Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Nutuk’u sonuna kadar okudum

İtalya Başbakanı Silvio Berluconi’nin Türkiye’ye gönderdiği en yeni armağanın adı Selva-Carlo Marsili. İtalya’nın yeni Ankara Büyükelçisi Anconalı ünlü diplomat Carlo Marsili, 14 yıldır Mersinli Turan Ailesi’nin kızı Selva ile evli.

Damat Bey’in su katılmamış bir Atatürk hayranı ve Türk dostu olduğu gözlerinden okunuyor. Bunda elbette eşi sefire Selva kızımızın büyük etkisi olmalı. 60. yaşını kutlayan Marsili, Türkçeyi gazete okuyacak kadar biliyor ama, hata yapma endişesiyle konuşmaktan çekiniyor. Bu yüzden asıl mesleği yüksek uçak mühendisliği olan büyükelçilik tercümanı Edoardo Bonacina’yı yardıma çağırdı.

Selva-Carlo Marsili çiftine Ankara Atatürk Bulvarı üzerindeki İtalya Büyükelçiliği’nin 1930’lardan kalma tarihi rezidansında ‘Hoş geldiniz’ demeye gittik. Carlo Bey, öyle sempatik, öyle sevecen ki sanki gözbebekleri bile gülüyor. Selva Hanım da ışıl ışıl ama, o eşine göre daha durgun, daha vakur. Laf lafı açtı, derken bir de baktık ki yemek saati gelmiş. Anlaşmamıza göre damat İtalyan sofrası hazırlatacak, biz de kız tarafı olarak baklava götürecektik. Sofrada da gördük ki, İtalyan damadımız kızımıza gözü gibi bakıyor, kızımız da eşinin bir dediğini iki etmiyor. Buyurun kendi gözlerinizle görün, kendi kulaklarınızla dinleyin.

ATA’NIN KİTABINI OKUYAN NADİR YABANCILARDANBİRİ

- İtalyan hükümeti, Türkiye’yi, Türkleri çok seviyor, bunun altını çiziyorum. Sayın Erdoğan ile Berlusconi gerçekten çok iyi iki dost. Başbakanımız her fırsatta Türkiye’den, hükümetinden övgüyle söz ediyor. Aynı zamanda eşimin vatanı olan bu dost ülkede görev yapan İtalyan Büyükelçisi olarak büyük mutluluk duyuyorum. Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Ankara’ya büyükelçi gönderen 2. devlet İtalya’dır. Türkiye Cumhuriyeti denince benim aklıma önce Atatürk gelir. Hayli uzun ama, Nutuk’u son kelimesine kadar okuyan az sayıdaki yabancı diplomatlardan biriyim.

BERLUSCONİ, İŞADAMLARINI TÜRKİYE’YE DAVET EDİYOR

- İtalyan hükümeti AB konusunda Türkiye’ye maksimum destek veriyor, hem de başvurduğu ilk günden beri. İtalya, dostu Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılmasını samimi ve yürekten istiyor. Ayrıca AB biraz da Avrupa’nın güneye doğru genişlemeli. Ülkelerimiz arasında ticari, sosyal ve kültürel bakımdan çok iyi ilişkiler var. Başbakanımız Berlusconi işadamlarını Türkiye’ye çok büyük yatırımlar yapmaya davet ediyor. İki ülke arasındaki turizm faaliyetleri geçtiğimiz yıllarda dünyadaki kriz nedeniyle aksadı ama, bu yıl yeniden canlanacak. Ben en çok Kalkan ve Kaş’ı çok seviyorum, o sakin ortamlarda çok güzel dinleniyorum. Kemer, Datça, Antalya’da da çok mükemmel, huzur veren tesisler var. Bodrum’a geçen yıl ilk defa gittim, 3 gün kaldıktan sonra çok yorgun düştüğümü anladım. Çünkü sabahlara kadar müzik sesi bitmek bilmiyor, uyumak asla mümkün değil.

TÜRKİYE ALEYHİNE KONUŞMAK CAHİLLİK

- Türkiye’yi ilk defa 1979’da genç bir diplomat olarak Ankara’ya geldiğimde gördüm, o güne kadar benim için çok yabancıydı. Türkiye ile ilgili bilgilerim sadece tarih kitaplarında okuduklarımla sınırlıydı. Buraya geldikten kısa zaman sonra gerçekleri anladım. Ben diyorum ki, Türkiye hakkında kötü düşünenler, aleyhinde konuşanların hepsi cahil. Türkiye, Avrupa’da yeterince tanınmıyor, ama bu, Türkiye’den çok Avrupa’nın eksikliği. Bu güzel ülkeyi yeterince tanımayanlar çekingen davranıyor. Avrupa’da okutulan tarih kitapları kesinlikle yeniden yazılmalı. Çünkü bunların çoğunda Türkiye, Avrupa’yla sürekli bir mücadele içindeymiş gibi gösteriliyor.

12 EYLÜL OLUNCA HİÇ ŞAŞIRMADIM

- 12 Eylül 1980 askeri harekatını Ankara’da görevli genç bir diplomat olarak yaşadım. O gece yarısı bir arkadaşım beni telefonla arayıp tankların Çankaya’ya doğru tırmandıklarını söyledi. O günlerde Türkiye’nin içinde bulunduğu durum çok güçtü. İtalya’daki bakanlığımıza gönderdiğimiz rutin raporlarda hemen her gün 10-15 kişinin öldürüldüğü bilgileri yer alırdı. 12 Eylül’den önce ekonomik olarak da ülkenizde büyük zorluklar vardı. Ben bile tek bir ampul bulamadığımız günleri hatırlıyorum. Onun için 12 Eylül askeri ihtilali beni pek büyük şaşkınlığa uğratmadı. Bakın şimdi her yer yemyeşil, hava tertemiz, caddeler pırıl pırıl. Şu anda Türkiye’nin Avrupa’daki imajı 20 yıl öncesine göre çok farklı, çok daha iyi. Benim için Roma, New York ya da Frankfurt’la Ankara’nın bir farkı yok.

FATİH TERİM, BENCE BÜYÜK FIRSAT KAÇIRDI

- Futbolu çok seviyorum, Milan taraftarıyım ama, fanatik biri değilim. Fatih Terim’i ismen tanıyorum, kendisiyle hiç tanışmadım. Terim İtalya’da görev yaptığı zamanlar çok popüler olmuştu. Terim’in Milan’dan ayrılmasının içyüzünü bilmiyorum ama, ayağına kadar gelen o büyük fırsatı kaçırmamalıydı.

Sefire Selva Marsili anlatıyor

Annem damadını çok sever

- Carlo ile 20 yıl önce Ankara’da tanıştık, ben de o sıralarda İtalyan Büyükelçiliği’nde çalışıyordum. Kısa sürede birbirimize aşık olup 14 yıl önce Edinburgh’da evlendik, çocuğumuz yok. Annem damadını çok sever, Carlo da ona karşı hep saygı ve sevgi doludur. Carlo, çok kolay, çok uyumlu, sakin ve dengeli bir insandır. Ben ondan daha katıyım, her konuda düzen ve disiplini severim. O her konuda daha esnektir, ben ise değilim, onun için diplomatlığa uygun değilim. Carlo, Türkiye ile o kadar yakından ilgilidir ki, uzun süre Edinburgh ve Roma üniversitelerinin Türkoloji bölümlerine devam etti. Türkçeyi çok iyi anladığı halde hata yapacağım diye pek konuşmaz. Türk gazetelerini düzenli olarak okur, ülkede olan bitenleri izler.

Ben Mersinli Turan Ailesi’nin 3 kızından biriyim. Rahmetli babam Türkiye’nin çeşitli illerinde başhekimlik yaptı. Sivas Lisesi’nden sonra Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İtalyan Filolojisi’nden mezun oldum. Selva, eski Orta Asya Türkçe’sinde ‘bal’ demek. Ayrıca çölde yaşayan bir tür kuşun da adı. Sefirelik çok ilginç, çok onurlu bir görev yüklüyor insana. Ben hem Türkiye’yi, hem de İtalya’yı temsil ediyorum. Şu anda İtalyan Dışişleri’nde benimle birlikte 4 kişiyiz.

Avrupa’da hala Türk kadınlarının çarşaflı olduğunu sananlar var. Türk olduğumu öğrendikleri zaman hemen; ‘Siz hiç Türk’e benzemiyorsunuz’ diyorlar.

Türk şarapları dünya markası oldu

Evimizde çoğunlukla Türk yemekleri pişer. Hünkarbeğendi ve yoğurtlu mantı en sevdiğim yemekler. Tatlılarda ise fırın sütlaç tek favorim.

Ankara’ya ilk geldiğim 20 sene önce mantarlar şişeyi tam kapatmadığı için Türk şarapları çok çabuk bozulurdu. Şimdi ise bir çoğu dünya markası olmuş.
X