"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

O bir Vietnam gazisiydi

Mevláná diyor ki, ‘Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok, nice elbiseler gördüm, içinde insan yok!’ Aşağıda okuyacağınız öykü de işte üzerinde elbise olup da, yüreğinde insanlık olmayan birilerinin öyküsü.

Belki bu yaşadıkları acıdan sonra o mertebeye erişmişlerdir ama çok geç! Bu, büyük bir ihtimalle gerçek bir öykü. Siz siz olun, çevrenizde sadece güzel, sağlıklı, mutlu ve zengin insanlar olsun diye aranmayın. Gün gelir, siz de sağlıksız, mutsuz, çirkin, yaşlı ve de parasız bir duruma düşebilirsiniz. Hayatın size neler getireceği belli mi? Bir saniyelik bir dalgınlık yüzünden bir kaza geçirmeyeceğinizden emin misiniz?

Öyküyü bana çok sevgili okurum Mehmet Gözgücü gönderdi. Onunla çok ilginç bir dostluğumuz var. O benim sadece okurum değil; beni destekleyen ve bana gençliğimizin Moda’sını, Kadıköy’ünü anlatan yazılar yollayan, artık gerçek bir dost olarak gördüğüm biri. Onun e-mail’lerinden birini görmediğim gün, endişe ediyorum. Eksik olmasın, o da bunu hissediyor olmalı ki, bana eşiyle yolculuğa bile çıkarken, ‘Birkaç gün yokuz, yakında görüşmek üzere’ diye bilgi veriyor. İşte bu gibi dostluklar insana yaşam gücü verir. Bu nankör dünyada bizi hayata bağlayan ne var ki? Birkaç gerçek dost ve birkaç tatlı sözden başka?

Bu, Vietnam’da savaşan ve sonunda evine dönecek olan John adında bir askerin öyküsü. John evine gitmeden önce, San Francisco’daki anne babasına telefon açtı.’ Sevgili anne ve babacığım, sonunda eve geliyorum ama bir şey sormak istiyorum. Bir arkadaşımı getirebilir miyim?’ ‘Tabii ki’ diye cevapladı anne ve babası. ‘Onunla tanışmaktan mutluluk duyarız.’ ‘Ama bilmeniz gereken bir şey var’ diye devam etti John,’O, savaşta ağır yaralandı. Kara mayınına bastı ve bir kolu ile bacağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok. Onun bize gelmesini ve bizimle birlikte yaşamasını istiyorum.’ ‘Bunu duyduğuma çok üzüldüm oğlum,’ dedi babası. ‘Ona belki kalacak başka bir yer bulması için yardımcı olabiliriz...’ ‘Yoo hayır , onun bizimle yaşamasını istiyorum.’

‘Oğlum,’ dedi babası, ‘sen ne istediğinin farkında değilsin. Böyle büyük bir sorunu olan birisi bizi çok rahatsız eder. Bizim kendi hayatımız var ve böyle bir farklılığa izin veremeyiz. Bence sen eve gelmeli ve bu çocuğu unutmalısın. O kendi yaşamını devam ettirmenin bir yolunu bulacaktır nasıl olsa.’ John telefonu kapattı. Anne ve babası ondan başka bir söz duymadılar. Birkaç gün sonra San Francisco polisinden bir telefon geldi. Oğullarının yüksek bir binadan düşerek öldüğünü söylediler. Polise göre bu intihardı. Anne ve baba telaşla oğullarının teşhisini yapmak için San Francisco’daki belirtilen morga gittiler. John’u teşhis etmişlerdi. Ama aynı zamanda gözleri faltaşı gibi açılarak. Ve bilmedikleri bir şeyi fark ettiler: John’un bir bacağı ve bir kolu yoktu.

*

Bu hikayedeki anne ve baba aslında içimizden birilerine benziyor. Etrafımızda iyi ve sağlıklı görünen, neşeli insanları sevmek daha kolay gelir, ama bize rahatsızlık veren, özellikle bizim kadar sağlıklı, güzel ve akıllı olmayan insanlardan uzak durmayı tercih ederiz. Şükür ki bizi bu kategoride gören birileri yok. Karşılıksız sevmeyi başaran birisi sonsuza kadar ailemizdendir, ne kadar çirkin, ne kadar fakir, ne kadar engelli olursak olalım.

Bugün yatmadan önce dua ederek, Tanrı’dan insanları oldukları gibi kabul etmemizi sağlamasını isteyelim ve ne kadar farklı olurlarsa olsunlar onlara karşı daha anlayışlı olabilmeyi dileyelim.

Dostlar çok nadir bulunan cevherlerdir. Onlar sizi güldürür ve destekler. Bazen tek bir kelime, bazen bir cümle paylaşırlar sizinle; ama her zaman kalbinizi onlara açmanızı beklerler. Böyle arkadaşlıkları ve dostlukları kaybetmememiz dileğiyle.
X