"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

O hırkalar gerçekten Hz. Muhammed’in bedenine değdi mi

Topkapı’daki kutsal emanetlere hiç karbon testi uygulandı mı? Gözümüzün önündeki bu hırka gerçekten Hazreti Muhammed’in tenine değmiş midir? O kâseden gerçekten su içmiş midir?

GÜZEL bir İstanbul akşamında Swissotel’in Boğaz’ın girişine bakan balkonlarından birinde Da Vinci Şifresi kitabının yazarı Dan Brown’la ileriye bakıyoruz. Önümüzde, Ortaköy’den Dolmabahçe’ye gelen yol ışıl ışıl akıyor. Arka tarafta Topkapı’nın silüetini görmeye çalışıyoruz.
“Bir gün gelip, Topkapı’yı da görmelisiniz. Sizin için Da Vinci Şifresi kadar ilginç konular çıkabilir” diyorum.
Kutsal Emanetler dizisini hazırlarken bu inancım daha da artıyor. Mesela, Hazreti Muhammed’in (s.a.s) de bir kasesinin bulunduğunu bu konuyu incelerken öğreniyorum.
Tabii gazeteci şüpheciliği var. İnsan ister istemez soruyor. Gözümüzün önündeki bu hırka gerçekten Hazreti Muhammed’in tenine değmişmiş midir? O kâseden gerçekten su içmiş midir?/images/100/0x0/55ea8d73f018fbb8f887743d
O hırkalar gerçekten Hazreti Fatma’ya mı aittir? O kılıç gerçekten Hazreti Ali’nin beline mi asılıydı?
Ya Hazreti Musa’nın asası? Hazreti İsa’yı vaftiz eden Hazreti Yahya’nın kemikleri?
Bu çağda bunların en azından o döneme ait olup olmadıklarını basit bir karbon testiyle tesbit etmek mümkün.
Acaba, Topkapı’daki kutsal emanetlere hiç karbon testi uygulandı mı? Mesela Hazreti İsa’ya ait olduğu iddia edilen Torino kefeniyle ilgili tartışmalar ayyuka çıktığı zaman kefenin keten kumaşına karbon testi uygulandı ve bunun ancak 700 yıllık bir geçmişi olduğu tesbit edildi.Geçtiğimiz yıllarda bu tartışma açıldığı zaman, bakın kimler neler demiş.

İlber Ortaylı: Lüzum yok her dinde böyle lirikler vardır

Peki Topkapı Müzesi’nin eski Başkanı İlber Ortaylı karbon testine neden izin vermedi? Onu da kendi ağzından dinliyoruz:

“Ne gereği var tartışmanın. Bu emanetler Osmanlı’nın hakimiyet sembolüdür. Özellikle 19’uncu yüzyılda halifelik dolayısıyla çok daha fazla vurgulanır. Gerçek mi değil mi tartışmalarını ben yersiz buluyorum. Her dinde böyle lirikler vardır.” Bu görüşe ben de katılıyorum.

Murat Bardakçı: Saray’a kakalanan uyduruk eşyalar

“Neden DNA ve karbon testi yaptırılıp gerçek ortaya çıkarılmıyor? Bu eşyaların sadece hatıra değeri vardır. Arabistan’dan gelen uyduruk kişilerin Saray’a kakaladığı eşyalardır. İslamiyette kutsal emanet diye bir şey yoktur.”

Zekeriya Beyaz: Önemli olan cemaate verdiği huşu duygusu

“Önemli olan cemaate verdikleri huşu duygusudur. Bu emanetlerin Müslümanlar açısından önemi, inananlara verdiği rahatlama, huzur, huşu duygusudur. Bunların gerçekten Peygambere ait olup olmadığı önemli değil o bakımdan. Efsanelere her zaman ihtiyacımız var. Dinde gerçeklik olmaz. Tabii Vehhabi kafasıyla bakarsanız belki bunlar puttur, şirktir. Bunlar dinin folklorudur. Sosyo psikolojik toplumsal olgulardır.”

Mehmet Nuri Yılmaz: DNA testi yapılmasında dinen sakınca yok

“Ziyaret edilmelerinde sakınca yok ama cüppeden, kıldan da medet umulmamalı. İslam dini eşyaya, tabiata, şahıslara aşırı ilgi gösterilmesini onaylamaz. Ancak bu eşyaların hatıra olarak saklanması ve dini ölçüler içersinde ziyaret edilmesi caizdir. Sonuçta bunların gerçek olup olmadığı da bilinmiyor. Peygambere ait olduğu söylenen sakallara, dişlere DNA testi yapılmasının dinen bir sakıncası yok. Yapılabilir tabii ama bence gerek yok. Dini bir hatıra gibi görmek lazım bunları.”

