« Hürriyet.com.tr
MENÜ

O haberin geldiği an

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
ORADA bulunan birinden dinledim. Fatih Terim, Milan'da işine son verildiği haberini, Swissotel'in bir odasında alıyor. ‘‘Takımdaşlık’’ konusunun işlendiği konferanstan hemen sonra dört kişiyi odasına davet ediyor.HOCAM ÖNEMLİYMİŞBiraz sonra basın toplantısı yapacağı salonun hemen yanındaki bu odada sohbet ederlerken, bir cep telefonu çalıyor.Yardımcılarından biri, telefonun ona geldiğini işaret ediyor.O, eliyle ‘‘Biraz sonra konuşurum’’ diye bir işaret yapıyor.Yardımcısı, ‘‘Ama hocam önemliymiş’’ deyince Terim telefonu alıyor.Bir süre İtalyanca bir şeyler konuşuyor.Yüzü geriliyor. Canının sıkıldığı her halinden belli oluyor.Telefonu kapattıktan sonra bir süre hiçbir şey söylemeden oturuyor.Sonra yanındakilere dönüyor ve ‘‘Siz gazeteci değilsiniz, o nedenle söylüyorum’’ deyip şöyle devam ediyor:‘‘Bu Milan'la yürümeyecek. Solcusu Berlusconi'yi kızıyor, bana yükleniyor, intikam almak için benimle uğraşıyor.’’Ama o an odada bulunanlara, işine son verildiğini söylemiyor.Sinirli bir şekilde ayağa kalkıyor ve ‘‘Nerede basın toplantısı yapacağımız salon, hadi oraya gidelim’’ diyor.Terim'in Milan serüveni neden bu kadar kısa sürdü?Bunun nedenlerini elbette günlerce tartışacağız. Bana sorarsanız, bunun ipuçlarından biri, Terim'in önceki gün ‘‘Takımdaşlık’’ konferansında yaptığı konuşmada vardı.HORMONLU EGOFatih Terim, konuşması boyunca hep takımdaşlıktan söz ediyor, ama sözü getirip getirip ‘‘liderliğe’’ bağlıyor.‘‘Sorun herkese, bakın size ne diyecekler? ‘Hoca halleder' diyecekler’’ cümlesi, bu cevabın da anahtarını taşıyor.Bu cümlelerin anlamı şu:‘‘Takımdaşlık ruhunu yaratan liderdir.’’Doğru, takımdaşlık esprisi bir ölçüde lidere de bağlıdır.Ama o ruhun tamamını ‘‘lidere’’ bağladığınız zaman, bir lideri ‘‘cehenneme’’ götürebilecek taşları da örmeye başlarsınız.Çünkü o ‘‘ego’’ giderek takım ruhunun bütün alanlarını istila etmeye başlar.Sonunda da ‘‘Takımdaşlık’’ gider, geriye ‘‘hormonlu bir ego’’ kalır.O yüzden liderin, hormonlu hale gelme eğilimi taşıyan egosunu dengeleyecek insanlara ihtiyacı vardır.Çok kurumsallaşmış şirket veya takımlarda bunu kurallar veya müessese kültürü sağlar.Kurumsallaşamayan takımlarda ise başıboş kalma istidadı gösteren egoyu dengeleyebilecek tek şey, kendisi de bir ölçüde karizma kazanmış öteki takım bireyleridir.Galiba Fatih Terim’in müthiş yükselişi sırasında eksik olan şey, bu yarı karizmatik takım üyeleriydi.DURUM DEĞERLENDİRMESİ‘‘Hormonlu ego’’, başarılı liderlerin başına gelebilecek en büyük felakettir.Her başarılı lideri mahvetmek için pusuya yatmış bir gerilladır.Bu yazıyı hangi duyguyla yazdığımı izah etmezsem, Fatih Terim'e çok haksızlık etmiş olurdum.Türklerin büyük çoğunluğu gibi ben de Fatih Terim'in başarılarına hayranım ve onunla iftihar ediyorum.Sırf o gurur keyfini yaşamak için Floransa'ya kadar gidip maç izledim.Terim'in kendisine yapılan bu haksızlığın acısını kat be kat çıkaracağına yüzde yüz inanıyorum.Ama bu olayın, kendisi ve egosu hakkında bir durum değerlendirme fırsatı vereceğine inanıyorum.Böyle anlarda insan, ‘‘başkalarının yaptıkları’’ yanında ‘‘kendi yaptıklarına da’’ tarafsız şekilde bakabilir.İşte böyle bir fırsata dikkati çekmek için bunları yazıyorum.Kaleci Fevzi ve hezimet takımdaşlığı‘‘TAKIMDAŞLIK’’ benim çok sevdiğim bir kelime ve duygudur.Bu ruhu yaratan faktörler arasında ‘‘liderin’’ çok önemli yeri var.Ama başka duyguların da çok önemi var.Son günlerde Beşiktaş kalecisi Fevzi ile ilgili duyguları tahlil etmeye çalışıyorum.Fevzi akıl almaz goller yiyor. Bu goleri yiyen kaleci orada duramaz.Ama takım arkadaşlarına bakıyorum. İnanılmaz bir dayanışma var.Takım gol atıyor, bütün arkadaşları dönüp Fevzi'ye selam gönderiyorlar.Fevzi gol yiyor, taraftar ona inanılmaz destek veriyor.Demek ki ‘‘Takımdaşlık’’ sadece lidere bağlı olmuyor. Sadece zaferi paylaşmakla da olmuyor. Bazen ‘‘hezimeti mertçe paylaşarak’’ da sağlanıyor.Ne yalan söyleyeyim, ‘‘hezimet anındaki’’ bu takımdaşlık duygusu beni çok daha fazla etkiliyor.O yüzden Beşiktaş'a olan inancım her gün artıyor.
Bunları da Beğenebilirsiniz