Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Normal HSYK ya da Normalleşen bir HSYK

Yeni ve özgürlüklerin geliştiği bir Türkiye hedefi; emri dışarıdan alan, hukuku bu amaçla eğip büken bir yargıçlar topluluğuyla el ele düşünülemez. Yargıdaki paralel yapının tasfiyesi; önümüzdeki dönemde daha normal bir hukuk rejiminin, daha nitelikli bir 'toplumsal gelişim'in oluşabilmesi için, 'yeter şart' değil ama acil zorunluluk. Umarız, bu virajın aşılması, çok uzun zaman almaz.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)'nun önümüzdeki günlerde yapılacak seçimleri, siyasi atmosferin en öne çıkan meselesi... Normal bir rejimde, üst düzey hukukçuların kimler olacağı meselesi; kolay kolay, halkın gündemine girmez. Örneğin, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nın kimliği, normal bir rejimde; bazı özel durumlar haricinde, sokaktaki vatandaşı ilgilendirmez. Bizde ise, hukuk; halen, siyasetin kaderini belirleyebilen konumdaki bir kurum olarak, gündelik tartışmaların en ortasındaki yerini koruyor.

Çok partili rejime geçtiğimizden bu yana(1946), siyaset üzerindeki vesayet; onyıllar boyunca, ciddi bir kesintiye uğramadan devam etti. Bu vesayet; çoğu zaman, askeri darbeler ve müdahalelerle kendini güncellerken, vesayet rejiminin kalbini, yargı oluşturuyordu.

Vesayetçiler, siyasi hayatına son vermek istedikleri partileri ve kişileri, yargı yoluyla 'halledebiliyorlardı'. Darbeleri, mahkemeler üzerinden meşrulaştırabiliyorlardı. Yakın tarihimizin Anayasa Mahkemesi'nin, bir parti kapatma kurumu olarak çalıştığını hatırlayalım.

Yargı, siyasi hayata müdahale etmenin ötesinde; bireysel hakların, insan haklarının, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün baskı altına alınmasında da, en etkin araç olarak kullanıldı. Ülkenin aydınları, mahkeme kapılarında süründürüldü.

Türkiye'deki yargı sistemi, otoriter bir devlet inşasının aracı olarak şekillendi. Hukukçularımız, bu anlayış doğrultusunda eğitildi. Hukuk fakülteleri, Cumhuriyet'in başından bu yana; öğrencilerini, kanun ezbercisi olarak, devlet korumacısı olarak, kişisel hak ve özgürlükleri tehlike olarak gören bir zihniyetin, bir eğitimciler ordusunun gözetiminde yetiştirdi. Statükoya ve rejimin ideolojik kodlarına bağlılık, 'hukukun üstünlüğü ilkesine bağlılık' gibi yansıtıldı... Hukukun üstünlüğüne sürekli yapılan vurgu, sistemin içerdiği otoriterliğin maskesi gibiydi. Yargıçların ideolojik formasyonları, oldukça sorunlu ve özgürlük karşıtı bir kültürün üstünde yükseliyordu.

Yargıçların siyasi tercihlerine gelince: Her yurttaş gibi, onların da siyasi tercih hakları var. Hiç bir yargıç, siyasi tercihleri veya toplumsal aidiyetleri nedeniyle kovuşturma konusu olmamalı.

HSYK seçimleri, gerçekten de çok önemli. Hukuku; evrensel insan hakları ve özgürlükler açısından değil, bir paralel yapının karar ve tercihleri doğrultuda uygulayan örgütlü bir topluluk; HSYK'da önemli tahribatlara neden oldu. Yargıya zaten var olan güvensizlik; paralel yapının da etkisiyle, toplumdaki psikolojik dengeleri, iyiden iyiye yıpratır hale geldi.

Yargının normalleşmesi için, HSYK'nın normalleşmesi şart. Kendini dıştaki bir takım yapılar üzerinden değil, hukukla ve insan haklarıyla tanımlayabilecek; ideolojik yönelimlerin öne çıkmadığı yeni bir sisteme giden yol, bu seçimlerden geçiyor.

Yeni ve özgürlüklerin geliştiği bir Türkiye hedefi; emri dışarıdan alan, hukuku bu amaçla eğip büken bir yargıçlar topluluğuyla el ele düşünülemez. Yargıdaki paralel yapının tasfiyesi; önümüzdeki dönemde daha normal bir hukuk rejiminin, daha nitelikli bir 'toplumsal gelişim'in oluşabilmesi için, 'yeter şart' değil ama acil zorunluluk. Umarız, bu virajın aşılması, çok uzun zaman almaz.

Normalleşme

HSYK'nın normalleşmesi, yargı içindeki değişik siyasi eğilimleri de içinde barındırabilen bir yeniden yapılanmanın önündeki engellerin aşılması, önemli. Ancak, Türkiye'deki yargı sisteminin, yargıçların; toptan bir zihinsel dönüşüm geçirmesi gerekiyor.

Paralel yapının yargıçlarının da, parti kapatmayı alışkanlık haline getiren hakimlerin de, düşünce özgürlüğünü düşman gibi gören savcıların da, siyasi tercihleri doğrultusunda taraflı ve yanlı kararlar veren hakimlerin de; bu ülkenin insanları olduklarını, bu ülkenin hukuk fakültelerinde yetiştiklerini, bu devletin ideolojik kodlarını yansıttıklarını unutmamak gerekiyor.

X