KUTSAL EMANETLER ODASI’NIN SIRLARI

TENEŞİR ÜZERİNDEKİ PADİŞAHIN GÖVDESİNDE TÜY YOKTU

O hırkalar gerçekten Hz. Muhammed’in bedenine değdi mi BİR PADİŞAH RÜYA GÖRDÜ PEYGAMBERİN AYAK İZİ MISIR'A GİTTİ

KUTSAL EMANETLER ODASI'NIN SIRLARI-1/ WEB TV

KUTSAL EMANETLER ODASI'NIN SIRLARI-2/ WEB TV

KUTSAL EMANETLER ODASI'NIN SIRLARI-3/ WEB TV

KUTSAL EMANETLER ODASI'NIN SIRLARI-4/ WEB TV

Akdeniz’de bir gemide bulunan kafatasının sırrı

OSMANLI Donanması’na ait gemilerden biri, Doğu Akdeniz’de bir Rum gemisini durdurduğunda, kimse içinden çok önemli bir eserin çıkacağını tahmin etmemişti. Gemide Ortodoks papazlar vardı./images/100/0x0/55ea8d73f018fbb8f887743f
Gemiyi arayan leventler, çok gösterişli bir sandık bulmuşlardı. Denizde sandık denince, herkesin aklına kayıp bir define gelir. Ancak sandığı açan leventler, hiç beklemedikleri bir şeyle karşılaştılar. Sandığın içinde bir kafatası kemiği vardı.  Kafatası kemikleri altın bir plakanın üzerine yapıştırılmıştı. Etrafı değerli taşlarla süslüydü. Onun etrafında bir çember ve altın bantlar vardı.
Leventler kutsal bir şey olduğunu tahmin ettikleri kafatasını ve kemikleri, Cezayirli Hasan Paşa’ya teslim ettiler.
Cezayirli Hasan Paşa, 1770 yılına kadar vezir rütbesiyle 1789 yılına kadar çeşitli dönemlerde Kaptan-ı Derya’lık yapmış, hayatının büyük bölümü cephelerde geçmiş bir insandı. 1713’te o günkü adı Rodosto olan Tekirdağ’da doğmuştu. Pomak olduğu söylenirdi.
Paşa, kendisine getirilen kafatasının ne olduğunu hemen öğrenmişti. Bu kafatasını öldüğü güne kadar evinde saklamış, gece ve gündüz önünde mum yakmıştı.
Kemikler, hem Hırıstiyan, hem Müslüman dünyanın peygamberi kabul edilen Hazreti Yahya’ya aitti.

Yaldızlı gümüş kolun içindeki kemikler

Bu kafatasının İstanbul’a nasıl geldiği bilinmiyordu. Bir iddiaya göre, Fatih Sultan Mehmed zamanında Topkapı Sarayı’nda bulunuyordu. Fatih’in üvey annesi Sırp Prensesi Mara Despina, eşi Sultan İkinci Murad öldükten sonra memleketine dönerken Hıristiyanlar için kutsal olan bu kafatası kemiklerini de beraberinde götürmüştü./images/100/0x0/55ea8d74f018fbb8f8877441
Bazı bilgilere göre, bu kemikler uzun süre Aynaroz’da Vaftizci Yahya’ya adanan Dionisios Manastırı’nda saklanmış, veba salgını çıkınca, Ege’de bir adaya götürülürken, Osmanlı Donanması’nın eline düşmüştü.
Kutsal Emanetler salonunda, bu kafatası kemiklerinin sergilendiği bölümün hemen önünde altın yaldızlı gümüş bir kol dikkati çekiyor. İnsana bir Mısır kalıntısı hissi veren kol aslında, Hazreti Yahya’nın el kemiklerini korumak için yapılmış bir mahfaza. İşaret parmağında, “Tanrı’nın sevgilisi” ibaresi var. Bileğinde ise “Bu vaftizcinin elidir” yazısı okunuyor. Vaftizci Yahya’nın kemikleri, Yedinci Konstantin zamanında Antakya’dan İstanbul’a getirilmiş. İstanbul’un fethine kadar çeşitli kiliselerde kalmış, sonra Saray’a intikal etmiş.
Bu kemiklerin tarihinde en önemli yıl 1484. O yıl Sultan İkinci Bayezid, kardeşi Cem Sultan’ı ellerinde tutmaları için Rodos Şövalyelerine gönderilmiş.  Kemikler buradan Lefkoşa Kalesi’ne gönderilmiş, 1585 tarihinde, Üçüncü Murad, bu kutsal emanetin orada oluduğunu öğrence alıp tekrar saraya getirmiş. Peki ama kimdi bu kemikleri, altın mahfaza içinde saklanan kutsal kişilik.

