafından kesinlikle emredilen şeylerdir.
    Vacip: Farz kadar açık ve kesin bir dille anlatılmamakla beraber dinimiz tarafından bağlayıcı şekilde emredilen davranışlardır. Kurban kesmek, bayram namazları gibi...
    Sünnet: Hz. Peygamberin farz ve vacipler dışında yaptığı işler ve sözlerdir. Örnek alınması gerekir.
    Müstehap: Peygamberimizin ara sıra yaptığı ve yapılması dinimiz tarafından hoş karşılanan davranışlardır. Nafile oruç tutmak gibi...
    Mubah: Mükellefin yapıp yapmamakta serbest bırakıldığı davranışlardır. Dini yasak bulunmayan tüm dünya nimetlerinden yararlanmak gibi...
    Haram: Yapılmaması emredilen şeylerdir.
    Mekruh: Haram olmamakla beraber hoş karşılanmayan şeylerdir.
    Müfsit: Yapılmakta olan bir ibadeti bozup onu geçersiz kılan yanlış davranışlardır. Namazda konuşmak gibi.

    Kelime-i Tevhid

    Kelime, söz anlamına geliyor, tevhid ise Allah’ın bir ve tek olmasıdır. Kelime-i Tevhid ise şudur: “La ilahe illalah, Muhammedün resulullah...”
    Bunu söyleyen kişi: “Allah dışında inanıp boyun eğecek hiçbir varlık yoktur, O ibadet edilmeye layık tek ve biricik ilahtır. Hz. Muhammed onun elçisidir” demiş olur. Ve kendisine de mümin denir...
    Kelime-i Şehadet
    Kelime söz anlamına geliyor. Şehadet ise bir şeyin gerçekliğini doğrulama, tasdik etme ve onaylama anlamını taşır. Kelime-i Şahadet “Eşhedü en lailahe illellah, ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu” demektir.
    Bunu söyleyen kişi: “Ben kabul ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Ve ben yine kabul ederim ki Muhammed, O’nun kulu ve elçisidir.” der.

    Kâbe hakemliği

    KABE Müslümanlıktan önce de kutsal bir yerdi. Hz.İbrahim ve Hz. İsmail tarafından yapılmıştı. Aradan yıllar geçtiği için onarılması gerekiyordu. Aradan geçen zaman içinde yağmur ve sellerle harabolmuş, bakımsız kalmıştı...
    Kureyşliler, Kabe binasını yıkarak yenisini yapmaya karar verdiler. Yardımlar toplandı, gerekli malzemeler temin edildi. Hz.İbrahim’in yaptığı temele kadar yıkarak, duvarları yeniden örmeye başladılar.
    Ama bir sorun vardı. Hacer’ül Esved”i yerine hangi kabile koyacaktı? Herkes bu şerefe örmek istiyordu. Bir türlü anlaşamadılar. Anlaşmazlığın 4 gün sürdüğü rivayet ediliyor. Neredeyse kan dökülecekti ki Kureyş’in en ihtiyarı Ebu Umeyye veya Huzeyfe bin Muğire bir öneride bulundu:
    - Haremin kapısından girecek olan ilk kişi bize hakem olsun...
    Bu teklif kabul edildi...
    Ve haremin kapısından ilk giren Hz. Muhammed (s.a.v.) olmuştu. Onun hakemliğine tüm kabileler rıza gösterdi. Çünkü onun sıfatı “El-emin”di.
    Kabileler durumu kendisine anlattılar.
    Hz. Muhammed (s.a.v.) bir yaygı getirdi. Yaygının uçlarından anlaşamayan kişiler tuttu. Hacerül’ Esved’i yaygının üzerine koydu. Ve bu kutsal taşı yerine birlikte taşıdılar. Hz. Peygamber de taşı yaygıdan alıp yerine yerleştirdi. Böylece sorun çözülmüş oldu.

