Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Nostalji

Serdar TURGUT

Genelde nostaljiden fazla hoşlanmam.

Benim için önemli olan bugündür. Ne yarın ne de dün umurumda.

Nostaljiden hoşlanmayan bir insan olarak bayram günleri benim için özel ıstırap günleridir.

Çünkü bugünlerde kaçınılmaz olarak her defasında bazı insanlar ortaya çıkar ve ‘‘Ahhh nerede o eski bayramlar’’ diye konuşurlar.

Bazıları konuşmakla da kalmaz ‘‘Ahhh nerede o eski bayramlar’’ diye yazı bile yazarlar.

(Okuyucuya not: İki cümlede yer alan Ahhh'lardaki ‘h’lerin aynı sayıda olmasına özel olarak dikkatinizi çekmek istiyorum.)

Ben eminim ki 1930 yılında bir gazeteyi açsak o gazetede de ‘‘Ahh nerede o eski bayramlar’’ türünden yazılar bulabileceğiz.

***

Eski olaylardan çok hoşlanan bu insanlar geçmişteki bayramlarda komşu ziyaretlerinin çok daha uzun ve eğlenceli geçtiğini söylüyorlar.

Tabii ki öyleydi, çünkü eski zamanlarda Türk halkının komşu ziyareti yapmaktan başka çaresi yoktu eğlenebilmek için.

O zamanlar sadece tek kanallı bir radyo vardı ve onda da ‘Yurttan Sesler’ programı ile nedense klasik müzik saati vardı. Bir de Ertuğrul İmer'in ses efektlerini yaptığı oyunlar yer alıyordu radyoda gece satlerinde.

Anlayacağınız eski zamanlarda komşu evler bugünkü televizyon dizilerinin yerini dolduruyordu.

Komşuda ne olmuş, hanım saçını mı yaptırmış, karı koca kavgalı mı, kız evleniyor mu, oğlan sünnet olmuş mu, çükün kesilen bölümü ne alemde, alkolik dedenin son durumu ne, anneanne mutfaktan yemek çalıyor mu gibisinden bugünün televizyon dizilerinin ağır konularını oluşturan şeyleri eskiden sadece komşu evlerde izleyebilmek mümkündü.

Onun için eski bayramlarda komşu ziyaretleri uzun tutulurdu.

Bu ziyaretlerde bugünlerde olduğu gibi sorun da çıkmazdı.

Çünkü eskiden komşuları ziyarete gidildiğinde misafirler konuşmaz ve bir televizyon dizisinin heyecanı içinde olup biteni seyrederlerdi.

Televizyonun yaygınlaşmasından sonra misafirlikte insanlar birbiriyle konuşmaya başlayınca olanlar oldu.

Çünkü o anda Türkler birbirlerine söyleyecek fazla sözlerinin bulunmadığını acı biçimde fark ettiler.

Ve misafirliği kısa kesip eve televizyon izlemeye geri döndüler.

***

Evet bayım, bugün özgürlük ve seçme hakkı var.

Artık tek bir radyo kanalına mahkum değiliz. En azından 30 adet televizyon kanalı var.

Bayram boyunca bunların hepsinde aynı anda Sibel Can'ın yer almış olması da dediklerimin özünü katiyen değiştirmiyor.

Çünkü demokrasi nüansta gizlidir ve biz bayram boyunca Sibel Can'a hangi kıyafetin en çok yakıştığını, onun kolunu nasıl kaldırırsa koltuk altının daha çok görülebildiğini, karşılaştırmalı televizyon analizi yaparak ortaya çıkarma imkânına kavuştuk.

***

Nostaljiye inananlar ayrıca diyorlar ki eskiden mahalle ilişkileri iyiydi şimdi ise kimse birbirini tanımıyor.

Evet bu doğru ve bence de Türkiye'de olan en iyi ve belki de tek iyi gelişme bu.

Bizim milleti iyi tanırım ben. Bir arada uzun süre bulununca birbirleri aleyhine konuşurlar, dedikodu ve kötülük yapmaya başlarlar.

Muhbir vatandaşlığın bir zamanlar çok popüler olması da işte bu nedenledir.

Bu nedenle mahallede yabancılaşma yaşanması çok olumlu bir sosyal gelişmedir.

Ayrıca allahaşkına kimin vakti var ki mahallede komşuluk ilişkilerini geliştirmeye.

Bizim mahalleyi alın örnek olarak.

Kasap, manav ve diğer esnafın bayramda komşu ziyaretine bile gidecek vakitleri olamaz. Çünkü borsayı sürekli takip ediyorlar ve İstanbul borsası kapanınca paraları ziyan olmasın diye bu kez de New York borsasında oynamaya başlıyorlar.

Onların bize bayram ziyaretine gelmeleri ancak benden borsaya yönelik tüyo alacaklarına inanmalarıyla olabilir.

Evin gündelik işlerine bakan Mehmet Bey de öyle uzun ziyarete filan gelemez.

Çünkü o boş zamanlarında sahibi olduğu evleri dolaşarak kira toplamakla meşgul.

Bunlar bayram harçlığı almak için de bize gelmezler, çünkü gördüğünüz gibi ben onlara değil onlar bana harçlık verecek durumdalar.

***

Bir de İstanbul'un bayramda boşalması üzerine konuşanlar var. Onlara da sinir oluyorum.

‘‘Ahh ne güzel’’ diyor bunlar da, ‘‘İstanbul hep böyle boş olsa ya, ne güzel olurdu’’ diye de devam ediyorlar.

Bunlar da genetik anlamda ‘‘Okullar olmasaydı Milli Eğitim'i çok iyi idare ederdim’’ diye demeç veren bakana benziyorlar.

Adı üzerinde burası şehir ve kalabalık olacak gayet tabii.

Onları görmek istemiyorsanız benim gibi sokağa çıkmazsınız olur biter, değil mi ama?













X