Kellesi tepside getiriliyor

Luka İnciline göre, Hazreti İsa’nın akrabasıdır. Zamanla İsa’nın kuzeni olduğu inancı yaygınlaşmıştır. Bazı Hıristiyanlar tarafından da İsa’nın müjdecisi sayılır. “Müjdeci Yahya” metinlerinde yer alır. MS 27 yılında İsa’yı Şeria nehrinde vaftiz ettiğine inanılır. Bazı Hıristiyan kaynaklarına göre, Filistin Hükümdarı Herod Antipas’ın, kardeşinin karısı Herodias ile evlenmesini lanetlemiş ve evliliğin geçersiz olduğunu ilan etmiştir. O yüzden hapise atılmıştır. Markos İnciline göre, Heroias’ın, ilk kocasından Salome isimli bir kızı vardır. Üvey babası onun meşhur “Yedi tül dansını” yapmasını ister. O da bir şartla dans edeceğini söyler. Kral, annesinin isteğini yerine getirecek ve Vaftizci Yahya’nın kafasını kestirerek, bir tepsi içinde oraya getirtecektir.
Kral kadının dediğini yapar...
Bu trajik olay 19’uncu yüzyılda Oscar Wild’ın kaleminden “Salome” oyununa dönüşecek ve kadının gücünü gösteren bir sembol haline gelecektir.

Cumhuriyet rejimi de aynı hassasiyetle emaneti korudu

TOPKAPI Müzesi’nin ilk müdürü Tahsin Öz, 1953 yılında yayınlanan “Emanât-ı Mukaddese” adlı kitabında şunları yazıyor:
“Bunlar imandan doğan teşebbüslerle ve bazen iyi tevafuklarla katre katre Türk elinde toplanmış bir hazinedir. Bu mukaddesatın muhafazasında şimdiye kadar gösterilen itina ve an’aneye hürmet sonsuzdur. Türk milleti var oldukça bu mukaddes vazifeyi yerine getirecektir.”
2004 yılında “Mukaddes Emanetler” adlı olağanüstü kitabı yayınlayan Hilmi Aydın bu sözlere şunu ekliyor:
“Mukaddes Emanetler’e asırlardır gösterilen hürmet ve itina, Cumhuriyetimizin başlangıcından bu yana da aynı hassasiyetle devam ettirilmiştir.”
Bugün orayı akın akın ziyaret eden Cumhuriyet nesilleri bu tesbitin ne kadar doğru olduğunu göstermiyor mu....

SONUÇ

Dinler tarihi en güzel burada anlatılabilir

MUKADDES Emanetler Dairesi’nde geçirdiğim günlerde hep şunu hissettim. Çocuklara, gençlere dinler tarihi anlatmanın en güzel uygulamalı mekanı burası olabilir.
Tavsiye ederim, çocuklarınızı götürün, gezdirin anlatın.
Bu arada Kültür Bakanlığı’na da şu gözlemimi aktarmak istiyorum. Bana göre, burası Topkapı Sarayı’nın en ilgi çekici yeri. Kültürel açıdan sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya sunulacak ve kolayca ziyaret edilecek en moda inanç destinasyonlarından biri haline getirilebilir.
Daire çok güzel düzenlenmiş. Ama biraz daha popüler kültüre uygun hale getirilmeli.
Her objenin yanında, onun hikâyesini anlatacak görsel malzemeler konulmalı. Bazı yerlere ait maketler yapılmalı.
Mesela Hazreti Musa’nın asasının olduğu bölüme, Yahudi tarihi ile ilgili bazı filmlerden parçalar konulmalı.  Modern müzecilik artık elindeki her eseri daha popüler hale getirmenin yollarını arıyor.
Size 5 gün boyunca meraklı bir gazetecinin gözüyle bu eşsiz müzeyi gezdirdim. Orayı en ilgi çekici biçimde anlatmaya çalıştım. Bence orada anlatılacak daha çok hikâye var. Romancılar için de çok malzeme.

X