    Türkiye’deki Hacer-ül Esved

    İSLAM dininde kutsal sayılan, cennetten geldiğine inanılan ve ana parçası Kabe’de yer alan “Hacer-ül Esved” taşından kopan parçalardan 6’sı Osmanlı zamanında İstanbul’a getirildi. Bunlardan dördü, Sokullu Mehmet Paşa Camisi’nde bulunuyor. Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa adına eşi tarafından 1571’de Mimar Sinan’a yaptırılan camiideki taşlar, altın çerçeve ile kaplı parçalar, giriş kapısı üzerindeki mermer taşların ortasında, mihrabın üst kısmında, minbere giriş kapısının üzerinde ve minber kubbesinin altında yer alıyor. Hacer-ül Esved taşının bir parçası Süleymaniye Külliyesi içindeki Kanuni Sultan Süleyman Türbesi’nin giriş kapısının üzerindeki saçağın altında, diğeri ise Edirne Eski Camii’de ziyaretçilerini bekliyor.

    Keşke inansaydı...

    Hz. Ebubekir ağlıyordu. Mekke’nin fethinden sonra İslamı kabul edenler arasında Hz. Ebu Bekir’in babası Ebu Kuhafe de vardı. Ve diğer inananlarla birlikte Hz. Muhammed’in huzuruna çıkacaklardı. Yani herkeste bir heyecan, bir mutluluk görünüyordu...
    Hz. Ebubekir de aralarındaydı... Ama gözleri yaşlıydı...
    Kendisine sordular:
    - Ey Ebubekir, bu mecliste herkes mutlu, sen neden ağlıyorsun?
    Hz. Ebubekir neden ağladığını anlattı:
    - Allah’ın resulünün en büyük arzusu amcası Ebu Talib’in de Müslüman olmasıydı. Fakat bu bir türlü gerçekleşmedi. Ben isterdim ki şu anda babamın yerinde keşke o olsaydı. Şu an babam Müslüman oldu ben mutluyum. Ama keşke Ebu Talib Müslüman olsaydı da Allah’ın Resulü mutlu olsaydı... Onun için ağlıyorum...
    Bilindiği gibi Peygamberimizin amcası Ebu Talib, her zaman onun yanında oldu. En zor anlarında Hz. Muhammed’e destek verdi...
    Gelin görün ki Müslüman olmadı... Ve Müslüman olmadan vefat etti...

    Soru yanıt

    SORU: Kuran’ı Kerim’i usulüne göre okumayı belirleyen kuralların tümüne ne ad verilir?
    YANIT: Tecvit.
    SORU: Kuran’ı Kerim Peygamber Efendimize nerede ve ne zaman nazil olmaya başlamıştır?
    YANIT: Mekke yakınlarında Hira mağarasında, 610 yılı Ramazan ayında nazil olmaya başlamıştır.
    SORU: Ayet el Kürsi hangi surededir?
    YANIT: Bakara suresinde.
    SORU: Hüküm ayetleri Mekke’de mi yoksa Medine’de mi nazil olmuştur?
    YANIT: Medine’de.
    SORU: Kur’an’ı Kerim’de kaç cüz vardır?
    YANIT: 30 cüz.
    SORU: Kuran’ı Kerim’deki en uzun ayet hangisidir? 
    YANIT: Bakara suresi 286. Ayetidir.
    SORU: Mekke’de Kur’an’ı Kerim’i ilk kez açıktan okuyan kimdir?
    YANIT: Abdullah bin Mesut (r.a.).
    SORU: Kuran’ı Kerim’e göre insanlar ve cinler niçin yaratıldı?
    YANIT: Yalnız Allah’a kulluk etmeleri için.

    Bir mani

    Cebimin ağzı dardır
    İçinde şeker vardır.
    Sabreyle aman gönül,
    İftara neler vardır?

    Bir ayet

    “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.”
    (Şems Suresi 9-10)

    Bir hadis

    Ebu Mâlik (Radiyallahu Anh) “Rasulullah (s.a.v.): Temizlik imanın yarısıdır. Namaz nurdur, sadaka delildir, sabır ışıktır. Kur’an ise, ya lehine, ya da aleyhine bir kanıttır. Tüm insanlar sabah erkenden çıkarlar, kimisi nefsini satar, kimisi de onu ya azat edip kurtarır, ya da tehlikeye atar’ buyurdu.”
    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı