Gündem Haberleri

GÜNDEM

    O coşkunun sekiz misli gerekli...

    Oktay EKŞİ
    28.10.2003 - 23:00 | Son Güncelleme:

    Nazizm 12 yaşında öldü. Franko faşizmi 40 sene ayakta kalabildi. İtalyan faşizmi bir elektrik direğine bacağından asıldığında yaşı 22 idi.

    Sovyetler Birliği 75’inde tarihin çöplüğüne atıldı. Bunların hepsi de 20'inci yüzyılda doğan ve 21'inci yüzyılı göremeyen rejimler. Bir tek istisnası var: Türkiye Cumhuriyeti...

    Cumhuriyetimiz 80'inci yıldönümünü kutluyor. Seksen yaşında ama dimdik ayakta...

    Oysa onunla birlikte yani üç aşağı beş yukarı aynı yıllarda- doğmuş Sovyetler Birliği İmparatorluğu 75'ini göremeden Marksistlerin pek sevdiği deyimle söyleyelim- ‘‘tarihin çöplüğüne’’ atıldı.

    İtalya'nın faşizmi Milano'daki bir elektrik direğine bacağından asıldığı zaman yaşı 22 idi.

    Nazizm, iktidarının 12. yaşında öldü.

    Franko faşizmi çok çok 40 sene ayakta kalabildi.

    Bunların hepsi de 20'inci yüzyılda doğan ve 21'inci yüzyılı göremeyen rejimler.

    Bir tek istisnası var:

    Türkiye Cumhuriyeti...

    Cumhuriyetin bu kadar uzun süre yaşayıp yaşamayacağı anlaşılan bizzat onu kuran Büyük Atatürk gibi, İsmet İnönü gibi liderlerin de kendi aralarında tarttıkları bir konu olmalıydı.

    İyi anımsıyorum:

    Demokrat Parti'nin iktidarda olduğu 1950'li yıllardaydı. Demokrat Partililer her fırsatta İsmet Paşa'ya hücum etmeyi onun 14 yıl Başbakanlık, 12 yıl Cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemin bir kusurunu ortaya çıkarmayı vazgeçilmez bir gelenek haline getirmişlerdi.

    Bir gün de, ‘‘Paraların üzerinden Atatürk resimlerini kaldırıp kendi resmini koydurdun. Resmi dairelere kendi resmini astırdın. Atatürk'ü unutturmak için elinden gelen her şeyi yaptın’’ türünden suçlamalarla bu konuyu Meclis kürsüsüne getirdiler.

    İsmet İnönü'nün bu eleştirilere verdiği yanıt, Cumhuriyetimizin 80'inci yıldönümünde bence çok daha anlamlı hale geliyor. İnönü:

    ‘‘Doğrudur, paraların üzerine resmim konuldu. Resmi dairelere Cumhurbaşkanı olarak benim resmim asıldı. Ama onlar Büyük Atatürk'ü unutturmak için değil, Cumhurbaşkanlarının gelip gidici fakat Türkiye Cumhuriyeti devletinin kalıcı olduğunu göstermek için yapıldı. Bugün ben Cumhurbaşkanı isem benim resmim asılır. Yarın başkası olunca onunki paralara girer ama devlet hep aynıdır ve hep o kalır, demek isteniyordu.’’

    İnönü'nün aklımda kaldığı şekliyle- aktardığım bu konuşmasına Demokrat Parti sıralarından yine de itirazlar yükselmişti.

    Görüşmelerden sonra biz gazeteciler TBMM binasındaki CHP Meclis Grup salonuna gittik. İnönü bizleri görünce, kürsüde söylemediklerini de ekledi:

    ‘‘Bilir misiniz Cumhuriyetin 10'uncu yılını biz niçin çok büyük törenlerle kutladık? Cumhuriyeti kurduğumuz zaman onun 10'uncu yıldönümünü görecek kadar uzun ömürlü olup olmadığı çok tartışılıyordu. Çünkü Cumhuriyet 600 küsur yıl Padişahlık altında yaşamış bir toplumun görmediği, bilmediği bir rejimdi. Saltanatın lağvına ve hatta Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasına karşı olanlar hálá vardı ve davalarının peşini bırakmıyorlardı. İşte o yüzden Büyük Atatürk 10'uncu yılda tüm milletimize ve dünyaya, Cumhuriyet ebediyete kadar yaşayacak mesajını vermek gereğini duymuştu. Törenlerin büyük, kutlamaların coşkulu olmasına o yüzden büyük önem verilmişti.’’

    Şimdi 10'uncu yıldönümünü sekizle çarpınca bulunacak rakamın yıldönümü yaşıyoruz.

    Onuncu yılın en az sekiz misli coşkulu olmaya değmez mi?
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı