Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Nobel’i aldık, sıra Kyoto Protokolü’nde

Bu yılki Nobel Barış Ödülü, iklim değişimi mücadelesine, yani "bana" verildi! Varsın ödül parası olan 1.5 milyon dolardan 1 sent bile vermesinler.

Kendi çapında yıllardır iklim değişimi ile ilgili mücadeleye yönelik eğitim kampanyalarına katılan, bu konuda yazan ve konuşan biri olarak bu ödülü almış kadar sevindim. Sıra Kyoto’yu uygulamamızda!..

Yeryüzünün kuzey enlemlerindeki ülkelerin çoğu sanayileşmiş ve zengin; güneydekilerin çoğu ise gelişmekte olan fakir ülkeler. Kuzeyin zengin ülkeleri ısınmak gibi temel ihtiyaçlarını temin etmek için değil; daha çok para kazanmak için sanayide uzun yıllardır çok büyük miktarda kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtları kullanmakta. Atmosferdeki sera gazlarının yaklaşık yüzde 80’inden kuzeydeki zengin ülkeler sorumlu.

Sera gazlarının çok azından sorumlu olan güneydeki fakir ülkeler ise hak etmedikleri halde küresel iklim değişiminden en çok etkilenen ve zarar görenler. Bu nedenle küresel iklim değişimi, kuzey ve güney ülkeleri arasında anlaşmazlıkların ve düşmanlıkların önemli bir nedeni haline geldi. Yine bu nedenle, Birleşmiş Milletler küresel iklim değişimi problemiyle ilgilenmek zorunda kaldı. Küresel iklim değişimi gibi dünya barışını tehdit eden evrensel bir problemin çözümü için çalışan Al Gore’a önce Oscar, sonra Nobel Barış Ödülü’nün verilmesi çok doğru ve güzel bir karar.

MUHALİFLERKYOTO’YU BİLMİYOR

Kyoto Protokolü’ne şüphe ile bakanlar, mutlaka bu ödüllere de şüpheyle bakacak. Farklı olmak, farklı bir şeyler söyleyerek dikkatleri çekmek için çıkıntılık yapacak olanlar "Türkiye’nin Kyoto Protokolü’nü imzalamak gibi bir lüksü yok" gibi bir şeyler mırıldanıp duruyor. Bu tür şeyleri mırıldananlar Kyoto Protokolü’nü sadece emisyon azaltmak olarak görüyor. Diğer bir deyişle Kyoto Protokolü’nün ne olduğunu tam olarak bilmiyor.

Aslında Kyoto Protokolü; enerji verimliliğinin artırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi, sürdürülebilir tarımın desteklenmesi, metan emisyonlarının geri kazanılması, sera gazı yutaklarının korunması ve yaygınlaştırılması ile birlikte emisyonların azaltılması gibi bir politikalar ve önlemler paketi. Kyoto’ya hayır diyenler bütün bu önlemleri reddedip tersini mi öneriyor?

PEKİ, SİZ NE ÖNERİYORSUNUZ?

Yani "Kyoto’ya Hayır!" diyen şaşkınlar; rüzgár ve güneş enerjisini boşver, dışa bağımlı doğal gaz ve kirli kömür santralları bize yeter de artar mı demek istiyor? Sürdürülebilir tarım yerine, en verimli arazilerimizi çimento fabrikası yapılmak üzere Avrupalılara mı satalım? Ekolojik tarımı boş ver; basalım kimyasal gübreyi, suyu topraklarımız çoraklaşıp tuzlansın, ne önemi var mı demek istiyorlar? Bırak çöplükler metan gazı salıp mis gibi etraf koksun ve arada bir de patlasınlar ki ülkemizde nüfus artışı engellensin, diye mi düşünüyorlar? Metan gazından elektrik enerjisi üretmek ayıptır mı demek isteniyor? Ormanlar ve yeşil toprak örtüsü atmosferdeki karbondioksit gibi sera gazlarını yutuyormuş da ne oluyormuş? Ormanlara villa ve su havzalarına fabrika kondurup para kazanmak varken yutak mutak da nedir ki? Bir de fabrika bacalarından, araçların egzozlarından çıkan mis gibi duman ve zehirli gazlardan ciğerlerimiz mahrumu mu kalsın yani!..

Görüldüğü gibi Kyoto Protokolü, küresel iklim değişiminin kötü etkilerinden korunmak ve sağlıklı bir çevrede yaşayabilmek için kendiliğimizden yapmamız gerekenlerden bahsediyor. Şu an çıkarlarımıza kısa vadeli maliyetler açısından bakarken, küresel iklim değişiminin olası etkilerini belirlemeyip uyum çalışmaları yapmazsak ilerisi için daha büyük sosyo-ekonomik risklere gireriz. Diğer bir deyişle, Türkiye şu an bu konudaki hedef ve stratejisini belirleyip, emisyon hedefi göz önüne alıp doğru dürüst politikalar belirlemezse bunun maliyeti ileride daha büyük olacak. Bu nedenle, Türkiye’nin Kyoto’yu göz ardı etmek gibi bir lüksü yoktur!..
X