O fotoğrafa rağmen

BU yazıyı yazmaya başladığım sırada, Gündem sayfalarından sorumlu Yazı İşleri Müdürümüz Doğaner Gönen aradı.

"Ertuğrul Bey, önümde bir fotoğraf var. Başbakan'la tartışan üretici, önünde çürümüş portakallarla görülüyor. Onu kullanmak istiyorum. Ama siz bu göstericiyi eleştiren bir yazı yazacakmışsınız. Yazınızla çelişkili olabilir" dedi.

"Hayır koy. Ben buna rağmen görüşlerimi yazacağım" dedim.

* * *

Bir ülke, her gün halkını ortasından ikiye bölen tartışmalarla çalkalanıyorsa...

Bir ülkede insanlar her gün, olaylara sadece ve sadece "kendi zaviyelerinden" bakarak taraf oluyorsa...

Bazen, bütün tarafları kızdıracak bir zaviyeye çekilmenin yararı vardır.

* * *

Başbakan'ın narenciye üreticisi olduğunu söyleyen zatla yaptığı konuşmanın biçimi, kullandığı ifadeler benim de hoşuma gitmedi.

İzmir'in Kahramanlar Semti'nden gelmiş bir vatandaş olarak, zaman zaman Başbakan'ın "Kasımpaşalı" havasını sevsem de, o konuşmayı haddinden fazla gergin, haddinden fazla kenar mahalleli buldum.

Yani bu bakımdan, çevremdeki insanların çoğuyla aynı saftayım.

Ama...

Erdoğan'ın tavrını sevmesem de, narenciye üreticisi olduğunu söyleyen bu kişinin, ülkenin Başbakan'ına böyle alenen "şov" yaparak, uluorta bağırmasını da doğru bulmuyorum.

Hele hele aynı kişinin, daha önce Tansu Çiller'e ve Tarım Bakanı Mehdi Eker'e de aynı şeyleri yaptığını gösteren eski görüntüleri izleyince, bu kişinin demokratik muhalefetini gösteren zavallı bir üretici değil, profesyonel bir şovmen olduğuna inanıyorum.

* * *

O nedenle yaptığını da hiç sevmiyorum.

Tıpkı, bundan önceki hükümet döneminde, Başbakanlık önüne yazar kasa fırlatan kişiyi sevmediğim gibi.

Tabii bunları söylerken, içimdeki şeytan şimdiki Başbakan'a da şunu söylüyor:

"Bakın siz ve yandaşlarınız, o günlerde yazar kasa atan adamı sevmiştiniz. Şimdi aynı şovmen kafa sizin de başınıza iş açıyor."

Ben siyasette muhalefetin böyle şovlarla yapılmasını sevmiyorum.

O yüzden geçmişte yazar kasa atan göstericiyi sevmemiştim.

Bugün de bağırıp çağıranını destekleyemiyorum.

* * *

Gelelim ikinci sinir bozucu tavra.

Danıştay'ın, sokakta türban takan öğretmenle ilgili kararını da sevmedim.

Çok açıkça ifade edeyim.

Bu kararın, Türkiye'de modern hayatı savunan insanların tezlerini zayıflatmasından endişe duyuyorum.

Çünkü, daha şimdiden malum bir koro, bu kararı insafsızca istismar etmeye başladı.

Ben eskiden beri isteyen kız öğrencinin üniversiteye türbanla girmesini savunuyorum.

Buna karşılık kamusal kuruluşlarda çalışan kadınlara türban takma izni verilmesine kesinlikle karşıyım.

Sokağa ve eve karışmanın ise ne doğru, ne de mümkün olduğunu düşünüyorum.

* * *

Ama...

Bu olayla ilgili gözlemimi aktarmadan da geçemeyeceğim.

Danıştay'ın kararına konu olan kadın öğretmenin fotoğraflarını gördünüz mü?

Allah aşkına samimi olarak cevap verin.

O kadın öğretmenin tipi, kılık kıyafeti, türban takan birine benziyor mu?

Siz de sormuyor musunuz?

Askeri bir garnizondaki okulda görev yapacak müdür adayı olarak bula bula böyle bir hanımefendi mi bulunmuş?

Siz bu olayda da bir şov, hatta daha ağırını söyleyeyim, bir "provokasyon" izi, birilerini "gıcık etme" arzusu görmüyor musunuz?

İşte ben bütün bunları sevmiyorum.

Samimiyetsiz buluyorum.

Dahası, sorunların çözümünü bu şov ve provokasyon kültürünün engellediğini düşünüyorum.
Yazarın Tüm Yazıları