Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

O insanlar ve şimdikiler

Tufan TÜRENÇ

Bırakın zehir hafiyelerin her köşede komünist aradığı soğuk savaşın yüreklerimize korku salan o karanlık yıllarını...

Ya da komünist sözcüğünü ağzımıza almaya bile korktuğumuz, Boğaz'dan geçen Sovyet gemilerine sigara ile işaret veriyor diye insanların gözaltına alınıp sorgulandığı günleri...

Yani Sovyet Rusya'nın her an gelip güzel ülkemize el koyacağına ve bizi tutsak edeceğine inandığımız sıkıntı dolu o dönemleri...

Bırakın o kadar eskilere gitmeyi, çok değil on yıl öncesini anımsayın.

O zaman biri çıkıp da bir gün Rusya siyasal ve ekonomik krize girdi diye oturup hüngür hüngür ağlayacağımızı söyleseydi buna hangimiz inanırdı?

Dahası, hepimizin ‘‘Aman kuzey komşumuz bu krizden bir an önce çıksın’’ diye dualara duracağımız hangimizin aklına gelirdi?

Dünyanın geldiği nokta, yaşanan koşullar, globalleşme ve küreselleşme daha ne derseniz deyin hepsi bizi Rusya ile böyle bütünleştirdi.

Sovyet rejimini çökertmek için yapılan mücadeleleri bir düşünün, bir de bugün gelinen noktayı.

Dünyanın hiçbir politikacısı, bilim adamı, stratejisti, yorumcusu Sovyetler'in bir gün kendi kendine dağılacağını göremedi.

O rejimin egemenliğindeki bir sürü devletin bağımsızlığına kavuşacağını da...

Bir tek kişi dışında...

* * *

Şimdi 1933 yılında yapılmış bir konuşmayı aynen aktaralım:

‘‘Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir.

Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez.

Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler.

Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır.

Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Millet buna nasıl hazırlanır?

Manevi köprüleri sağlam tutarak.

Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür.

Milletimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yakınlaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli.’’

* * *

Yukardaki sözleri bir konuşmasının içinde Mustafa Kemal söylemiş.

Hem de bundan tam tamına 65 yıl önce.

Atatürk, çağının bütün büyük adamlarının fotoğrafları tarih sahnesinden kaldırılıp arka galerilere konulurken ve hepsinin adı yavaş yavaş zihinlerden silinirken bu nedenle giderek büyüyor.

Sovyet rejiminin yürümeyeceğini, bir gün darmadağın olacağını görebilmek bir rastlantı olabilir mi?

Kuşkusuz Atatürk gibi öngörüleri inanılmaz derecede güçlü bir lide için söz konusu olamaz.

Atatürk, çağını iyi yakalamış, iyi değerlendirmiş bir devlet adamıydı.

Onun bu dehası olmasaydı zaten Kurtuluş Savaşı mucizesi yaratılamazdı.

Bir de bugünkü politikacıları düşünün...

Tansu Çiller oy alabilmek için hâlâ Kuran diyor, ezan diyor, cami diyor, türban diyor.

Halkın dini duygularını en pespaye şekilde istismar ediyor.

Başbakan Yılmaz da oy yitiririm korkusuyla usul usul onun peşine takılıyor.

Bugünkü liderlerin hangisi devleti sürekli kemiren çağdışı kafanın karşısına kararlılıkla dikilebiliyor?

Atatürk ve arkadaşları inançlarıyla, yurt sevgileriyle ve inanılmaz öngörüleriyle bu toplumu daha 1923'te 21. yüzyıla taşımaya karar vermişlerdi.

Bir de şimdiki liderlerimize bakın.

Türkiye'yi 1400 yıl gerilere götürmek isteyen anlayışa oy için ödün veren politikacılarla 2000'li yıllara nasıl ulaşacağız?

Bu sorunun yanıtını bulmak zorundayız.













X