"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

O belagat şaheseri mahkûm olmuş

GEÇEN pazartesi Milliyet Gazetesi’nde Rıza Türmen’in yazısını okurken, malum “Al Capone” konusu karşıma çıktı.<br><br>Bundan bir süre önce Andrew Finkel adında bir gazeteci, Doğan Grubu’na kesilen cezayı anlatırken, Al Capone benzetmesi yapmıştı.

Söylemek istediği şuydu:
İktidar Doğan Grubu’nu cezalandırmak istiyor ama bir türlü yolunu bulamıyordu. Sonunda vergi cezası keserek bunu yaptı.
Hani, Doğan Grubu’na kesilen cezaların, bu grubun yayınlarından dolayı verildiğini açık açık yazanlarınkinden bile beter bir itiraftı.
Ancak Başbakan Erdoğan da bu benzetmeyi çok sevmiş olmalı ki, Wall Street Journal’a verdiği bir demeçte o da “Al Capone” benzetmesi yapmıştı.
* * *
Rıza Türmen yazısından öğrendiğime göre, 2007 yılında Fransa Ulusal Cephe Başkanı Le Pen, hakkında yazılan bir kitapta kullanılan ifadelerle ilgili bir dava açmış.
Kitapta kendisi hakkında “Canilerin çete başı”, “Le Pen’e oy verenler Al Capone’a da oy verirler”, “Seçmenlerin öfkesi ve kanı ile yaşayan vampir” gibi ifadeler kullanmış.
Mahkeme, bu kitabın yazarını ve yayınlayan yayınevini 6 bin Euro ceza ödemeye mahkûm etmiş.
Bunun üzerine yazar ve yayınevi AİHM’ye başvurmuş.
Şimdi dikkat.
AİHM, mahkemenin aldığı kararın düşünce özgürlüğünü ihlal etmediği, kullanılan ifadelerin kabul edilebilir sınırı aştığı ve hakaret niteliği taşıdığı yolundaki mahkeme kararını doğru bulmuş.
Yani “Al Capone” ifadesinin, “ırkçılıkla” suçlanan bir siyasetçi için kullanılması bile, AİHM tarafından “hakaret” olarak tescil edilmiş.
Şimdi ortada şöyle bir durum var:
Ülkenin başbakanının Doğan Grubu’na kesilen vergi cezasını haklı göstermek için kullandığı “Al Capone” ifadesi, AİHM tarafından “suç” olarak kabul edilmiş.
Aydın Doğan ise o vergi cezaları ile ilgili ilk iki davada beraat etmiş.
Şimdi o gazeteci arkadaşa sormak istiyorum.
Al Capone benzetmesi oturdu mu yerine?
Hani nerede, “Batı standartlarında” gazetecilik?
Üstelik bu yazıyı, “Biz insanları etiketlemiyoruz” diye, her gün televizyon reklamları yapan bir gazetenin İngilizcesinde yazmak uygun düştü mü?
* * *
Başbakan Erdoğan, kendisine yapılan eleştiriler konusunda çok hassas.
O nedenle gazetecilere ve başka siyasetçilere her konuda dava açıyor.
Ama bu kadar dava açan bir siyasetçinin, kendi kullandığı ifadeleri seçerken daha dikkatli davranması gerekmez mi?
İnönü’ye “Hitler”; Aydın Doğan’a “Al Capone”, ona şu, buna bu.
Biliyorum, “belagat” siyasetin en etkili araçlarından biri.
Biliyorum “Teşbihte hata olmaz” diye miadı çoktan dolmuş bir atasözümüz var.
Ama belagati ve miadı dolmuş atasözlerini kanuni içtihatlara dönüştürürsek, bir gün kendimize de zarar verecek canlı söz bombalarını meydana salmış oluruz.
Netice şu: Avrupa müktesebatı, “Al Capone” benzetmesini, ne basın özgürlüğü, ne de “belagat şaheseri” olarak kabul ediyor.

Cihanda sıfır sorun yurtta bin bir maraza

SON günlerde üç yazı ve üç bakış açısı çok hoşuma gitti.
* Birincisini Eyüp Can, Hürriyet’te yazdı.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, giderek ön plana çıkıyor.
Okudukça içimden “İnşallah bir yol kazasına uğramaz” diyorum.
Çünkü bu anlayışla devam ederse, Türkiye çok iyi bir lider kazanacak.
Onu bütün dünyaya tanıtan siyasetinin adı “Komşularla sıfır sorun”du.
Eyüp Can haklı olarak soruyor:
Komşularla sıfır sorun için bunca çaba harcayan bir partinin, yurtiçinde bunca sorun ve maraza çıkarmasını neyle açıklayacağız?
En temel düzenleyici metin olan Anayasa konusunda hiçbir uzlaşma aramayan, bunu olabilecek en büyük çatışma ile geçirmeye çalışan bir iktidarın yurtdışındaki diplomasisi samimi olabilir mi?
* İkinci yazıyı da yine geçen pazartesi Hürriyet’te Nuray Mert yazdı.
O da Deniz Baykal olayı ile haklı olarak şunu söylüyor:
“Bu skandal içinde bulunduğumuz siyasi krizin tırmanış eğrisinde gelinen son nokta. Kıran kırana bir mücadelenin, belden aşağı vurma yöntemlerini devreye soktuğu bir ortamda ahlaki tartışma yapılamaz.”
* Böyle bir durumun tek kazananı vardır:
Ahmet Hakan’ın dediği gibi: “Alçaklar”.
Alçakların zafer kazandığı bir siyasette, dürüstlerden herhangi birinin kazanması mümkün değildir.
O yüzden böyle durumlarda bir “dürüstler ittifakına” ihtiyaç vardır.
Alçakları ancak bu ittifak hezimete uğratabilir.

X