Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘O çocuklar’ ve gerekçeleri

DÜN sabah aradığımda Hüseyin Aygün, daha bir şey sormama fırsat vermeden, “PKK sitelerinde yazılanları ilk Vali’den duydum, gece de okudum.

Şoke oldum. İğrenç beyanlar, canım çok sıkıldı; ama yine de barış mesajları verdiğime memnunum. Böyle de devam, inadına barış yani” dedi.

“Ana kuzusu çocuklar ölünce barış gelmiyor. Ben toplumdaki bu gerginliği düşürmek adına o sözleri söyledim” diye de devam etti.

Aygün’ü tanıyanlar, onun ne silahlı mücadeleyi meşrulaştıracağını ne de PKK ile ortak bir noktada buluşacağını düşünür.

Aksine tehditlerine, karşılarına CHP adayı olarak çıkınca ‘ajanlık’ suçlamalarına, seçim bürolarını yakmalarına rağmen PKK ile yoğun bir mücadeleye girip seçim kazanmış bir isimdir Aygün.

KORKUNÇ BİR YOLDASINIZ

Dün de “Dersim PKK’nın değil, bizim, halkın alanıdır” inancı ile aynı siyasi yolda yürümeyi sürdüreceğini, köy köy dolaşacağını tekrarladı.

‘Sözleriyle PKK’ya prim verdi’ de denemez; çünkü “PKK, silahlı mücadeleyi durdurmalı, artık tek askerin kanı akmamalı. Foça’da, sağda sola bomba patlatmak; karakol basmak hiç izah edilemez” ifadeleri de Aygün’ün.

Şu sözleri ise, ‘dağda beraber olduğu çocuklarla’ PKK’nın arzularının hiç uyuşmadığını gördüğü için bir baba olarak etkilendiğini gösteriyor:

“O çocukların, ‘Bizi de indir. Biz de bu hayatı istemiyoruz, bu dağlarda dolaşıp durmayı nasıl isteriz? Bunun sonuç vermeyeceğini biz de biliyoruz’ demeleri bana çok içten geldi. Nasıl gelmesin ki, birinin yaşı daha 17’ydi. En büyüğü 25’inde. Bıyıkları yeni terlemiş çocuklardan söz ediyoruz.”

Aygün, uzun konuşmalarında PKK ile birlikte o çocukları da eleştirmiş.

Korkunç bir yolda yürüdüklerini, bütün toplumu tüketen bu yolla barışın zor olduğunu; PKK’nın savaş çizgisinin Kürt halkını da deplase ettiğini; ölümlerin, sakat kalmanın, kefensiz ölümün ne anlama geldiğini savaşlardan ve avukatlık deneyimleri ışığında kendi yaşamından örneklerle aktarmış.

SIRF O ŞAŞKINLIKLARI İÇİN

Aygün, PKK’yı Kürt toplumunda şiddeti tek yöntem yapmakla da suçlamış.

Bunu yaparken, başka partilere izin vermemesi; her yerde kendi adayını dayatması; antidemokratik yapıda olması; Tunceli’de dahi seçimlerde büyük baskı uygulaması, bombalamaları, adayları ajan ilan etmesi, oy için köylüleri tehdit etmesi gibi gerekçeleri art arda sıralamış.

Sözleri üzerine çocuklarda gördüğü şaşkınlığı, kendisini ilgiyle dinleyip hak vermelerini, ‘Dağdayız bu gelişmeleri bilmiyoruz’ demelerini önemsemiş.

Bunu dahi umutlu gelişme diye anlatan Aygün’ün şu sözlerine de dikkat:

“O şaşkınlıklarını yaşamak, görmek lazım. Sırf bu nedenle de olsa o çocukların geleceği için sözlerimi tekrarlayıp duracağım. Şu anda inmelerinin zor olduğunu bilsem de böyle yapacağım.”

İnişteki zorluğun ise dağdan inenlerin itirafçı sayılmasından kaynaklandığını savunan Aygün’e göre, buna mutlaka bir çare bulmalı.

Ortamın daha fazla gerilmesi halinde sözlerinin bir etkisinin kalmayacağını bildiğini sözlerine eklese de umudunu koruduğunu vurguladı. 

Silahların gölgesinde zorla iki gün yaşamış, çocuklarıyla ilgili endişesini sürekli korumuş bir babayı, bir siyasiyi anlamak yerine eleştirmek çok kolay.

Bu eleştiriyi yapanların, aynı psikolojiyi yaşamış başka siyasilerin bırakılmaları ardından BDP’ye geçmesini göz ardı etmeleri de hayli ilginç.

Aksi tutum geliştirip, ‘bağımsız ol’ teklifini dahi geri çevirmiş bir Aygün’ü, “Hadi gidip o çocukları yok edelim” demediği için eleştirmek hak mı?

 

X