Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Nietzsche ve İkbal’in öngörüsü

Nietzsche 1900, İkbal, 1938 yılında öldü.

Felsefe tarihinin devrim yaratan filozoflarından biri olan Nietzsche, İslam’ın bu yüzyılda en büyük düşünürü kabul edilen Pakistanlı şair-filozof Muhammed İkbal’in ilham kaynaklarından biridir.

 

İkbal, Nietzsche’ye, ‘Darağaçsız Hallâc’ diyor ve onu delirmekle suçlayan Batılı doktorları ağır biçimde eleştiriyor. (İkbal-Nietzsche münasebetinin ayrıntıları için bizim <ı style="mso-bidi-font-style: normal">‘Hallâc-ı Mansûrve Eseri’ adlı eserimize bakılabilir).

 

Nietzsche’nin ‘ateist’ olarak bilinmesi, sadık bir Kur’an mümini olan İkbal’i hiç etkilememiştir.

 

İslam’ın bu büyük düşünce devi, ‘ateist’ dedikleri Nietzsche’de çağdaş bir Hallâc-ı Mansûr (ölm. 309/921) ve çağdaş bir Mevlâna Celaleddin (ölm.1273) görmüş, etkilendiği üç önemli isimden biri olarak eserlerinde Nietzsche’yi sürekli yüceltmiştir.

 

İslam’ın büyük vicdanı Muhammed İkbal’e göre, Nietzsche, tıpkı Hallâc-ı Mansûr gibi, çağın idrak kapasitesinin çok üstünde ve ötesinde olduğu için, kendi coğrafyası da başka coğrafyalar da onu layıkıyla anlayamamıştır.

 

Türkiye’de, çeşitli tarikat oyunlarıyla felsefeyi saf dışı etmek isteyenlere Kur’an’ın büyük öğrencisi İkbal’in bu yaklaşımını hatırlatıyor, İslam’ı da çağı da felsefeyi de anlamakta ne kadar zavallı halde kaldıklarını görmelerini ümit ediyorum.

 

İslam’ın değerlerine sıkı sıkıya bağlı ve onların çaplı ve cesur savunucusu olan İkbal, Nietzsche bahsindeki tutumuyla bize göstermektedir ki, bir filozof, filozof olmalıdır ve bir filozof filozof olduğu kadarıyla değerlidir. Filozofun ve felsefenin dindarlığı diye bir ölçüt söz konusu edilemez. Edilirse felsefeden ve filozoftan bahsetmek abes olur.

 

Filozoftan beklenen, iyi felsefe yapmasıdır, iyi dindar olması değil. Felsefeden beklenen de inandırması değil, düşündürmesidir.

 

Gerçek budur ama hem iyi bir dindar olup hem de bu gerçeği itiraf etmek için İkbal çapında Müslüman olmak gerekiyor.

 

Emperyalizmin ve çıkar odaklarının payandalarıyla subaşlarına gelenler bu gerçekleri anlayamazlar. Çünkü bu gerçekleri anlamak yetenek, alın teri ve özgür benlik işidir. Filan tarikata ‘sadık mürit’ olmak veya filan süper gücün dümen suyunda gitmek böyle bir nasip kazandırmaz.

 

Allah dışında birilerine teslimiyetin kazandıracağı tek şey, önce ruhun, sonra da bedenin köleleşmesidir.

 

Tarikat şeflerini Peygamber’in, hatta Allah’ın yetkileriyle donatarak maskeli şirk sergileyenler bu gerçekleri ne anlayabildiler ne de anlama yönünde bir ümit vaat edebiliyorlar.

 

Ama her şeye rağmen, şurada irdelediğimiz gerçekleri kabul eder ve felsefe derslerini medrese ilmihaline çevirme hevesinden vazgeçerlerse insan olarak da iktidar olarak da kârlı çıkarlar.

 

 

 

X